Ben ve Öteki Arasındaki Sınırın İhlali: Taciz

İnsan vücudunun en büyük organı deri, milieu intérieur* ve dış dünyayı ayıran, bedene şekil veren ve beni kuşatandır. Ten, benliğin dış yüzeyini sınırlayan, harici olanla temas eden ve ötekinin gözleyebildiği huduttur. Bedenin bütünlüğünü koruyan ten, benliğin de muhafızıdır. Sadece fiziksel bir organ değil; zahmetsiz ve ziyadesiyle libidinal enerjine etki eden, dış dünyaya açılan, harici olanı duyumsayan ve kabul eden alandır, sınırdır. (1) Bebek zihninin içe yansıtma gücü olmamasından dolayı pasif olarak deneyimlediği tüm duyguların kalıbı da bu sınırdır. (2) Bu sınır, bireyin ruhsal yaşamının bütünlüğünü korur. Ancak hayattaki çeşitli karşılaşmalar sınırımızı esnetmeyi ve olgunlaşmamızı sağlarken, bazı karşılaşmalar bu sınırın maddi ve manevi ihlal edilmesiyle hasar alır.

Ben ile öteki arasındaki sınıra dokunmak, sınıra dokunmaktan bahsetmek, sınırın yersizliğinden konuşmak, sınırları aşağılamak, sınırlarını aşmaya zorlamak hem bariz hem sinsi tacizdir; hem maddi hem manevi taarruzdur. Başka bir deyişle, bedenin eksiklik ya da fazlalıklarından bahsetmek, uygunsuz anlarda gündelik performans eleştirisinde bulunmak, tepki verilmesini engellemek ya da tepki vermeye zorlamak veya yetkileri suistimal etmek karşı tarafın sınırları ihlal ederek manevi tacizde bulunmaktır. Örtük olarak karşıdakinin kimliğine saldırı, şahsiyetini yok etme eylemidir. Genellikle yetkinin suistimaliyle başlar. Yetki sahibi/saygı duyulan/otoriteye sahip olan karşısındakinin önce kendine olan güvenini ve saygısını yitirmesine neden olarak narsistik ihlallerde bulunur; bu eylemler bazen cinsel ihlallere kadar varabilir. Ancak gayri vazıh ve bariz şiddet eylemleri, toplumsal kalıpların, kutsallaştırılmış kavramların arasında sincice dolaşmayı başarır. pederşahi topluluklarda kendini açıktan açığa belli etmeden sürekli var olmayı başaran taciz, dört duvarla çevrili evin içinden, hayali duvarıyla daha berrak görünen tiyatro sahnesine kadar mekân ve zaman ayırmadan her yerdedir.

Tacizin her türünde fail aslında mağdurun sınırlarına dokunur. Mağdurun şahsiyetine, onuruna, ruhsal ya da fiziksel bütünlüğüne sözle, yazıyla, davranışla bir saldırı söz konusudur. Lakin, ihlal, sınırı yok etmez; kelimenin etimolojik yapısındaki gibi bozar, yıkar veya delip geçer. İhlalci, sınırın bütünlüğünü bozmaz, yani kurbanını öldürmez ama mağdurunun benliğinin bir yanını yitirmesine neden olur.

İLLÜSTRASYON: Chelsea Charlesi

Mağdurların aciz, kudretsiz veya patolojik yapıda olduklarına yönelik genel kanaatin aksine, -özellikle iş ortamındaki tacizlerde- kurbanlar otoriteyi reddedebilen, tepki gösterebilen, baskıya rağmen direnme kapasitesi olan kişilerdir. Ekseriyetle bu kişiler, mutlak erkini sınamak ve karşısındakini mülkiyeti altında bulundurmak isteyen failin hedefi olurlar. Bazense, birinin diğerinde olmayan bir niteliğine imrenildiğinde vuku bulabilir. Birinin gençliği, bir diğerinin iletişim becerisi, güzelliği veya yakışıklılığı ya da enerjisine özenmeyle birlikte manevi taciz alevlenebilir. Ortak çalışma alanlarında diğerinin sınır ihlaliyle ortaya çıkan bu psikolojik taciz yatay (eşitler arası), dikey (asttan üste) ya da düşey (üstten asta) olabilir.

Taciz, saptanması zor denge bozucu dokunuşlar içerir. Taciz süreci başladığında mağdur, dengesiz davranışlar sergileyen, kötü kişilik özelliklerine sahip, geçinilmesi zor bir karaktermiş gibi çeşitli yollarla damgalanır. Böylece, çatışma failin mesuliyeti değil, kurbanın kişilik özelliklerinden dolayı hak ettiği durum olduğu izlenimi yaratılır. Kendini yüceltmek için başkalarını aşağılamayı meşru gören failler, zaten karşısındakinin bunu hak ettiğini ve şikâyet etmek gibi bir imtiyazı olmadığına inanırlar. Mağdur, kişiliği reddedilmiş külfet veren bir nesnedir; şeydir. Mağdurun kendi benliği olan bir öteki olarak reddedilmesi fail için sadece güç arayışından kaynaklanmaz, aynı zamanda karşısındakini bir şey/eşya/kukla gibi oynatmanın hazzı vardır.
Manevi taciz başladığında ilk merhalede mağdurun muhakeme yetisi etkisizleştirilir. Mağdur kim haklı kim haksız, bu bir taciz mi, değil mi, bilemez hale getirilir. Böylece mağdur tepki gösteremeyecektir. Mağdurun dengesini bozmak, kendi algılarından şüpheye düşürmek ve kendi duygularını abartıp abartmadığından emin olamamasını sağlamak için failler çeşitli iletişim(sizlik) yöntemleri kullanırlar.

Doğrudan iletişim reddedilir, zira şeylerle diyaloga girilmez. Diyaloğun reddi, mağduru paralizi eden bir özelliğe sahiptir. Konuşarak çözüm bulma ihtimalinin önünün kapatılması bir yana ortadaki sorun yok ima edilerek mağdur tarafında çatışmanın şiddetlenmesine neden olunur. Aynı zamanda, mağdura var olmadığını, görülmeye ve duyulmaya değmeyecek kadar yok olduğunu ve bir şey olduğu hissettirilir. Failler doğrudan iletişime geçmeyi reddettiklerinden az konuşan yüce, bilge, asil izlenimi bırakabilirler. Olayları adlandırmaz, imalar, iç geçirme, kafa çevirme, göz devirme gibi beden hareketleriyle karşı tarafa belli belirsiz mesajlar verirler. Bu muğlaklık mağduru kendini suçlamaya, sorunu kendinde aramaya ve kendinden şüphe etmeye götürebilir. Hiçbir şey açıklıkla söylenmediği için, her şey kınama veya yanlış anlama olabilir. İmalarından dolayı mağdurdan tepki gelirse “Ben öyle bir şey söylemedim. O kendine göre anlamlar çıkarıyor!” diyerek mağdur suçlu konuma düşürülebilir. Açıklamasız, alengirli bu iletişim(sizlik) karşılıklı bir yabancılaşmaya dönüşebilir. Aynı zamanda, dil deforme edilir; her türlü yoruma ve yanlış anlamaya müsait olacak biçimde cümlelerde boşluklar vardır, sözler tamamlanmaz ve muğlak bırakılır. Failler bazen homurdanarak, kelimeleri açık telaffuz etmeyerek ya da içe doğru mırıldanarak konuştuklarında anlaşılmadıklarından tekrarlayan veya cevap bekleyen konumuna geçerler; böylece mağdurlarını kendilerini dinlememekle suçlayabilirler. Teknik, soyut ve dogmatik dil kullanımı faillerin sıklıkla uyguladıkları bir başka sözsel yöntemdir. Istılah söylemlerle ve bilgin tavırlarıyla karşılarındakileri ahmak hissettirler. Dinleyenler anlamları dert edilmemiş bu terimleri sorarsa, fail tarafından cehaleti yüzünden hor görülebilirler ya da anlamadıkları terimleri sormaktan imtina edip, daha sonra faile cevap veremedikleri için kendilerini suçlayabilirler. Istılah paralayan failler kendilerini dinleyenlerin düşünebilmesini ve binaen tepki vermesini engellemiş olurlar.

Faillerin sıklıkla başvurduğu alaya alma ve aşağılama ataerkil topluluklarda egemen bir tavırdır. Özellikle kadınlara yönelik bu taciz, şakaların, takılmaların, alayların arasına gizlenir; dolaylı eleştiriler ve aşağılamalarla doludur. Bu tarz manevi taciz failleri kadını, farklı olanı ya da feminen davrananı alaya alan, aşağılayan, küçük düşüren her şakadan keyif alırlar. Kadının cinselliğini yok saymakta ya da kadını bütünüyle bir birey olarak kabullenmemektirler. Başarılı bir başrol oyuncusu eğer kadınsa illaki yönetmeniyle birlikte olmuştur; kendinden büyük biriyle birlikteyse hafifmeşreptir; istediği rolü/
işi alabildiyse ya seksidir ya da tanıdıkları vardır; tüm kadınların sorunları aynıdır… Alaycı aşağılamalar genellikle kadın veya karşısındakinin cinselliği üzerinden gelir. – LGBTIQA+ topluluğu, feminen davranışlı erkekler veya failin kendinden zayıf gördüğü herkes bu aşağılamalara maruz kalma ihtimali olsa da sıklıkla kadınlar üzerinden yapılan şakalarda kendini gösterir.-

Fail, mağdura şaka yapıyor, takılıyormuş gibi davranarak zayıf gördüğü bedensel özelliklerini tiye alır. Mağdur olumsuz reaksiyon verirse şakadan anlamamakla suçlanır. Cinselliğin yoğun teşhir edildiği noktalarda, mağdur rahatsızlığı hakkında tepki verir ya da itiraz ederse geri kafalı olmakla, modern olmamakla aşağılanır. Mağdur kendi sınırlarını ihlal etmeye zorlanır; kendini inkâr eder ve ruhsal bütünlüğünde hasara neden olur. Buna benzer tacizlerde, manevi taciz ile cinsel taciz arasındaki sınırın epey belirsiz olduğu görülebilir. Her iki durumda da mağdur bir nesne gibi kullanılır ve aktarım sonucu suçluluk duygusu fail ile mağdur arasında yer değiştirir. Suçluluğun taşıyıcısı mücrim yerine kurban olur. Kurban genellikle suçluluğu içselleştirir: “Her şey benim hatam! Ben izin verdim. Ben kabul ettim. Ben vaktinde mücadele edemedim. Ben anlamadım…” Faile göre de kurban zaten suçludur, onun yaptıklarını hak etmiştir. Mağdur, kendine olan güveni yerle bir olana dek küçük düşürülür, alaya alınır, art niyetli imaların arasında dengesi kaybettirilir. Yüksek lisans mezunu avukata zarflara pul yapıştırma, araştırma görevlisine evrak taşıtma, yönetmen asistanına kahve taşıtma gibi angarya işler verilir. Mağdurların kendi mesleklerine dair performans göstermelerinin önüne geçilerek değersiz hissetmeleri sağlanır. Yoğun baskı, ima ve belirsizlik karşısında strese giren mağdur, hata yapmaya itilir; sonunda stres altında panikleyen mağdur ufak tefek işleri dahi becerememekle aşağılanır. Neticede kendi de “değersiz, yetersiz veya beceriksiz” olduğuna inanır. Hatta bazen bu manipülasyonlar karşısında zihni selameti dengesizleşen mağdur, failine dahi hak verir konuma gelebilir. Diğer bir yandan, mağdur, kendini savunmasına yardımcı olabilecek, tepki vermesi için destek olabilecek çevreden tecrit edilir. Mağdura toplantı maili ulaşmamıştır, prova saatindeki değişikliğin bildirilmesi unutulmuştur, topluca gidilen öğle yemeğine son anda karar verildiğinden(!) mağdur çağrılmamıştır… Mağdur adım adım gözden düşürülür. Zira, sonunda mağdur yalnızlaşacak ve başkaldırma veya tepki gösterme ihtimali azalacaktır. Uygulanan tüm bu taktikler mağduru dibe çekerken, faili yüceltmeye müteveccihtir.

GÖRSEL: Henrieta Harris

Mağdurun sınırlarına nüfuz edilirken, aynı zamanda bu taciz sürecini fark etmesini engellendiğinden, kişi ne başına gelenleri tartışabilir ne de direnebilir. Normal koşullarda davranmadığı biçimde hareket etmesi sağlanarak, kendine ait düşünme sistemine müdahale edildiğinden, özgürce onaylamadığı halde dışarıdan bakıldığında faille suç ortağıymış izlenimi mevcuttur. Başına gelenleri kabul etmiş ya da yaşananlara onay vermiş görünür. Oysa mağdurun rızası yoktur. Ani saldırılar karşısında mağdurun tepki verememesi, direnememesi veya donup kalması bu tacize onayı olduğu anlamına gelmez. Zaten tüm hamleler, mağdurun kafasını karıştırarak tepki vermesinin ve direnmesinin önüne geçmek içindir. Oysa başına gelenlere rızası olmadan sadece maruz kalır. Yine de failin istismarı karşısında utanç hisseden, ruhsal açıdan eli kolu bağlanmış mağdurdur. Her türlü manipülasyonda olduğu gibi en başta mağdur kendini özgür sanmıştır. Bu özgür seçimle sevilmemeyi, aşağılanmayı kabul etmiş gibi hissettiğinden utanç duygusu da suçluluk gibi fail yerine mağdurun omuzlarına yüklenir.

Bariz gibi görünen tüm bu davranışlar bütünü kısa anlardan ibarettir. Bazen sistematik bazen anlık gerçekleşen sınır ihlalleri dışarıdan izleyenlerin görebileceği şekilde vuku bulmaz; görülse bile şahitler failin manipülasyonlarıyla körleşebilirler. Reddedilme veya aynı manipülasyona uğrama ihtimalinden çekinen diğerlerinin yanı sıra fail mağduru sürekli savunmaya, kendini açıklamaya iterek çevresini rahatsız edecek, sinirlendirecek davranışlarda bulunmasını da sağlamaktadır. Doğallığını kaybetmiş mağdur çevresindekiler tarafından da olumsuz yargılara maruz kalır. Böylece tacizin anlaşılması zorlaşır.

– Diğer bir yandan, mitlerin arasından sıyrılıp, mağdur suçlayıcılık ve etiketlenmeden kaçıp konuşabilmek, yaratıcılığa dayalı meslek alanlarında kutsallıktan arınarak tacizi görebilmek oldukça meşakkatli. Sınır ihlali içeren davranış özellikle yaş, kıdem veya görev tanımı bağlamında yürüyen hiyerarşik yapından aşağıya doğru ise -meslek grubu fark etmeden- bu konu hakkında sessizliğin büyümesine neden olmakta.
Bireyin sınır bütünlüğünü söz, yazı, davranış, bakış veya dokunuşla ihlal eden, hatta ihlal etmekle tehdit ederek aslında tacizi gerçekleştirmekte olan faillerin manipülasyonunu fark eden mağdurlar genellikle tanımlayamadıkları bir iç sıkıntısından bahsederler. Hatta narsist yapıdaki faillerin mağdurları şikayetçi olsalar bile faillerini yüceltmeye devam edebilirler: “…Evet ama çok iyi bir eğitmen…. ama sahneye büyülü dokunuşları olan bir yönetmen. … aslında harika bir ebeveyn…” Failler yüceleştikçe, mağdurlar karanlıkta kalır. Yalnız hissedilen bu karanlığın içinde depresif belirtiler ve anksiyete problemleri mağduru kuşatabilir.

GÖRSEL: Henrieta Harris

Kaçamadığı muamelenin sonucunda boyun eğen mağdur zamanla kendinden de kuşku duymaya başlar: “Ben bunları hak edecek ne yaptım? Acaba, problem bende mi? Belki de benim daha iyi olmamı istediği için kötü davranıyor. Ben mi yanlış anlıyorum?” Mağdur suçluluk, kuşku ve korku üçgeninde savaş verirken toplumun suçluluk bakış açısı, mağdurun daha yoğun baskı hissetmesine neden olur: “Sana böyle davranıyorsa, demek ki onun istediğini sen yapmıyorsun. Evet ama ateş olmayan yerden duman çıkmaz. O saatte sen neden oradasın? O/otorite/saygı duyulan en iyisini bilir, sen yanlış anlamışsındır…” Mağdur suçlayıcılık mağdurun kendine yapılan saldırıyı içselleştirmesini kolaylaştırır. Mağdurun kendinden kuşku ederken diğer yandan da failine boyun eğmek zorunda kalması kendi iç gerginliği yükseltir. Failden ve toplumdan gelen baskıdan kendi doğallığını kaybetmiş mağdur mütemadiyen stres altında hisseder.

Zamanla psikolojik savunma sistemlerinin hasar alması gibi hormonal dengesi bozularak sürekli alarm durumunda yaşamaya başlar. Sönümsüz tetikte olma hali şiddeti kişiye bağlı olmak üzere kalp çarpıntısı, sinirlilik, uyku problemi, baş ağrısı, sindirim problemleri, karın ağrısı, titreme, aşırı hassasiyet gibi fiziksel reaksiyonlara neden olur. Oysa bunlar ruhsal tepkilerin fiziksel yansımalarıdır.

Tacizin her biçiminde sınırlar ihlal edilmiştir. İhlal edilen sadece bedensel sınırlar değil, ruhsal sınırlardır, benliğin sınırlarıdır. Fiziksel ya da ruhsal saldırılarla bireyin bütünlüğüne kastedilmiştir. Her türlü tacizin sonunda bireye, kuşku, suçluluk ve korku üçgeninde kendi doğallığını kaybettirilmiştir. Mağdur, başta kendini özgür sanan ancak manipülasyonlar veya suistimaller sonunda boyun eğmek zorunda kalan, istediği gibi davranamayan, yanlış anlaşılan ya da anlaşılmayan, maruz kaldığı şeye rızası olmayan ama tepkisizliğe sürüklenen bir “şey”dir. Fail mağduru nesneleştirmiş ve kendine ait kimliği olan öteki olarak reddetmiştir. Tacizin her türü bir cinayettir; kansız, izsiz, kanıtsız. Ortada görünen bir ceset yoktur ama yok edilmiş bir benlik vardır.

(Elbette, faillerin özelliklerinden, neden benlik avından zevk aldıklarında ya da bunu sadece zevk için mi, yoksa geçmişlerinde
açık kalmış yaraların acısını dindirmek için mi yaptıklarını derinlemesine inceleyebiliriz. Lakin tacizin, özellikle manevi tacizin tanımlanmasının, sınırlarının anlaşılmasının güç olduğu bu süreçlerde faillerin davranışlarını anlama kısmını erteleyebileceğimizi düşünüyorum. Bilakis,
mağdurlar yerine faillerden konuşmak, taciz karşısında kafası karışan, suçluluk ve utanç duyan mağdurun anlaşılmasının önüne geçerek, yalnızlığının büyümesine neden olabilir.)

*İç Ortam

1) Freud, S. (1949). Three essays on the theory of sexuality. (Ernst Kris papers.) London: Imago Pub. Co.


2) Bick, E. (1968). The experience of the skin in early object-relations. The International Journal of Psychoanalysis, 49(2-3), 484-486.

3) Hirigoyen, M. (2015). Manevi Taciz- Gündelik hayatta sapkın şiddet. İstanbul. İletişim

4) Kleppe, B., & Røyseng, S. (2016). Sexual Harassment in the Norwegian Theatre World. The Journal of Arts Management, Law, and Society, 46, 282-296. https://doi.org/10.1080/1 0632921.2016.1231645


Bu yazı TEB Oyun Dergisi’nin 43. sayısındaki “Gösteri Sanatlarında Sınırlar” dosyasında yer almıştır.

TEB Oyun Dergisi’nin 43. sayısının tamamına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.


Bu yazıyı yer işaretlerinize eklemek ister misiniz?

Yazar Hakkında / Ayşe Naz Hazal Sezen

Yorum yap

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et