İki Otobiyografik Performans

“Ne Orada Ne Burada” Sadece “do,laş,mak”

Bu yıl Sakıp Sabancı Müzesi’nin altıncısını düzenlediği Müzede Sahne etkinliğinin teması ekolojik yıkım ve iklim krizi üzerineydi. Etkinlik, ekoloji ve iklim krizi temalı birçok oyun, panel ve performanslara ev sahipliği yaptı. Bu etkinlik sürecinde, 11 Ağustos 2022 tarihinde art arda Müzede Sahne seyircisiyle buluşan temaya dair iki performanssa Ne Orada Ne Burada (Nejbir Erkol) ve do,laş,mak’tı (Eylem Ejder). Bu çerçevenin yanında kırılganlık ve yaralanabilirlik kavramları üzerine üretimler yapan görsel sanatçı Nejbir Erkol ile tiyatro ve performans sanatları alanında çalışan yazar ve akademisyen Eylem Ejder’in performanslarını art arda izlediğimde ve üzerine kendileriyle konuştuğumda birbirlerine giden bir kök sezmemek elde değildi. Bu iki performans da otobiyografik performanslar başlığı içerisinde incelenebilir bence. Her iki performansçı da biz izleyenlere kendi anılarından, deneyimlerinden birer an veriyorlar. Bizleri kendi yaşanmışlıklarına dâhil ediyorlar. Onların performaslarında bizimle konuşan, doğrudan kendi anıları, deneyimleri. Bunların yanında her iki sanatçı da bir ormandaki ağaçların birbirine dolanmış kökleri gibi anıların ve olayların köklerini takip etmeye çalışıyorlardı. Bu sonsuz yolculuk sırasında, bence, kişi kendi benliğiyle ilgili yeni bir şeyin farkına varabiliyor veya kendini, köklerini bir kez daha hatırlayabiliyor. 

Bu sebeplerle Eylem Ejder’in ve Nejbir Erkol’un serüvenleri ile ortaklıkları hakkında ne düşündüklerini sormak istedim ve onların deneyimlerine bu sefer sözle değil buradan, yazıyla ortak olmayı amaçladım. İlk önce, bu iki sanatçıyla 29 Ekim 2022 tarihinde Şişli Çaykovski’de buluşup yaptığımız sohbet daha sonrasında e-postalarla devam etti. Aşağıdaki söyleşi bu görüşme ve yazışmalardan derlenmiştir.

Baturalp Ali Yavuz: Öncelikle her ikinize de merhaba. Nejbir Erkol sizin Ne Orada Ne Burada performansınız, Eylem Ejder sizinse do,laş,mak performansınız bu yıl altıncısı düzenlenen Müzede Sahne etkinliği kapsamında aynı çatı altında buluştu. Bizlere biraz performanslarınızın ortaya çıkış ve gelişim sürecinden, sizi bu performansı üretmeye iten şeyden bahsetmek ister misiniz?
iki-otobiyografik-performans
Nejbir Erkol

Nejbir Erkol: Merhaba Baturalp ve Eylem. Öncelikle çok teşekkürler güzel davetin ve performansta yanımızda olduğun için.  Ne Orada Ne Burada isimli performansım 2019’dan bu yana üzerine çalıştığım Çukur projesinin bir parçası olarak ortaya çıktı. Çukur projesi 2019’da evimizin 97 adım uzağına düşen ve düştüğü yerin ıslak olmasından dolayı patlamayan bir havan topunu konu ediniyor. Uzun süredir üzerine çalıştığım kırılganlık ve yaralanabilirlik kavramları bu olaydan sonra daha da odaklandığım bir konu oldu. Yaşanan olayla eş zamanlı yer aldığım Daire Sanat Açık Atölye Konuk Sanatçı Programında atölyeyi ziyaret eden insanlara olayı anlatma fırsatı buldum. Bir yandan da yer aldığım Arter Araştırma Programı’nda diğer katılımcı sanatçılarla bu konuyu paylaştım. Tabii pandemi sebebiyle görüşmelerin hepsi çevrimiçi olarak yapıldı. Her toplantıda ses kayıtları ve notlar alınırdı. Daire Sanat’taysa gelen ziyaretçilerle birebir konuşuyorduk. Benim için en enteresan olanı beni dinleyenlerin başkalarına olayı anlatma biçimi oldu. Bir gün çok kalabalıktı atölye ve bir şekilde olayı anlattığım birkaç kişinin başkasına anlatışını gördüm. Anlattığım olay kulaktan kulağa oyunu gibi bambaşka bir şekilde bana geri dönüyordu. Bunları not almaya ve insanlarla paylaşmaya devam ettim. Sonrasında bunları bir metne, metinden de bir hikâyeye dönüştürdüm. Bir şekilde bir yerlerde sansüre uğramıştım. Bu sefer bu sansürü kendime yaparak sürece devam ettim. Sürecin sonunda çıkan eskizler ve metinlerle beraber bir performans ortaya çıktı. Tanıklığımı bir şekilde karşımdakilere korkmadan en doğru şekilde nasıl anlatabilirim diye düşündüğümde aklıma böyle bir çözüm yolu gelmişti. Gerçek olayı anlatıp karşımdakileri korkutup onları umutsuzluğa sürüklendirmektense bunu çocukken bize anlatılan hikâyelerdeki gibi kurgusal bir metne çevirerek anlattım. Hikâye bir çiftçi ile kanyaş otunun arasında geçen münakaşayı konu ediniyor. Kısaca, bir sabah tarlasına giden çiftçi tarlasında yabancı bir otun çıktığını görüyor ve onu oradan  kovmak için ona büyük bir savaş açıyor. Performansta çiftçinin nefretine, kanyaş otununsa direnişine tanıklık ediyoruz. 

Baturalp Ali Yavuz: Tekrar merhaba Eylem. Peki sizin tarafınızda süreç nasıl işledi? Değinmek ister misiniz?

Eylem Ejder: Merhaba Baturalp, merhaba Nejbir. Öncelikle, söyleşi davetin için çok teşekkür ederim Baturalp. do,laş,mak adlı çalışmamın iki farklı versiyonunu gören seninle ve daha önce ortak çalışmalarda yer aldığım Nejbir’le burada buluşmak çok güzel bir duygu. Oldukça heyecan verici. 

Eylem Ejder

do,laş,mak bir dizi karşılaşma sayesinde ortaya çıktı. Tiyatro ve ekoloji üzerine araştırma notlarımı, yayımlanmış otobiyografik yazı ve denemelerimden seçme bölümleri, 2019’dan beri düzenli tuttuğum şiir formundaki günlüklerimden okumaları ve gelişigüzel dolaşmalarımda çektiğim fotoğraflardan bir seçkiyi içeriyor. “Geri Dönüşüm Dramaturgileri” başlıklı tiyatro doktora tezim, bu tez araştırma sürecinde katıldığım Arter Araştırma Programı’nda ürettiğim “geri dönüş kelimeleri” adlı otobiyografik çalışma ve 2021 Bahar dönemi misafirleri olduğum Mutluköy Konukevi’ndeki ekoloji üzerine çalışma ve deneyimlerim do,laş,mak adlı sunum-performansın temel izleğini oluşturuyor. Adını ve odağını ekolojik düşüncenin kalbinde yer alan dolaşıklık  (entanglement) fikrinden alıyor. Ben bunu Türkçede düşününce çağrışımın ne kadar zengin olduğunu fark ettim ve dolaşmak edimini farklı biçimlerde icra etmeye çalıştım. Kuantum fizikçisi Karen Barad’ın kuantum dolaşıklık ilkesi ve difraktif (kırınımsal) okuma önerisinden esinle bu fikri önce yazıda icra etmeye, poetikaların dolaşıklığını mesele edinmeye başladım. Biri diğerini okumaya davet eden, bir bölümü diğerine dolaşan, birbirleriyle yan yana/iç içe/karşıt var olabilen, biri olmadan diğerlerinin de eksik kalacağını hissettiğim metinsel çalışmalar ürettim. Yazıya farklı poetikaları dolaştırarak neşeli bir kaosa dönüştürecek şekilde kendi hakkında olanı icra etmeye çalışan bir metin diyebiliriz.

Aslında bu deneyimleri bir sunum performansa (performance-lecture) dönüştürmek gibi bir niyetim yoktu. 2022 Mart ayında Mareliber’in Çankaya Belediyesi için düzenlediği 8 Mart haftası etkinliklerine davet edilmiştim. Mutluköy’deki ekoloji üzerine deneyimimi anlattığım şiir-metinleri oyuncu bir arkadaşım okuma performansına dönüştürecekti. Ancak o gelemeyince, bu işi yapmak bana kaldı. Kendi deneyimimi, yazdıklarımı ve çektiğim fotoğrafları paylaştığım, sıcak, samimi, şiiri ve doğayı hissettiğimiz güzel bir paylaşım olmuştu. O gün oraya katılanlar bunu devam ettirmemi söylediler ve do,laş,mak her defasında başka yollara açılarak devam etti. Senin izlediğin iki farklı halinde göreceğin gibi odağını sadece Mutluköy değil, çocukluktan bugüne farklı anlarda do,laş,malar oluşturuyor.

Baturalp Ali Yavuz: Her iki performans da otobiyografik performans çerçevesinde incelenebilir. Bu performansların gerçekleştirilme sürecinde sizin deneyimlerinizi merak ediyorum. Hiç tanımadığınız insanlarla hayatınızdan bir kesit paylaşmak sizlere ne hissettirdi?

Eylem Ejder: Bu paylaşımı daha çok birlikte bir yola çıkmak, gelişigüzel dolaşmak ve birbirimize eşlik etmek gibi gördüğüm için katılımcılarla biraz “dışarı çıkmak”, biraz “yan yana gelmek”, biraz da “karşı karşıya gelmek” gibi hissettim. Olan bitenden çok memnundum açıkçası. Kırılgan yanları yok değil. Çünkü sunumun sonlarına doğru katılımcıları masaya davet ediyorum. Sanki performansın bir-iki saatlik süresi boyunca hemen her şeyi paylaşmaya, konuşmaya açık olduğum bir aralık bu. Orada minik defterlere tuttuğum günlüklerim var. Katılanların diledikleri gibi açıp okuma hakları var. Ve okuyorlar da. Kalbim ellerinde gibi hissediyorum. Akmış, dağılmış ve yine toparlanmış gibi. 

Baturalp Ali Yavuz: Siz neler söylemek istersiniz Nejbir?

Nejbir Erkol: Öncelikle bu olay ilk gerçekleştiğinde ilk defa kendimi şanslı hissetmiştim. Benim için trajikomik bir olaydı. Sonuçta aileme bir şey olmamış, kimse zarar görmemişti. Genelde bu kadar şanslı olmaz yaşadığım yer bu konuda. Yalnız bu olayda zarar gören tanımadığım başka bir canlı vardı. Başına buyrukluğuyla bilinen kanyaş otları. Olaydan bir ay kadar sonra havan topu araziden çıkarılınca arazide oluşan çukurun içinde bitki köklerine rastladım ve onların ne olduğunu kim olduğunu bilmeden yanıma aldım. Olayı ilk paylaştığım kişiler arkadaşlarım çünkü olayı duymuş beni merak etmişlerdi. Sonrasında bu olaya tanıklık eden bitkinin ne olduğunu öğrenmek için bu konu hakkında bilgisi olan birkaç kişiye daha anlatmak zorunda kaldım. Bir süre sonra kendimi hep anlattığım, çizdiğim bir sürecin içinde buldum. Bir şekilde yaşadığımız şey duyulacaktı. Bunun yanlış anlatılmasındansa bu olayı yaşayan birinden öğrenmeleri, duymaları daha doğru olur diye düşündüm. İlk zamanlar anlatmak çok zor gelse de sonrasında yükümü hafiflettirdiğini hissettim. O yüzden de hep anlatmaya ve çizmeye devam ettim. Ta ki arazide açılmış çukurun boşluğu dolup, izi silinene kadar.

do,laş,mak performansından bir kare.
Baturalp Ali Yavuz: Her iki performansın sonunda da üretiminizin imgesel bir karşılığını seyirciyle paylaşıyorsunuz. Bu paylaşım bende, paylaşılan, ortak edilen hikâyenin somut bir karşılığı şeklinde tınlıyor. İzleyici, sizin kişisel deneyiminizden bir parçayı, dolayısıyla hayatınızdan bir kesitin imgesel karşılığını performanstan sonra yanında götürebiliyor. Onlarla bunu paylaşıyorsunuz her ikiniz de. Bu bence performansları yaşatan ve o imgesel karşılığa sahip olan izleyiciler için performansın sürdürülebilirliğini sağlayan kıymetli bir eylem. Bu imgeleri izleyiciyle paylaşma kararı aldığınızda amacınız ve sizi bu eyleme iten şey neydi değinmek ister misiniz?

Eylem Ejder: Sadece vermek istedik sanırım. Ya da sunmak. Ağaç meyvesini nasıl verirse, yaprağını nasıl dökerse, nehir suyunu nasıl verirse öyle. Evet, bilgini, deneyimini, aklındaki soruları paylaşmak da vermenin, o alış verişin bir yolu. Ama sonunda bir şeyler vermek, örneğin benim do,laş,mak’ta fotoğraflardan hazırladığım küçük kartpostalları, arkalarına sunumda adı geçmiş bir dizeyi, bir cümleyi yazdığım kartları vermem ve katılanlardan da benim için bir şey verip vermeyeceklerini istemem ya da Nejbir’in ipe astığı eskizleri vermesi gibi. Biz, ikimiz de sadece davet ediyoruz. Buradan dilediğinizi alabilirsiniz diye. O günkü yol arkadaşlığımızın bir anısı olarak belki bir kitabın arasında, belki çalışma masasında, kitaplığımızda bir yerlerde kalacak. Kendini ve orada geçirdiğimiz anın duygusunu hatırlatacak. Belki bir çıkıp “dolaşmak”a çağıracak. Bilemiyorum. Ama şu da var: Sunum dediğimiz kavramı ben, kelimenin biraz suyunu çıkararak, su gibi görüyorum. Akışa dair, ferahlatan, olmazsa olmaz bir şey. O yüzden tüm bu anlatılan paylaşımın ötesinde  bir şey vermek istedim. do,laş,mak boyunca “insanın sadece ama sadece kendi eyleyişinin sesi olması ya da o sese yakınsaması nasıl bir performans, nasıl bir ekolojik duygudur” diye merak ederken seslerimizin dolaşıklığını hissettim sanırım. O yüzden o fotoğraflardaki çöl, dağ, otlar, ağaç kovukları arasında gezinen, durup düşünen, hayret eden sadece ben değilim artık diye düşünüyorum. Şimdi, katılımcılardan da bir şey vermelerini istiyorum. Ne ilginç, bana verilenler çoğunlukla kartların arkasına yazdıkları kısa şiirler oluyor. Onlar da umuyorum, benimle birlikte başka yollara, seslere, karşılaşmalara dâhil olacak ve dolaşacaklar. 

Baturalp Ali Yavuz: Sizi böyle bir eyleme iten şey neydi? Değinmek ister misiniz?

Nejbir Erkol:  Bazen bir yaşanmışlığın, tanıklığın izini görmemizin  gerektiğine inanırım. Bu onu daha yakın ve unutulmaz kılar. Performansın çıkış noktası çamaşır asma eylemine dayanıyor. Bu aslında çok karşılaştığımız, evimizde en çok tekrarlanan olaylardan biridir. Çamaşır asma eylemi bir yandan hepimizin ortak bir eylemi ve bir dertleşme alanıdır, en azından benim deneyimime göre öyle. Aynı coğrafyanın aynı evin bireyleriyiz. Hikâyesini anlattığım kanyaş otları bir şekilde hepimizin bahçesine ve saksısına sızmıştır sadece dikkat etmemişiz, ne olduğunu bilmiyoruzdur. Çamaşır ipinde herkese ait bir şey olacağını düşündüm. O yüzden rahatça içinde gezip, bakıp, istediklerini alabileceklerini belirttim. Eylem’in de dediği gibi bunu sadece davet olarak yapıyoruz. Bu tür konularda hatırlamak çoğu zaman acı verici olabiliyor o yüzden almamalarını da anlardım. Hikâyesini anlattığım kanyaş otları ve çukurun çizimlerinden oluşan kâğıtların  hepsi performansın sonunda kendisine sıcak bir yuva buldu. Artık yaşanmışlığıma ortak olan daha fazla insan vardı.

Ne Orada Ne Burada performansından bir kare.
Baturalp Ali Yavuz: Bu paylaşımlara ortak olan seyircilerin sizlere geri dönüşleri nasıldı?

Nejbir Erkol: Performanstan hemen sonra konuştuğum insanlar da oldu sonrasında bir şekilde mail yazıp sosyal medyadan ulaşanlar da. Geri dönüşler çok samimiydi. Bir şekilde ortak bir yerde, bir hikâyede buluştuğumuzu anladım. Uzak olmamız aynı bahçede aynı hikâyeyi dinlememize engel değildi, hepimizin kırılganlıkları vardı ve bunu performanstan sonra daha rahat bir şekilde birbirimize dile getirebildik. 

Baturalp Ali Yavuz: Peki size yapılan geri dönüşler ne yöndeydi?

Eylem Ejder: “Kalbinizi bize açarken bizim de kalbimizi açtınız” diyorlar genelde. Çok şey hatırlattığını, orada dönüşüme dair bir parıltı olduğunu söylüyorlar. Bir de bir insanın kendi düşünme yöntemi, hissetme biçimleri, yazdıkları ve düşündüklerini bu kadar açık ama kesin bir doğru olarak dayatmayan bir şekilde ifade etmesinin etkileyici olduğunu. Hemen her performansta bire bir konuşmadan ayrıldığım kimse olmuyor. Herkes bir şekilde yanıma gelip kendi deneyimini paylaşıyor. Sarılanlar çok oluyor. En sevdiğim kısmı bu.

Baturalp Ali Yavuz: Eylem Ejder’in performansı her seferinde kendini yenileyen, belki olgunlaşan, nefes alan, sabit bir metin yerine izleği olan bir performans. Nejbir Erkol’un performansı doğrudan hayatın içinden, hayatında etki bırakmış, geçmişte olan, metne dayalı bir performans. Performansınızda bir metnin oluşunun veya olmayışının anlatınızı güçlendirdiğini veya güçsüzleştirdiğini düşündüğünüz, değiştirmek veya bir ekleme yapmak istediğiniz kısımlar var mı?
do,laş,mak, Eylem Ejder

Eylem Ejder: Öncelikle işlerimize dair bu tanımlaman için çok teşekkür ederim. “Nefes alan performans”… çok hoşuma gitti. do,laş,mak bir dizi farklı metinsel çalışmanın arasında geziniyor. Ama dediğin gibi önceden yazılmış sabit bir sunum-performans metni yok. Bunun da kendi yöntemi ve kavramlarına içkin olduğunu düşünüyorum. Benim hem do,laş,mak’ta hem de ekoloji üzerine başka çalışmalarda yapmaya çalıştığım şey “kendine ait bir eko-poetika” geliştirmek. Yapıp ettiklerine bir “geri dönüp bakarak” dolaşmak eylemini ekolojik bir yöntem ve biçim olarak benimsiyor ve temsil yerine provayı, başı, ortası sonu belli olan bir yapıt fikri yerine gelişigüzelliği ve bitmemişliği sahiplenmeye çalışıyorum. O yüzden baştan sona bitmiş, önceden kurulmuş ya da klasik anlamda ezber edilmiş bir performans metnim yok. Bunun dezavantajları vardır elbet. Ama şimdiye dek hep imkânlarıyla ilgilendim, hala da öyle yapıyorum. Çünkü çoklar. O yüzden değiştirmek, eklemek, çıkarmak istediklerim her zaman oluyor. Biraz da nerede yapacağım, hangi seyirciyle karşılaşacağıma bağlı olarak değişiyor. 

Baturalp Ali Yavuz: Peki siz neler söylemek istersiniz?

Nejbir Erkol: İlk zamanlar arşiv gibi tuttuğum her şeyin bir anda hikâyeye dönüşmesi garip bir deneyimdi benim için. Ama her ikisini performansta bir araya getirerek onu canlı tutabileceğimi düşündüm. Evet, bir metin vardı ama izleyicinin bana olan mesafesi, dinleyip, dinlememesi performansın seyrini değiştirebilecek etkenlerdendi. Bu performansı ilk Mardin Bienali’nde yapmıştım. Orada yüksek bir terasta yer alırken, Sabancı’daysa bir ağacın altında bahçede hep beraberdik. Ses sistemi istiyor musun diye sormuşlardı her iki mekânda da, bense çok karşıydım buna. Onlara derdimi dinlemek isteyen yakınıma otursun isterim demiştim. Performans başlamadan önce bunu söyleyip istediğiniz yere oturabilirsiniz dedim. Genel olarak herkes çok yakındı. Performansa başlarken yazdığım kurgusal metni anlattım, sonrasında dinleyenlerin can kulağıyla dinlemesiyle beraber o an,  evet ben niye onlara gerçeği anlatmıyorum diye düşündüm ve olayın kendisini anlattım. Bir şekilde onları korkutmadan olaya hazırlamış oldum. Kanyaş otu ile çiftçinin arasında geçen olayı anlatan hikâyenin gerçeğini duymuşlardı. Pişman mıyım diye kendime sorduğumda belki de onları üzdüğüm için evet. Ama bir yandan da yaşanılanı hepimizin bilmesi gerektiğini düşündüm. Bu yalnızca bir hikâye olarak kalmamalıydı.

Baturalp Ali Yavuz: Otobiyografik performansın, performansı gerçekleştiren tarafından farklı bir deneyim olarak gözükmesinin yanında, performanslarınız biz izleyiciler için de oldukça farklı bir deneyim. Performanslarınızda duygu yüklü anlarla veya geriye doğru şöyle bir bakışlarla yer yer ne hissedeceğimizi bilemediğimiz anlar olabiliyor. Tiyatronun doğası gereği oyun kişisiyle iyi veya kötü yönde bir bağ kurabilmemiz genelde mümkün fakat doğrudan tanımadığımız bir kişinin hayatından bir kesit veya kendi deneyimlerine şahit olmak bizi, seyircileri farklı hissettirebiliyor. Birbirinizin performanslarını izlerken buna benzer duygu ve düşüncelere kapıldınız mı? Deneyimleriniz bizlerle paylaşmak ister misiniz?

Eylem Ejder: Biz Nejbir’le 2020’de Arter Araştırma Programı’nda tanışmıştık. Ne Orada Ne Burada performansına kaynaklık eden “Çukur” çalışmasını, yine onunla ilişkili olan “97 Adım” ve  “Aldım Verdim” metinsel çalışmalarını büyük bir merakla yakından takip etmiştim. O yüzden performansla karşılaşma deneyimimi ister istemez bu iki çalışmadan ayrı düşünemiyorum. Onunla, tıpkı Arter’in kitabında arka arkaya yer almamız gibi, Müzede Sahne’de performanlarımızın arka arkaya yer alması büyük bir mutluluktu benim için. Nejbir’in işlerinde en çok etkilendiğim şey,  çocukluktan bazı anlar, imgeler, ailesine dair izleri işleme biçimi. Sanırım kendimle bağı en çok kurduğum yerler. İkimizin işlerinde de “çocukluk”, “anne”, “kök” ortak motifler. Nejbir, Ne Orada Ne Burada işini ilk kez Mardin Bienali’nde yapmadan hemen önce buluşmuştuk. Annesinin Mardin’de damda çamaşır asarken anlattığı hikâye ya da gündelik şeyleri dinlemesinden esinlendiğini söylemişti. Çok etkilenmiştim. Ben “konuşan”, “anlatan”, “yazan” biri olarak hissettiğim anlarda hep anneme anlattığım günleri hatırlarım. Çocukken okuldan eve geldiğimde, sırtı dönük mutfakta yemek yapan, bulaşık yıkayan anneme derste öğrendiklerimi hikâye ettiğim günleri hatırlattı bana. Annemin hiç bıkmadan, hep merakla ve hevesle beni dinlediği anları. Hâlâ da öyledir annem. Bir de kendimle, içinden çıktığım mahalle ve kültürle bir tuttuğum kanyaş otlarını hatırlatıyor Nejbir’in performansı. Orada bulduğum var kalma çabasını ve işgali.

Baturalp Ali Yavuz: Peki siz duygu ve düşüncelerinizi paylaşmak ister misiniz?

Nejbir Erkol: Eylem’in de bahsettiği gibi, Arter Araştırma Programında tanıştık.  Sekiz aylık program süresi boyunca devamlı bir paylaşım içindeydik. Görüşmeler hep zoom üzerinden oldu ve  Eylem’i yeni tanımama rağmen sanki evimin içinden benimle konuşuyormuş gibi hissettiriyordu. Bana daha önce gittiği yerlerden çektiği fotoğrafları, not aldığı küçük defterlerini, defterlerinin arasındaki kurumuş çiçekleri gösterdi. Çok aynıydık, sonrasında üretimlerimizin de yakın olduğunu fark ettik. Onun sözcüklerinin arasında benim çizgilerim, benim resimlerimde ise onun sözcükleri dolaşmaya başladı. Peşini bırakmadığım kanyaş otunu Eylem’in bahçesinde, kucağında severken buldum, sanki aynı evde yaşıyor, geçmişi yâd ediyoruz. Eylem’in sesi herkesin duyabileceği bir ses, Sabancı’da yaptığı performans da tam da böyle bir yerdendi. Tüm sürecini, kalbini masasındaki açık defterlerde olduğu gibi önümüze açtı. Biz sayfaları arasında dolaşıyor, bir yandan da duvara yansıtılmış manzaraların kokusunu alıyorduk. Eylem “do, laş, mak”tan bahsederken neden heceleri virgüllerle ayırdığını anlattığı anda o an eminim herkes benim gibi virgül olmak istedi. 

Eylem Ejder: Nejbir, son cümlen beni çok duygulandırdı. Teşekkür ederim.

Baturalp Ali Yavuz: Performanslarınızı izleyici ile buluşturmaya devam edecek misiniz ve şu anda üzerinde çalıştığınız veya çalışmayı düşündüğünüz yeni projeleriniz varsa bahsetmek ister misiniz?

Eylem Ejder: Ben her defasında bu sondu diyorum ama o bana rağmen dolaşmak istiyor. En son Gazişehir Tiyatro Festivalinde yer almıştı. Şubat ayında Şule Ateş’in yürütücülüğünde Salt’ta posthümanizm ve ekoloji üzerine bir seminer dizisi olacak. do,laş,mak orada yer alacak. do,laş, mak’ı sanatçı kitabı olarak yeniden tasarlamak istiyorum. Sayfada dolaşmanın yollarını arıyorum. Bir de aklımda Kassandra, Şahmeran ve Medusa üzerine metinsel bir çalışma fikri var. Düzyazı, araştırma notları, eskiz ve şiirden oluşan. Yine ekolojik bakışla “dolaşık” bir iş. Tamamladığımda belki o da sunuma dönüşür.

Baturalp Ali Yavuz: Peki siz sürecin devamı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Nejbir Erkol: Kendisini hatırlattıkça kulak vermeye çalışıyorum. Bunun sadece bir hikâye olarak kalmasını istemiyor, bir şekilde unutulmadan, dağılmadan tüm bu süreci bir yerde bir araya getirmek istiyorum. Şimdilik bunun için çabalıyorum. 

Baturalp Ali Yavuz: Her ikinize de sohbetiniz için çok teşekkür ederim. Son olarak ekleme yapmak veya söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Eylem Ejder: Ben çok teşekkür ederim. İkinizle de buluşmak çok keyifliydi. Baturalp yorumların ve soruların oldukça zihin açıcıydı benim için. Güzel görüşün, ilgin ve özenin için ne kadar teşekkür etsek az.

Nejbir Erkol:  Çok teşekkürler bu güzel paylaşım alanını yarattığın için Baturalp. İkinizle de bu konular üzerine tekrar tekrar konuşmak çok iyi geldi. Daha nice buluşmalara.


Bu yazı Kendine Ait Bir Oda dosyası içinde yer almaktadır.

Yazar Hakkında / Baturalp Ali Yavuz

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et