Kuklalarla Çocuklar İçin Mitoloji

NİHAL KUYUMCU

İKSV Uluslararası Tiyatro Festivali bu yıl çocuklara yönelik bir etkinliğe yer verdi. İKSV Alt Kat ve Anuşka’nın Atölyesi’nin ortak yapımcısı olduğu, Ani Haddeler’in yazıp tasarladığı Mitolojik Hikâyeler adlı gösteride kuklalarla farklı disiplinlerden sanatçılar buluşup, her biri 15-25 dakika arası süren altı mitolojik hikâyeyi seyircilere sundu. Pandora’nın Kutusu’nda Demet Evgar, Truva Atı’nda KeKeÇa, Ariyana’nın Yün Yumağı’nda Gülinler, Midas’ın Altınları’nda Gökçe Gürçay (ÇeÇe), Odysseus ve Tek Gözlü Dev’de Serkan Keskin, Zeus, Hades ve Poseidon’da Tuluğ Tırpan konuk sanatçı olarak yer aldılar. Oyunun dekor tasarımını Tolunay Türköz, ışık tasarımını Cem Yılmazer, kostüm tasarımını Hande Ömürlü Yılmazer, tasvir tasarımını ve akustik müzik ve efektlerini Ayşe Akarsu üstlendi. Oyundaki her bir hikayede yer alan farklı bir sanatçının, kuklalarla oyun kurması, onlarla diyaloğa girmesi kukla gösterisini benzerlerinden farklı bir konuma getirmişti.

Gösterinin bir diğer özelliği de Tiyatro Festivali’nde sergilenen oyunun, ayrıca video çekimi yapılarak, festival sonrası İKSV’nin youtube kanalından yayınlanmış olması.

Bu etkinlikle ilgili oyunu ve kuklaları tasarlayan Ani Haddeler’le kısa bir söyleşi yaptık.

Nihal Kuyumcu: Günümüzde birden fazla medya teknolojileri her alanda karşımıza çıkıyor. Hızlı görüntü ve bilgi bombardımanı altındayız. Bizler de bu hıza ayak uydurarak her birini ayrı ayrı takip etmeğe çalışıyoruz. Böyle bir hızın içine doğmuş günümüz çocukları ise bu yaşam biçimine belki bizden daha çok entegre olarak var oluyor. Kulağında kulaklık müzik dinlerken, karşısındaki bilgisayar ekranında kıran kırana geçen bir oyun oynuyor. Yeni programlar keşfediyor, kodlamalar yapıyor. Sen de çocuklarında belki benzeri durumları gözlemliyorsun. Bir çeşit hiperaktif olma durumu… Çocuk birden fazla alanda var olma, yetişmeye çalışma durumu içinde. Dolayısıyla bu çocuklara ulaşmak, onu doygunluğa eriştirecek etkinlikler bulmak gün geçtikçe zorlaşıyor. Dünyayı farklı algılıyorlar. Daha hızlı düşünüyor, bağlantı kuruyor, çözüyor, ilişkilendiriyorlar.

Ani Haddeler: Evet, haklısınız. En başta, elimizden bırakmadığımız telefonun tuşları, şekli, işlevi tamamen değişti. Ben kendi oğluma bizim dönemimizdeki sabit telefonu anlatmaya çalıştım ama anlatamadım. Gözünde canlandıramadı. Ama bunda şaşıracak bir şey yok. Biz de santral memur/memurelerini anlattıklarında boş gözlerle bakıyorduk. Teknolojinin ilerlemiş olmasının, elimizdeki medya aletlerinin, “ekranların” çoğalmış olmasının sadece olumsuz yönlerini görmek doğru değil. Öncelikle çoklu zekayı geliştiren bir şey. Olumsuz olan tek yönü, benim gözlemlediğim kadarıyla – ki bu yetişkinler için de geçerli – o kadar çok ilgi çeken faktör var ki, daldan dala atlama ihtiyacı hissediyoruz ve izlediğimiz şeye sabrımız azalıyor. Yeni nesilde bu durum, dikkat dağınıklığı, başı sonu olan bir hikâyeye odaklanmakta zorluk olarak karşımıza çıkıyor. O yüzden de ebeveynler bu konuda özellikle hassas.

N.K: Tam da bu noktada sana şöyle bir şey sormak isterim. Bugünkü çocuklara bu çalışmayı yapmayı düşündüğünde nelere dikkat ettin. Bildiğim kadarıyla daha önce de çocuklara yönelik etkinlikler yaptın. Bu çalışma için farklı olarak neleri dikkate aldın? Ya da aldın mı? Bu oyunu diğerlerinden farklı kılan nedir?

A.H: Ben çok farklı bir şey yapayım diye yola çıkmadım. En baştaki motivasyonum çocuklara “nitelikli” bir gösteri sunmaktı. Onları küçümsemeyen, “nasıl olsa anlamazlar” diye aklından geçirmeyen veya tam tersi didaktik olmayan bir gösteri. Ve tabii ki kukla ile bir iş yapmak, kuklayla bir hikâye anlatmaktı. İKSV Alt Kat ile projeyi tasarlarken Mitolojik Hikâyeler’i en başta bir video projesi olarak düşünmüştük. Tiyatro Festivali’nde sergilenmesi bizim için ayrıca güzel bir sürpriz oldu. Bu kadar teknolojik imkân içinde, “tiyatronun büyüsünü nasıl veririz?”, “her şeyin sahnede canlı yapıldığı” olgusunu seyirciye nasıl aktarırız diye sorular vardı kafamda, bu yüzden de elimiz, aklımız hep “en ilkel” olana gitti. En başta tahta kuklalarla tasarladık oyunu, kukla hareket ettiğinde veya kendine vurduğunda tahtanın sesi duyulabiliyor. Dekor tasarımı da aynı “ilkellikle” (ilkelliği burada iyi anlamda kullanıyorum tabii) tasarlandı. Orada, sahne akarken, çok basit bir teknikle oluşturulan dekorda, fondaki rulonun dönmesiyle (bunun da sesini duymayı özellikle istedik) resimler değişti ve onu da arkada duran dekorcu bir manivelayı çevirerek yaptı. Sahnede yer alan tüm müzik ve efektler, elle tutulabilen müzik aletleri veya eşyalarla canlı olarak bir müzisyen tarafından yapıldı. En minimal şekliyle, en “teknolojik olmayan” imkânlarla başı sonu belli olan bir hikâye sunmak istedik.

Öte yandan, başı sonu belli bir hikâye anlatalım derken, “peki çocuk istiyor mu böyle bir şey izlemek?” sorusu da vardı aklımızda. Bugün bir çocuk dikkatini ne kadar süreliğine bir hikâyeye verebiliyor? Nerede sıkılıyor? Tiyatroyu, canlı olanı ekrandan izlemeyi tercih ediyor mu? Mitoloji ilgisini çekecek mi? Yoksa konu itibariyle ağır mı gelecek? O karmaşık yapıyı takip edebilecek mi? gibi endişelerimiz de vardı. Bu yüzden de daha tempolu olması için, tek bir hikâye seçmek yerine daha çok hikâyeyi 15’er dakikalık bölümler halinde sunduk. Ve her hikâyede konuk sanatçı
olarak farklı disiplinlerden gelen sanatçıları davet ettik. 15 dakika kuralımızı her zaman tutturamadık gerçi, Pandora’nın Kutusu, birinci bölümde olduğu için yarım saat sürdü. Ama festivalde de videoda da çocuklar sonuna kadar izledi.

FOTOĞRAF: TOLUNAY TÜRKÖZ

N.K: Hikayeye gelelim mi? Neden Mitoloji?

A.H: Kuklalarla ilk çalışmaya başladığımda, klasik masallardan yola çıkmıştım. En başta en klasik, en çok bilinen Kırmızı Şapkalı Kız’ı ele almıştım. Sonrasında Hansel ile Gretel, Küçük Prens, Pamuk Prenses gibi herkesin bildiği hikâyeleri kendi dünyamda, biraz da kendi çocukluğumdaki duygumu hatırlayarak yeniden yorumladım. Önce bu hayalin içinde sadece kuklalar ve dekoru oluşturacak doğa/ ağaçlar vardı, sonra çok sevdiğim ve zamanın çoğunu beraber geçirdiğim arkadaşlarım, bana yardım edeceğim derken bu hayalin içine fiilen girmiş bulundular. Sonra, kaçınılmaz olarak, kendi çocuklarımız da olaya dahil oldular. Böylelikle Anuşka’nın Atölyesi oluştu. İKSV için yepyeni bir proje hazırlayalım derken de yine herkesçe bilinen hikâyelerden yol çıkmak istedik. Mitolojik Hikâyeler fikri buradan geldi. İster klasik masal olsun, ister mitoloji olsun, aslında her iki türün özünde yoğun şiddet ve vahşet var. Biz her ne kadar korumacı bir biçimde “aman çocuk korkmasın” desek de, biliyoruz ki bu masallar aracılığıyla çocuk korkularıyla yüzleşiyor ve onları aşmaya çalışıyor. Mitoloji’nin bir diğer riski de olayların çok karışık olması, çok hızlı şekilde çok fazla şey oluyor, çok fazla karakter var, çocuk arap saçına benzeyen olaylar örgüsünü anlayabilir mi, hadi anladı, aklında tutabilir mi? diye düşünüyor insan ilk etapta. Yanlış bir şey yapmaktan, haddimizi aşmaktan korktuk. Burada sizin desteğiniz çok kıymetliydi. Metin yazımında daha rahat devam edebilmek için çocuk tiyatrosunda uzman ve pedagojide yetkin birisinin onayını almamız gerekiyordu, öyle olunca da bütün oklar sizi işaret etti. Sonuçta gördük ki, hikâyelerin tamamı, en ince detayına kadar çocuklara geçti, ilgilerini çekti, ne kadar karışık olursa olsun kopmadılar, dikkatleri dağılmadı. Ve korkmadılar. Ama burada tabii ki gösterinin yapısı da çocuğu hikâyeden yabancılaştırmaya çok uygun. En başta başroldeki karakterleri tahta kuklalar oluşturuyor, bunları oynatan kişiler de sahnede görünür durumdalar, saklanmıyorlar. Sonra bu kuklalar gerçek insanlarla konuşuyor, sürekli fonda canlı yapılan bir müzik var vs. Zaten olay başlı başına absürd, dolayısıyla ne kadar korkunç olabilir ki?

Pandora’nın Kutusu, Demet Evgar

N.K: Peki hikâyelerden Ariyana’nın Yün Yumağı’nda benim itiraz ettiğim bir bölüm vardı. Ariyana Theseus’a yardım ediyor. Theseus boğayı alt etmek üzere labirente giriyor. Daha önce labirente girenler çıkamıyorlar. Ama Theseus Ariyana’nın ipliği sayesinde boğayı alt ettikten sonra çıkış yolunu buluyor. Ariyana Theseus’a âşık oluyor ve birlikte yola çıkıyorlar. Yolda Theseus onu terk ediyor. Ariayana onu arıyor, bulamıyor üzülüyor. Sonra başkasıyla tanışıyor ve onunla yoluna devam ediyor. Benim itirazım kadının terk edilmesi ki nedeni belirsiz, sonra üzgün bir şekilde terk edeni araması vb. idi. “Terk etme ve terk edilme.” Bu, çocuğun dünyasıyla ilgili bir konu değil diye düşünmüştüm. Kendisine yardım edeni terk etmek doğru gelmemişti. Gerçi oyunda ne olduğu hakkında bir bilgi de yok. Sadece bir yerde ‘’bir büyünün etkisi altına mı girdi acaba’’? diyor Ariyana. Yine de bu kısım değiştirilebilirdi diye düşünüyorum. İzleyicinin tepkisi ne oldu bu bölüme?

A.H: Onunla ilgili ilginç tepkiler geldi. Kızlar Ariyana ile özdeşleştiler ve Theseus’un onu terk etmiş olabileceğini kabul etmediler. Bir izleyici “bence Theseus’a büyü yapıldı” dedi. Bir diğeri “Bence kayboldu” dedi. Erkeklerden konuyla ilgili hiç tepki gelmedi. Orada sizinle tartıştığımız terk etme, terk edilme çocuğu ilgilendirir mi sorusu idi, evet ilgilendirdi! Ben sizin kaygınızı anladım. Niye böyle bir hikâye orada olsun? Ama bu bölüm de hikâyenin bir parçası ve bence Ariyana’nın terk edilme ile nasıl başa çıkabildiğini görmekti ilginç olan.

N.K: Belki orada terk edilen, mağdur olan erkekler olsaydı farklı düşünürlerdi. Terk edilen kendileri olsaydı belki takılırlardı. Kızlar büyüye bağladığına göre sorun yok demek ki.

A.H: Ariyana’nın Yün Yumağı’nda esas anlatmak istediğim labirent ve labirentten çıkış hikâyesiydi. Korkunç bir durum karşısında bulunan çözümdü ilgimi çeken. “Ariyana’nın İpi” deyimi Fransızca’da dile yerleşmiş: zor, içinden çıkılmaz bir duruma çare bulmak için rehber olan ipucu anlamında kullanılıyor. Theseus’un labirentten çıkışı, ekmek kırıntılarını takip edip ormanda yolunu bulan Hansel ile Gretel’inkinden pek de farklı değil aslında.

FOTOĞRAF: TOLUNAY TÜRKÖZ

N.K: Sadece İKSV’de mi oynandı bu oyun? Bu şekliyle kalacak mı? Yoksa başka yerlerde oynayacak mı?

A.H: Şu anda bazı görüşmeler yapılıyor başka yerlerde de oynayacak sanıyorum ama kesin bir şey yok.

N.K: Ben şunu merak ediyorum, farklı sosyo kültürel ve sosyo ekonomik çevrelerde oynandığında ne gibi tepkiler gelecek? Çünkü İKSV’nin belli bir kitlesi var.

A.H: Festival seyircisi hikâyeleri bilerek gelmişti. Bazı yorumlara/değişikliklere hemen itiraz ettiler “o öyle değil, değiştirmişsiniz!” diyerek. Gösteri sonrasında olumlu dönüşler de aldık. Kattığımız yorumu beğenen 12 yaşındaki mitoloji meraklısı bir izleyicimizle oturduk, yarım saat mitoloji tartıştık. Bunlar çok kıymetli tabii. Gönül istiyor ki bu tarz projeleri bir gezici tiyatro mantığıyla tüm çocuklara ulaştıralım. Anuşka’nın Atölyesi başlamadan önce, pandemi öncesi Güngör Dilmen’in Midas’ın Kulakları’nı sahnelemiştim, yine kuklalı bir çocuk oyunuydu. Buradaki (Bodrum) belediyeye gidip köy okullarını gezebilmek için destek istemiştim ancak ne yazık ki pek ilgilenmediler. Zor bela bir tane okula gidebildik, onda da çocukların bu tip etkinliklere ne kadar ilgili, ne kadar aç olduklarını gördük. Böyle bir projeyi başlatmak için her aşamada resmi izin almanız gerekiyor. Ve maalesef birey olarak gittiğiniz zaman pek ciddiye alınmıyorsunuz. Adı sanı belli bir kuruma sırtına yaslamadan pek mümkün olmuyor bu işler.

N.K: Bundan sonra bir proje var mı?

A.H: Şimdilik yok. Şu anda bu oyunu taşınabilir hale getirmek istiyoruz. Belki ikişer ikişer bölümlere ayırıp o şekilde gezdirebiliriz.

Çocukların mitolojiyle buluşması çok güzel oldu. Karşılık da buldu. Konuk sanatçıların da sevdiği bir proje oldu. Hepsi çok sahiplendi projeyi, hepsine buradan bir daha teşekkür etmek isterim.

N.K: Mitolojide benim hoşuma giden şey, suyun iki yakasına da hitap etmesiydi. Hem bu topraklara ait hem diğer yakaya. Hem çokça bizim, bu topraklarda izleri var; Çanakkale, Truva, hem Olimpos Tanrıları’yla evrensel ve sonuçta zaaflarıyla, güçlü yanlarıyla insanı anlatıyor.

A.H: Evet, hikâyeler arasından seçerken bizim coğrafyamızda geçmesi fikri İKSV Alt Kat yönetmeni Elif Obdan’ın önerisiydi. Burada, bizim coğrafyamızda geçen hikâyeler olsun diyerek o şekilde bir seçim yaptık. Doğru yeri buldu bence, bunu belirtmekte fayda var.

N.K: Teşekkür ederim.

A.H: Ben teşekkür ederim.


TEB Oyun Dergisi’nin 43. sayının tamamına ulaşmak için buraya tıklayınız.


Bu yazıyı yer işaretlerinize eklemek ister misiniz?

Yazar Hakkında / Nihal Kuyumcu and Ani Haddeler

Yorum yap

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et