“Kurmacanın İnşası”ndaki Yapı Harcı

Son yıllarda roman uyarlaması yerli, yabancı dizi ve filmlerin popüler olmasıyla, edebiyat öğretmenleri olarak öğrencilerimden kendi masumluklarına yaraşır bir soru alıyorum: “Hocam, yazarlığa yeteneğim var, yazarlık için hangi bölümden mezun olmalıyım?” Öğrencilerimin bu tatlı heyecanlarını desteklemek ve ilgilerini tartmak adına onlarla sohbete koyulduğumdaysa “aslında okumayı sevmediklerini; ama yazmaya bayıldıklarını, yazarlığa dair doğal bir yetenekle doğduklarına inandıklarını” öğreniyorum. 

Popüler kültür içinde yetişmiş, bir şeyler yazmak, özellikle kurmaca bir dünya oluşturmak isteyenlerin çoğu, öğrencilerimle müşterek görüşteler. Peki gerçekler böyle mi? Yazar olmak, kurmaca bir metin oluşturmak doğuştan yetenekle mi olur? Yoksa herkes, eğitim yoluyla oyun yazarı olabilir mi? Okumadan yazabilir miyiz? Yazdıklarımızın niteliği neyle ölçülür? 

Oğuz Arıcı’nın Habitus Yayınlarından 2020 yılında çıkan Kurmacanın İnşası adlı çalışma, bu sorulara tatmin edici cevaplar veren; oyun yazarları, oyuncular, yönetmenler, dramaturglar, sinema, roman, öykü ve şiir sanatlarıyla ilgilenenler için başucu kitabı olma niteliğinde bir eser. 

İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümünde akademisyenlik yapan Dr. Oğuz Arıcı, aynı zamanda çeşitli tiyatro topluluklarında dramaturg, yazar ve yönetmen olarak birçok çalışmaya imza atmış bir isim. Kolektif kitaplarda çeşitli araştırma yazıları yayımlanan yazarın ilk müstakil çalışması Kurmacanın İnşası. Bu bağlamda üretken bir akademisyenin elinden çıkmış bu kitabın, öncelikle dramatik yazarlık öğrencileri ve oyun yazarlığı alanında çalışmalar için bir teori ve çalışma kitabı olarak tasarlandığını söyleyebilirim. Ancak diğer taraftan kitabın içeriğinin sanatla ilgilenen diğer kişiler için de pek çok konuda faydalı olacağının altı çizilmelidir. 

Yazar kitapta, Kral Oidipus, Macbeth, Hamlet, Satıcının Ölümü ve Oyun Sonu gibi dramatik edebiyat tarihinin çok önemli eserlerini analiz ederek ve karşılaştırmalı bir incelemeye tabi tutarak dramatik edebiyatın konvansiyonlarını, yazma stratejilerini, kurucu düşünceler ve açıklayıcı kavramlar üzerinden inceliyor. Tüm bunları yaparken Aristoteles’in Poetika’sında belirlediği temel prensipler ele alınıyor. 344 sayfadan oluşan Kurmacanın İnşası, üç ana başlıktan oluşuyor: ‘Kurmaca Nedir?’, ‘Dramanın Öğeleri’ ve ‘Yazma Sorunu Üzerine Düşünceler’. Kitabın sonunda bir de son söz bölümü var: ‘Yazmak Yeniden Yazmaktır’. İlk bölümde yazarın sanat anlayışı üzerine kafa açıcı fikirleri mevcut. Platon’un Devlet’i ve Aristoteles’in Poetika’sındaki diyalektik çarpışma üzerine kurduğu özgün fikirlerini okuyucuyla paylaşıyor yazar. İkinci bölüm kitabın en geniş kapsamlı bölümü. Bu bölüm altı alt başlığa ayrılıyor. Bu başlıklar da Aristoteles’in tragedyanın altı bileşeni olarak saydığı unsurlara denk geliyor: Mythos (olay örgüsü), Ethos (karakter), Diaonia (düşünce), Lexis (dil kullanımı ve diyalog), Opsis (mekân kullanımı ve dekorasyon) ve Melos (ritim, tempo, melodi). Arıcı da, tıpkı Aristoteles gibi bu bileşenlerden ilk üçünün kurgusal bir metin için daha önemli olduğunu düşündüğünden bunlara daha fazla ağırlık veriyor. Kitabın son iki bölümündeyse Arıcı, yazar adaylarının yazma süreçlerinde karşılaşacakları teknik problemlere dair çözümlemeler yapıp somut önerilerde bulunuyor. Kitapta tüm bunların yanında bir de 46 yazma alıştırması ve 4 okuma çalışması mevcut. 

Kurmacanın İnşası eserini piyasadaki yazarlık atölyesi minvalindeki “best-seller” kitaplarla karıştırmamak hatta karşılaştırmamak gerek. Eserin kapağında bulunan “Oyun Yazarlığına Giriş” alt başlığı, popüler anlamda yazar olma heveslilerini bu anlamda cezbedebilir fakat kitabı okuduklarında muhtemelen hayal kırıklığına uğrayacaklar ve tatmin olmayacaklardır. Çünkü kitap, raflarda çokça gördüğümüz kişisel gelişim tadında yazarlık tavsiyesi veren, çok şey söyleyen ama hiçbir şey anlatmayan bol aforizmalı kitaplardan değil. Aksine kitabın sonunda yer alan geniş bibliyografya listesinden de anlayabileceğimiz gibi büyük bir birikimin neticesinde oluşturulmuş ve ticari bir kaygı taşımayan, oyun yazarlığı literatürüne katkı sağlayacak, nitelikli bir çalışma. Kitap kuramsal yoğunluğa ve derin bir anlatıma sahip. Buna rağmen anlaşılması güç bir yapıda kurulmamış. Aksine Oğuz Arıcı, kitap boyunca sürdürdüğü tutarlı tavrıyla kuramsal ve karmaşık meselelerin tartışmasını okuyucuya basit ve anlaşılır bir şekilde aktarmaktadır. İçerdiği bolca örnek, şema, tablo, okuma ve yazma çalışmaları hem teorik bilgileri somutlaştırdığı için kitabı daha anlaşılır kılıyor hem de kitaba bir uygulanabilirlik katarak eseri yazarlık eğitimi adına bir ilk adım ders kitabına dönüştürüyor. 

Oğuz Arıcı’nın kaleminden çıkmış bu çalışma, nitelik olarak tiyatro ve dramatik yazarlıkla ilgilenen ve bu konudaki literatüre hâkim olan birçok kişinin çok iyi bildiği bir eser olan Lajos Egri’nin Piyes Yazma Sanatı’na denk ve alternatif olabilir. Arıcı, Egri’nin karakter merkezli kurmaca fikrine tezat şekilde olay örgüsü merkezli kurmaca fikrini savunsa da tıpkı Egri gibi, önceden yazılmış önemli dramatik metinlerin analizini yaparak metinleri kuramsal bilgiler ışığında yalın bir dille değerlendiriyor. Bu çözümlemelerin ışığında okura iyi bir metinde bulunması gerekenleri, bir metnin neden iyi veya neden kötü denebileceğini gösteriyor. 

Arıcı, özgün fikirlerini 2400 yıl önce yazılmış ve genelde sanat algısı özelde dramatik yazarlık için bir mihenk taşı ve başlangıç noktası olarak kabul edilebilecek Poetika eserinin ışığında sunuyor. Peki bu ışık, 2400 yıl önceki kadar parlıyor mu gerçekten? Yaşanan savaşlar, kurulan yeni düzenler, değişen sosyal paradigmalar, toplumsal sistemler, dramatik kurguyu ortaya çıkaran “birey” ve “bireyin çatışmaları”nı hiç değiştirmedi mi? Elbette değiştirdi. Peki değişen bireyin yeni çatışmalarıyla doğuracağı yeni dramatik metinleri anlamak, çözümlemek için Aristoteles ne kadar yeterli gelecek? Poetika, 2020’lerin sosyal ve politik düzeni içinde, yazıldığı günkü kadar geçerli olabilir mi? Aristotelyen kalıpların zaten yıkıldığı bir zeminde bu konvansiyonlara uygun çıktılar beklemek ne denli doğru? Oğuz Arıcı, “Bir hikâye kurmak ve bunu oyun yoluyla anlatmak isteyen birine, Poetika’nın pek çok konuda yol göstereceğine inanıyorum.” diyerek bu sorgulamaların tümünün önünü tıkıyor. Buna rağmen “Her çalışma gibi bu kitabın da tartışmaya açık ya da eksik yönleri vardır. Kitabın yetersiz kaldığı ya da eksik bırakıldığı yerler, bu alanda yapılacak başka çalışmaları kışkırtır umarım.” temennisiyle bitirdiği önsözüyle yazarlıkla ilgili görüşlerini geliştirici tartışmalara da açık tuttuğunu söylüyor. 

Kurmacanın İnşası eserini, okuması ve anlaşılması çok da kolay olmayan Poetika’nın 2020 yılında yapılmış bir yeniden okuma, yorumlama, Poetika’yı daha organize edilmiş, daha derli toplu olarak sunma çalışması olarak görebiliriz. Arıcı, tıpkı Aristoteles gibi kurmacanın bir inşa, poetik bir etkinlik olduğunu savunuyor. Kapitalizmin etkisiyle eser satma kaygısıyla sanatçıya yüklenen “doğuştan yetenek”, “sıradan olmayan”, “deha sahibi” algısını reddediyor. Sanatçının ürününü esinle değil, tarifi olan bir teknikle gerçekleştirmesi gerektiğini açıklıyor. Tezini savunduğu cümlelerle ilham perilerinin sanatçının dostu mu, yoksa hayali mi olduğunu tartışmaya açıyor. Kurmacanın inşası sırasındaki “yapı harcı”nı bilgi ve emek olarak tanımlıyor. Yazarın kerametinin esin perileriyle ilgili olmadığını ve yetkin bir kurgusal metnin titiz bir teknik çalışmayla ve bolca pratikle oluşabileceğini vurguluyor.

Yazımın başına dönecek olursam öğrencilerimin savunduğu gibi yazarlık, doğuştan gelen bir yetenekle değil, Oğuz Arıcı’nın Kurmacanın İnşası kitabında belirttiği gibi kuramsal bir bilgi, bolca teknik ve bolca pratikle mümkün olacak bir eylemdir. Bu bağlamda dünya edebiyatında Dostoyevski’nin, Türk edebiyatında Oğuz Atay’ın mühendis olmaları belki de bir tesadüf değildir. Çünkü yazmak, edebiyatın yanında matematikle de ilgilidir biraz. Kurmacanın İnşası’nda Oğuz Arıcı, bu işin matematiğini Aristoteles’le temellendirdiği kendi özgün fikirleri ışığında okuyucuya vermeye gayret ediyor. 

Yazar olma hevesiyle benden tavsiye almak için yanıma gelen öğrencilerime Kurmacanın İnşası kitabındaki şu final cümlelerini okuyorum:

“Öncelikle yazmanın tanrı vergisi bir yetenek işi ya da iyi yazarların esin perileri olduğu efsanelerini unutmamız gerekiyor. Eğer yazamıyorsak perileri suçlayamayız; olasılıkla yazmaya yeterince vakit ayıramıyoruzdur. Yazmak bir iştir ve bütün işler gibi mesai ister. (…) Eğer bir konuda yeteri kadar istek duyuyorsanız ve isteğinizi elde etmek için sabırla ve haz alarak çalışıyorsanız “yeteneğiniz” var demektir. Yetenek doğuştan getirdiğimiz içkin olan bir kuvvet değildir. Bir işi sevip ona itibar ettikçe ve her zaman işi yapmaya hazır oldukça gelişen, oluşan bir şeydir yetenek.” (Arıcı, 2020, s. 323-324).


Bu inceleme TEB Oyun Dergisi’nin 44-45. sayısında yer almıştır.


Bu yazıyı yer işaretlerinize eklemek ister misiniz?

Yazar Hakkında / Hakkı Yüksel

Yorum yap

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et