“İyi ki Yapmışım” Metin Akpınar Belgeseli

İyi ki Yapmışım belgeselini ilk kez pandemi günlerinde İstanbul Film Festivali’nin açılış gecesindeki ilk gösteriminde izledim.  Filmde Metin Akpınar’ın yanında hepimizin iyi tanıdığı ve sevdiği oyuncuların adları iyi bir belgeseli müjdeliyordu.  Uzun belgeselde herkes Kadıköy Süreyya Sineması’nın sahnesinde oturuyor ve kameraya bakarak Metin Akpınar hakkında benzer şeyler söylüyorlardı. Adeta bir “konuşan kafalar” belgeseliydi. 

Netflix’te tekrar izlediğim belgesel bambaşkaydı. Yeniden kurgulamışlardı.1 saat 54 dakika boyunca Metin Akpınar’ın sürükleyici yaşamının peşine takılıp gittim. 

İyi ki yapmışlar! 

Belgeselin ana anlatıcısı Metin Akpınar, evinde oturmuş, masadaki eski fotoğraflara bakarak yaşam öyküsünü anlatıyor. Yaşamındaki dönüm noktaları oynadığı tiyatro oyunlarından kesitlerle desteklenerek kurgulanmış. 

Röportajlar yine var ama kısaltılmış. Kandemir Konduk, Ahmet Gülhan, Umur Bugay, Perran Kutman, Demet Akbağ gibi ünlü oyuncularla ve Zeynep Oral, Dikmen Gürün gibi ünlü eleştirmenlerle röportajlar aralara serpiştirilmiş. 

Ana babasının tanışmasından, dünyaya gelişine, tiyatro yaşamına doğru akan kronolojik bir yaşam öyküsü izliyoruz. Aileye gelen kıymetli bir erkek çocuktur ama büyürken saçları lüleli, kız çocuğu gibidir. 12 yaşına kadar Cerrahpaşa’da bir konakta 12 aile otururlar. Konak Ulagay’ın lojmanıdır.  Kalabalık bir mahalle kültürü içinde geçen çocukluğu, tiyatro yaşamında oynadığı tiplemelerin sahiciliğinin arka planıdır.  Babası Ulagay İlacın kimyahanesinde çalışır.  Bazen babasına yardım eder. Kimyahaneden nasıl etkilendiğini tiyatrocu olduktan sonra oyuncuların iğnelerini yapmasından, ilaçlarını vermesinden anlarız.  Kitaplığında tiyatro ve sanat kitapları kadar tıp ve biyoloji kitapları vardır. 

Pertevniyal Lisesi’nde okurken 27-28 Nisan 1960’ta öğrenci olayları başlar.  Kimya öğretmeni “onlar orada ölürken siz burada ne duruyorsunuz” deyince Beyazıt’a koşar. 

Karşı eve taşınan ailenin kızına ilk görüşte âşık olur. Süslenip püslenip balkondan, pencereden bakışarak flört ederler. Henüz lise öğrencisidir.  Kızı isterler. Ailesi vermez.  Sokağın karşısında, 7 metre uzaklıktaki aile evine kaçırır. Metin Akpınar ve Göksel Hanım 17 Şubat 1960’da evlenirler. 

Metin Akpınar, İyi ki Yapmışım belgeselinden.

Aziz Nesin’e aşk nedir diye sormuşlar.  

Bir köy muhtarının aşk tarifiyle yanıtlamış: 

“Kızı seversin, istersin, vermezler. O zaman aşk olur.”

Metin Akpınar’ın tiyatro yaşamı 1960’ların özgürlük rüzgârlarıyla başlar.  Milli Türk Talebe Birliği’nin (MTTB) tiyatrosuna girer. Ayrılmaz bir ikili olarak tiyatroda, sinemada birlikte oynayacakları kadim dostu Zeki Alasya’yla orada tanışır.

MTTB’de Pembe Kadın’ı sahneleyecekler.

Zeki Alasya Pembe kadını oynayacaktır, ama nasıl? 

Metin Akpınar “yürüyen pösteki” dediği Alasya’yı kadın yapabilmek için kaşlarını ibrişimle, cımbızla alır.

Ulvi Uraz onları Antigone (Jean Anouilh) oyununda görür ve tiyatrosuna davet eder. “Tiyatroyu Ulvi Hoca’dan öğrendim. Haldun Hoca’ya kadar”, diyen Metin Akpınar ufak tefek olan Ulvi Uraz’ın sahneye adımını atarken sanki 30 cm kadar büyüdüğünü görür.

Ulvi Uraz oyunlardan sonra herkesi Bebek’teki evine yemeğe götürür.  İlk kalamarını o evde yer. Aksaray’da görmemiştir.

Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı’nı sahnelerler. 

Hababam Sınıfı ünlü olur.  Daha sonra Ertem Eğilmez ve Arzu Film eliyle defalarca sinemaya uyarlanır. 

Zeki ve Metin 1965’te Hababam Sınıfı’nda birlikte oynarlar. Zeki’nin elinden her iş gelir. Dekoru da yapar.

Tiyatro artık Beyoğlu’ndadır. Tanınmaya başlarlar. 

Hababam Sınıfı oyununu 700.000 kişi izler. 

Zeki ve Metin bir turne dönüşünde Ulvi Uraz’dan ayrılır.  Muhtar Kocataş’ın Gen-Ar Tiyatrosuna geçerler. Seyirci gelmeyince para kazanmak için karda kışta üç buçuk ay Anadolu’da kış turnesi yaparlar.  Otobüsün penceresi kardan kapanınca gazete yakarak silecekleri çalıştırırlar. 

Zeki’yle yemek yeme yarışına girince Zeki on beş kap yemek yiyip kusar. 

metin akpınar
İyi ki Yapmışım belgeseli afişi.

HALDUN TANER

Haldun Taner’le tanışırlar.  Kabare Tiyatrosu dönemi başlar.  Dikmen Gürün’e göre “Kabare eleştiriyi bir zekâ süzgecinden geçirerek yapılan kıvrak bir tiyatro türü’dür.

Haldun Taner kabare türüyle 1936’da Heidelberg Üniversitesi’nde tanışır. Metin Akpınar’ı otobüste taklit yaparken görmüş ve kabarede çok iyi olur diye düşünmüştür. Metin Akpınar, Zeki Alasya ve Ahmet Gülhan Haldun Taner’in defterine Kabare için not aldığı isimlerdir. 

Haldun Taner’in birlikte Kabare Tiyatrosu kurma teklifine ilk tepkileri ikirciklidir. Zeki Alasya “Bilmiyoruz, Kabare nedir?”, Metin Akpınar “Hocam bilmediğimiz şeyi nasıl yaparız, adını bile ilk defa sizden duyduk”.  Ama Haldun Taner kararlıdır. Devekuşu Kabare Tiyatrosu ortaklığını kurarlar. İlk oyunları Haldun Taner’in Vatan Kurtaran Şaban’ı olacaktır.

Vatan Kurtaran Şaban’ı çalışmaya başladık. Başrolü Erol Günaydın’a vermek istiyordu ama o rolü ben oynamak istiyordum”, diyen Metin Akpınar vapurda gözleri dolu dolu ısrarla rolü ister ve kabul ettirir.  Kabare Tiyatrosu’nun çalışma iznini ancak pavyon ruhsatıyla alabilirler. Oyunculara konsomatris kâğıdı, yani mor renkli vesikalar verilir. Çünkü kabare tiyatrosunun ne olduğu Türkiye’de hiç bilinmiyor.

Devekuşu Kabare Tiyatrosu 1967’de, 120-130 kişilik bir salonda perdesini açar.  Sahnenin çevresinde masalar, sandalyeler vardır.  Sigara, içki içmek serbesttir.

İstanbullular böyle bir tiyatroyu ilk kez görecek, anons şarkısı akıllara yerleşecektir.

“Devekuşu, devekuşu

Kanadın var, yerdesin,

Hörgücün yok, devesin

Kumdan çıkmaz hiç başın

Sen ne kaypak nesnesin.”

Kıdemli tiyatrocular öfkelidir.  Tiyatroyu eğlenceye indirgiyor diye… Kahkahaların eleştirel düşüncelerle birlikte havada uçuştuğu bir tiyatrodur kabare. 

Vatan Kurtaran Şaban ilk günlerinde boştur ama 12. günde dolan salonda oyun10 yıl kadar sürer. 

Vatan Kurtaran Şaban 449 kez sahnelenir. 

Şaban karakteri 1967’de aşırı abartılmış bir karikatür gibidir. Ama yıllar sonra gerçek olacaktır. 

Ressam olarak hak edilmiş bir ün kazanan Erol Akyavaş meslekten mimardır.  Gece kulübü olan Kulüp 12’nin üst katını 1968’de Kabare Tiyatrosu olarak düzenler.

Yeni salondaki yeni oyunu, Haldun Taner’in Bu Şehr-i İstanbul ki 337 kez oynarlar. 

Neil Armstrong 1969’da aya ayak basar da Haldun Taner durur mu, yeni bir oyun yazar.  

Astronot Niyazi oyunundan bir kare.

Astronot Niyazi kendini uzayda bulan Aksaraylı şoför Niyazi’nin öyküsüdür. Metin Akpınar astronot kıyafeti içinde her gece terden 3 kg verecektir. Ankara Turnesinde Zeki Alasya yüz felci geçirince bütün oyunu Metin Akpınar oynar.

Sonraki oyunları İonesco’nun Gergedan’ını seyirci sevmez. Ama bu oyunla Kabare Tiyatrosu sadece eğlendirir düşüncesi de yıkılır.

Elleri kullanmadan sadece ayakla oynama fikri ortaya atılır. Umur Bugay; “Nasılsınız Metin Bey” diye ayaklarıyla konuşur. Bu fikri ilk kez Bebek Belediye Gazinosunda uygularlar.  Seyirci sus pus izlerken en önde oturan Zeki Müren bir süre sonra “Eee??” deyince tepkiler başlar.  O gece kovulurlar.

Devekuşu Kabare’de, her oyun bu tiyatro için özel olarak yazılır. Umur Bugay, Ferhan Şensoy, Kandemir Konduk gibi genç yazarları teşvik ederler.

Çok ünlenmişlerdir. Metin Akpınar sonra olanları şöyle anlatıyor; “Komik-i Şehir olmuştuk. Küçük Kabare salonu bize yetmedi. Ayrıldık.  Devekuşu ismi bizde kaldı. Zeki’yle devam ettik.  Rumelihisarı’nda son oyunumuzdu. Seyirci “ayrılmayın ulaaan” diye bağırıyordu. Üzüldük.

25 yıl götürmüştük. Tarihe geçsin…”

Gece kulübünde içki, sigarayla seyredilen oyunların yerini büyük salonlarda gazoz, fıstıkla seyredilen oyunlar alır.  Devekuşu Kabare Umur Bugay’ın yazdığı Reklamlar gibi oyunlarla devam eder.

Metin Akpınar ve Zeki Alasya artık sinemadadır. Dönemin komedi filmlerinin uzmanı Arzu Filmle (Ertem Eğilmez) bir süre çalışırlar. Ayrılırlar. Çünkü Metin Akpınar’a göre, “Tiyatroyu biz yönetiyorduk ama sinema farklıydı.”

12 Eylül 1980 darbesinden sonra seyirci bir süre evine çekilir.   Bir süre sonra Devekuşu Kabare yeniden oyunlarına başlar ama ne başlamak! Açıkhava tiyatrosunda 3500 kişiye oynarlar.  Seyirciler darbeyi protesto edince sıkıyönetim komutanı oyunu kısaltın diye tutturur. Kesilen yerleri doldurmak için Metin Akpınar oyunda patlıcan kebabı tarifi yapar. Sonra Zeki Alasya’yla sahnede tavla oynarlar.

Kabare tuluata çok müsaittir.  Metin Akpınar maymun da, serçe de, papağan da olur.  “Önce Ankara’da çalıştım biraz, Papağanın kafesine girdim”.

Özal dönemi,  Devekuşu Kabare’nin büyüme dönemidir.

Ajda Pekkan’la da oynarlar.  Gecede 7000 kişiye oynadıkları olur.  Artık çocuk, genç, yaşlı halkın izlediği bir tiyatrodur.

Harbiye’ye, 1100 kişilik Konak sinemasına taşınırlar. Orada Müjdat Gezen/Kandemir Konduk’un kurduğu Güldürü Üretim Merkezi’nde üretilen, Beyoğlu’nun çöküşünü mizahla anlatan Beyoğlu Beyoğlu oyununu oynarlar. 

Konak Sinemasında 1985’te oynadıkları Yasaklar oyunu yasakları hicveden müthiş bir kara mizahtır. Tüm zamanların en güncel oyunu olmaya adaydır. Özellikle bu oyundaki absürd yasaklar, ve tüm oyunlarında hicvedilen aksaklıklar artarak sürmekte.

“Tiyatro bir bütündür, yazar-oyuncu-seyirci üçgenidir” diyen Metin Akpınar Konak sinemasında tanık olduğum konuşmasında bir oyun yazarı için, “çok güzel yazmış ama seyirciyi unutmuş” diyordu.

Kabare tuluata gayet müsaittir. Bir oyun doğaçlamalarla 4 saate kadar uzayabilir.  Metin Akpınar “Doğaçlama yapınca karşıdan bir şey gelmezse devam edecek hazırlığınız vardır” derken, Demet Akbağ  “Her akşam başka, o şarkıyı ne kadar söyleyecek bilmiyoruz. Ama sizi zorda bırakmaz, merak etme” der. Metin Akpınar kabare oyunculuğunun virtüoz oyuncusudur.  Oyunu bir orkestra şefi gibi yönetir.  Seyircinin öksürüğüne, gıcığına göre oynar. Bu gece beş tane ara alkışı alalım derler alırlar,yedi alalım derler alırlar. Zamanlama (timing) tiyatroda her şeydir.

Metin Akpınar seyirciyi bir bütün olarak görür.  

“Zeki’yle 6-7 dakikalık bir sahneyi 45 dakika oynamışız” diyen Metin Akpınar fazla uzadıysa oyundan sonra herkesi toplar ve (altın makas) oyunu keserdi. 

Her gece oyun bittikten sonra kurulan sofralar, sabahlara kadar sürer.  Sabahçı sıcak poğaça ve simit, akşamın bademiyle yan yana gelir. 

Aşk Olsun oyununda memlekette her şey güllük gülistanlık iken orta sütun diye diye bütün sütunları yerle yeksan eden” vardır. Özal oyunu ailesiyle birlikten izlerken çok güler.  Demirel, Erbakan, Ecevit de kendi taklitlerine gülerler.

Turgut Bey halkın nabzını tutmak için haftada, on beşte bir telefon edip “nasıl gidiyor” diye sorar.

Metin Akpınar “Ecevit teklif etti ama siyasete girmedim. Milletvekili olmak yerine milletin sanatçısı olmak daha güzeldi”, der.

Metin Akpınar Atatürk’e çok hayrandır.  Yalnız bir insan, bir ilah olduğunu düşünür.  Bizden baya ileridedir. Egemenlik hakkını millete vermesi müthiş bir şeydir.

Zeki ile Metin ikilisi dünyada en uzun süren ortaklıktır. 

Bir dünya rekorudur.  Zeki Alasya bu dünyayı terk ettikten sonra Metin Akpınar “Zeki’ye çok üzüldüm. Hakikaten yarım gitti. Biz bir bütündük… Öbür tarafta Cehennem Kabare yaparız” der.

Onun için sanatçılık Allah’ın bir lütfudur. 

Oyuncular için Zeki daha yumuşak, Metin’se daha mesafeli bir patrondur. Metin tutumludur ancak kendisini “Bana cimri derler. Değilim, ben yokluktan geldim” , diye savunur.

“Sadece gazeteci değil, değerli bir adamdı” diye tanımladığı, vahşi bir suikasta kurban giden Uğur Mumcu’nun ardından kurulan Uğur Mumcu Vakfı’nın kurucuları arasında yer alır. Adnan Kahveci ve Ahmet Priştina’yla da yakın dosttur. 

Belgeselin sonuna yaklaşıyoruz; “Övündüğüm tiyatrom 25 sene, onun dışında da bir hayatım var. Mutlu bir yaşam geçirdim. Son zamanlarda huysuz bir ihtiyar oldum. Bilge bir ihtiyar olmak isterdim”.  Artık üniversitede geleceğin kabare oyuncularına ders vermektedir.

Metin Akpınar yaşam felsefesini şöyle özetler:

“Aza razı gelmemek, çoğa teslim olmamak.

Keşke lafını sevmem. Eleştiriye açık olduğum söylenemez ama gaddar da eleştiririm. Orada bir adalet yok.

Kendini sorgulayabiliyorsan eleştiriyi kabul etmemeye hakkın olur.  Seyircisini, sevenlerini hayal kırıklığına uğratmamış çok az insan vardır.”

Sabahın köründe evinden alınarak götürüldüğü mahkemede,  elinde tost ve ayranla ifade vermeyi beklediği fotoğrafı büyük tepki çeker;  “Gereğinden fazla bir sahip çıkma oldu. 60 yılım boşa gitmemiş.” der.

Metin Akpınar belgeselin finalini kendi yapar:

“İsteyerek yaptım her şeyi, iyi ki yapmışım.”

Yöneten: Selçuk Metin

Senaryo ve söyleşi: Zeynep Miraç


Bu yazı TEB Oyun Dergisi’nin 46. sayısında yer almıştır. Sayının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Nurdan Arca

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et