Tiyatrocu Bir Ailenin Hızlı Çöküşü: Sarı Zarflar
Bir gün ansızın…
Berlin’de İlker Çatak’ın altın ayı ödülü alan Sarı Zarflar filminin kahramanları Derya ve Aziz tiyatro dünyasındalar. Aziz oyun yazarı ve akademisyen (Tansu Biçer), Derya da oyuncudur (Özgü Namal). Ankara’da rahat koşullarda yaşarlar. Ansızın hiç beklenmedik bir şey olur: Tam yeni oyunlarının prömiyerinde Aziz öğrencilerini rejime karşı bir mitinge katılmaya özendirdiği, Derya da yönetim karşıtı oyunlarda oynadığı gerekçesiyle işlerinden çıkarılırlar. Sarı zarflı bir bildiriyle göz altına alındıklarını öğrenirler. Yurt dışına çıkmaları da engellenir. Aile ergenlik çağındaki kızları Ezgi ile (Leyla Cabas) birlikte ortada kalmıştır. Öyle bir duruma düşmüşlerdir ki kalacak yerleri bile yoktur. Soluğu apar topar İstanbul’da Aziz’in annesinin (İpek Bilgin) emekli maaşıyla geçindiği küçücük evinde bulurlar. Ama hayat bir biçimde sürer gider. Para kazanmak zorundadırlar.
Aziz taksi şoförü olarak çalışır ve kendi değerlerini savunduğu oyununu yazar. Oyun küçük bir tiyatroda sergilenecek, eşi Derya bu oyunda baş rolü oynayacaktır. Ama Derya geçim derdindedir, çeşitli ajanslara başvurarak iş arar. Geleceğe dair kaygıları ister istemez aile içindeki ilişkilerine de sızar. Finalde Derya’nın bir dizide çalışmaya karar vermesi karı koca arasındaki ilişkiyi çok sarsar. Aziz, Derya’yı savundukları değerlere ihanet etmekle suçlar ki bu konuda haklıdır, çünkü Derya hem yönetim yanlısı bir kanalda yer alan dizide oynamayı kabul etmiştir hem de yapımcıların baskılarına boyun eğerek sosyal medyadaki bütün eleştiri yazılarını kaldırmıştır. Ama Derya için ekonomik sorunlar ön plandadır. Mutlaka geçinebilecek kadar para kazanmak zorundadırlar. Bu konuda anneliği de baskın çıkar, kızına sağlam bir gelecek sağlamak zorundadır. Aziz ise kendini aile sorunlarından soyutlayarak tiyatro projelerinde odaklaşır. Karı koca arasındaki çatışma Derya’nın gizlice işlerini yürüterek dizide oynama kararı alması ve Aziz’in Derya’nın bu davranışı karşısında maçolaşmasıyla doruk noktasına ulaşır. Bir an gelir ki birbirlerine söyleyecek bir şeyleri bile kalmaz.
Filmi kâh Aziz’e hak vererek onun bakışıyla kâh aileyi toparlamak zorunda kalan Derya’ya hak vererek izlerken toplumsal ve politik baskıların özel yaşamı nasıl alabora ettiğine tanık oluruz.
Özel olan politiktir
Mükemmel oyunculuğun dışında filmin en beğendiğim yanı “özel olan politiktir” düşüncesinden hareket ederek tasarlanmış olması. Son yıllarda izlediğim tiyatro oyunları ve filmler çoğunlukla özel olanda odaklaşıyorlar, politik bağlamı ise bilinçli ya da bilinçsiz olarak bütünüyle dışlıyorlar. Böylece ilişkiler bütünden soyutlanarak sergileniyor. Oysa özel yaşamla toplumsal yaşam birbirinden ayrılmaz bir bütünü oluşturuyor. Toplumsal yaşamda bireyin haklarını hiçe sayan bir sistemin yarattığı fırtınalar özel yaşamın her alanını da ister istemez çok etkiliyor. Dolayısıyla özel olan politiktir düşüncesinden yola çıkılmış olması anlatılan öyküyü çok gerçekçi ve değerli kılıyor.
Bu bağlamda sadece küçük bir nokta beni düşünürdü: Aslında kriz durumlarında insanlar çoğu kez birbirlerine sımsıkı sarılır, yoğun bir empati ve dayanışma vardır aralarında. Bu duygu zaman içinde duruma ve koşullara göre daha da kökleşebilir ya da tersine tükenebilir. Filmde aile ilişkileri (anne, baba, çocuk, babaanne) başlangıçta filmde izlediğimizden daha da sıcak verilseydi, söz gelimi karı koca ve kızları arasındaki sevgi bağı daha yoğun gösterilebilseydi, birbirinden soğuma, uzaklaşma ve kopma duygusu da bence çok daha vurucu olabilirdi. Oyunculuk çok başarılı ama karşıtlıkların altının daha da çizilmesiyle çok daha etkileyici olabilirdi. Filmdeki aile ilişkilerinde daha baştan iç kapayıcı, hüzünlü, stresli bir hava var.

Güvencenin olmadığı bir dünya
Filmin Ankara yerine Berlin’de, İstanbul yerine ise Hamburg’da geçmesinin yarattığı yabancılaştırma etkisinin anlamı nedir? Böyle bir konunun her yerde geçebileceğini göstermek mi? Yaşananların Almanya gibi demokratik bir ülkede de tekrarlayabileceğini, demokrasinin de her an alabora olabileceğini hissettirmek mi?
Almanya’da çıkan eleştirilere baktığımda özellikle bu göndermenin yadırgattığını fark ettim ki, sanırım yönetmenin de istediği tam buydu. Aslında gönderme çok gerçekçi, söz gelimi Amerika gibi demokratik bir ülkenin Trump yönetimiyle birlikte hızla bir otokrasiye dönüşmesi buna tipik bir örnek vermiyor mu? Almanya’da da Afd gibi faşizan bir partinin yükselmesi gözardı edilemeyecek kadar büyük bir tehlikeyi gündeme getirmiyor mu?
Akıp giden zamanın içindeki korku ve baskının çeşitlemeleri
Filmi izlerken anlatılanların her ülkede yaşandığı ya da yaşanabileceği, bizde de rekor kırarcasına sürekli tekrarlandığını düşündüm. Bir zaman tüneline girip altmış altı yıl önceye gidelim: 1960 darbesi olduğunda küçük bir kızdım. Ve babam birden üniversiteden uzaklaştırılarak işsiz kalan 147 öğretim üyesinden biriydi. Beş paramız yoktu, annemle babam dört ve on iki yaşında iki çocukla birlikte ortada kalmıştı. Piyanist olan annem piyano dersleri vermeye başladı. Ama bununla geçinmemiz olanaksızdı. Babam bahçıvanlıktan taksi şoförlüğüne kadar bin bir iş düşünüyor ama hayal dünyasının dışına çıkamıyordu. Halam babama askerlerden ona elçilik gibi güzel bir teklif gelirse reddetmemesini söyleyip onu çok kızdırıyordu. Aslında askerler babama ispiyonculuk teklif etmişlerdi, o da küplere binmişti. Ortada kaldığımız yetmezmiş gibi babam gizli polis tarafından da adım adım izleniyordu. Kaygı ve korku içindeydik ki babama Tübingen Üniversitesi’nden iş teklifi geldi, küçücük Volkswagenimizle apar topar Almanya yolunu tuttuk. Sınırı geçene kadarki korkumuz da yüksek dozdaydı. Yaşadıklarımızı Mavi Eşek adlı anı romanımda anlatıyorum.(Doğan Yayın)
Aradan geçen yıllar içinde kaç darbe oldu, kaç aile buna benzer şeyler yaşadı. Altmışlı yıllardan bu yana ülkemizde sürekli tekrarlayan baskı ve şiddet olaylarının tarihçesi çekilse acaba nasıl bir film olurdu? Zaman değişiyor, koşullar değişiyor ama gözdağı verme, baskı ve şiddet hiç ödün vermeden sürüp gidiyor. Kim bilir bu filmi izleyen kaç kişi “bu benim öyküm” demiştir.
TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer eleştiri yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.





