Absürt Bir Trajedi “Küller Küllere ”
Bu yazı İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü öğrencilerinin eleştiri yazılarını merkeze alan yaz projemiz kapsamında yayınlanmaktadır.
Toplumsal hafıza, travmalar, soykırım, göç gibi pek çok konuya, oyunun ismiyle müsemma bir kibritin kavına değdiği gibi değip geçen bu trajedi absürt oyun yazarı Harold Pinter’in kaleminden sahneye taşınıyor.
Pinter’in oyun dilinde toplumsal olaylar absürt komedi diliyle daraltılarak kişilere indirgenir. Rebecca ve Devlin’in baş karakter olduğu bu oyunda da, lineer bir zaman ve mekân söz konusu değil, absürt metinlerin özelliği olan kopuk diyaloglar, tekrar eden kelimeler, iletişimsizlik, duyarsızlık gibi temalar hakim. Rebecca bir yarım yamalak hatırladığı bir hikâyeyi daha da parçalara bölerek anlatırken nispeten daha sağduyulu diyebileceğimiz Devlin onu çözmeye ve hikâyenin eksik parçalarını tamamlamaya çalışır. Devlin birden çok karaktere ve ruh durumuna geçiş yaparken, Rebecca sabit bir noktada durur. Oyunu açan ve yönlendiren Devlin, bazen seyircinin aradığı cevapları Rebecca’ya sorar ama, oyun sonunda bile Rebecca bir travma anısını mı paylaşıyor yoksa bir hayal ürünü hikâyeden mi bahsediyor seyirci olarak anlamakta güçlük çekerek salondan ayrılırız. Oyunun tamamı için tekrar eden diyaloglara dayalı bir soru cevap kurgusu diyebilmek mümkün. Devlin Rebecca’ya bir adamın kim olduğuna dair sorular soruyor. Rebecca da hatırladıkları ya da kafasında kurguladığı anılar üstünden cevap vermeye çalışıyor.
Devlin’e oyun içinde daha geniş bir manevra alanı tanımlanmış ki, İnanç Bükülen bu alanı güçlü oyunculuğu ile dolduruyor. Bir soru cevap oyununa dönen hikâyede, Devlin’in değişken düşünce dünyasını Rebecca yönetirken, Devlin de Rebecca’nın kendi örtük duygularıyla etkileşim kurmasını sağlıyor. Karakter isimlerine baktığımızda, Devlin, “Devil” şeytanı çağrıştırırken, Rebecca da eski ahitteki kimliği ile İbrahim peygamberin gelini, İshak’ın eşi Esav ve Yakup’un annesidir. Rebecca, “Tanrının planına itaat eden seçilmiş kişi kadındır”. Sahnelemede her ne kadar isimleri çok kullanmasalar da Rebecca’nın hafızasında yer eden zalim, belki de yanı başındaki adam olan Devlin’dir.

İnsan hafızasının sınırlarını, bireysel ve kolektif travmaları kişisel bir düzlemde yansıtan oyunda netleşmeyen sebep sonuç düzlemi, seyirciye tüm toplumsal olguları bir kefeye koyarak aynı bağlamdan okumayı öğretir. Oyunun sahnelenmesinde perdeye yansıtılan yıldızlar geceye ait bir zaman dilimine işaret ederken mekân tamamen muğlaktır. Rebecca bir sandalyede oturur ve Devlin ayaktadır. Bir sorgu odası görünümündeki sahnede, kalın bir halat ile bir kare alan oluşturulmuştur. İki karakterin kendi hikâyelerine sıkışmış dünyasını temsil eden bu kare ipten, Devlin büyük bir adım atarak ya da zıplayarak dışarı çıkarken, Rebecca daha yumuşak bir biçimde çıkar. Devlin’in zaman zaman oynadığı tellerden yapılmış sarkıtılmış bir lamba sigara kutusu dışında aksesuar kullanımı yoktur. İki oyuncu da çıplak ayakla oynar. İnteraktif olan oyunda Devlin sık sık seyirciye soru sorarak, seyirciyi kendi bakış açısına çeker ve Rebecca’yı yalnız bırakır. Oyun metni ve metnin sahneleme biçimi olarak sembolik bir minimalizm tercih edilmiştir. Barkovizyondan geçen gerçek soykırım, göç fotoğraflarının geçiş hızı baş döndürücü olmakla birlikte fotoğrafların tekrar hızıyla tarihin tekerrür hızına bir gönderme niteliği taşır.
Oyuna adını veren küller; yok oluş ve geride kalan iz: Kül, yanmış bir şeyin ardından kalan son maddesel izdir. Tıpkı Rebecca’nın anılarındaki gibi, geçmişte olanlar fiziksel olarak yok olmuştur ama “kül” hâlinde hafızada kalır. Hafızanın uçuculuğu ve kalıcılığı: Oyun boyunca Rebecca’nın anlatıları bir sis ya da kül bulutu gibi belirsizdir, ama etkisi derindir. Suç ve kefaret: İncil ve mitolojik çağrışımlarla da kül, bazen arınma, tövbe veya kefaretin sembolüdür. Rebecca’nın sessiz acısı, geçmişle yüzleşme arayışı bu anlamda “kül”ün sembolik yükünü taşır.
Tiyatro Müphem’in sahneye koyduğu oyunun rejisi Cem Burçin Bengisu, Çevirisi Mehmet Dikkaya, Dramaturjisi Büşra Kuruca’ya. Dekor tasarımı Ersun Özcan’a, Işık Tasarımı Murat Kural’a ait. Oyun 10. Ekin Yazın Ödülleri’nde “Yılın En İyi Işık Tasarımı” ödülünü kazanmıştır. Oyuncular Dilek Güler ve İnanç Bükülen ‘in performanslarıyla hayat bulan bu uyarlama, seyirciyi geçmiş üzerinden bugün yaşadığı dünyayı sorgulamaya çağırır.
TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer eleştiri yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.






