Bizi Duyan Var mı?

Hayat, inişler ve çıkışlardan ibaret bir yolculuk ve bu yolculuk kişinin kendini inşa ettiği bir sürece içkin. Kendini bilmek hayatı anlamlı, yaşamı imkânlı kılan yegâne unsurlardan biri, anlam dediğimde bir oyuncu olarak -kuşkusuz ki- aklıma ilk gelen sanat kavramı oluyor. Sanat, kişinin kendisiyle buluşmalara çıkmasına olanaklar yaratır, hayal gücünün sınırlarıyla oynar. Tarihsel olarak bakıldığında sanat, toplumun geleneklerini ve çağın gerçeklerini her zaman bilir. Tragedyalar bunun en iyi örneklerden biri. Tragedyalarda bireyin var olma savaşı, dönemin doğruları, dengelerin kaygan bir zemin üzerinde oluşu, iktidar savaşları yer alır. Bugün Yunanistan topraklarında yer alan Delfi Tapınağı’nın girişindeki Nosce te ipsum- Kendini bil yazısının tesadüf olmadığını kanıtlar niteliktedir onlar. İnsanın kendini bulması hayat yolculuğunun bir parçasıdır, bu süreçte bireyin kendini ararken sanatla tanışması da çok olası. Belki de sanat kişinin kendini en estetik ve en özgür biçimde ifade etmesine yardımcı olur.  

Performatif sanatlardan mezun olmuş biri olarak dönemin koşulları altında sanatçı-oyuncu kişisinin kendini var etme yolculuğunda verdiği çabaların, ne kadar kıymetli ve  kimi zaman zorlayıcı olabileceğinin farkındayım. Toplumumuzun içinde bulunduğu zorlu süreç, adeta sanatı ve sanatçıyı her gün biraz daha derin bir buhrana sürükler nitelikte. Bir insan ve bir oyuncu olarak bazen nefes almakta zorlandığım bugünlerde sanat yapmak, onun içinde olabilmek  hatta ona sadece tanık olmak bile birçok açıdan zor olabiliyor. Fakat  süreçte  her şeye rağmen deneme cesaretini gösterebilen ekiplerin, kişilerin vizyonuyla sunulan işlerin, yapılan çalışmaların da azımsanmayacak kadar fazla olduğunu görüyorum. Bu çalışmaların beni heyecanlandırdığını ve bir oyuncu olarak yaratılan olgunun karşısında dışarıdan bir göz olabilme, bütüncül bakabilme fırsatını sunduğunu söyleyebilirim. 

Performans sanatlarının her geçen gün geleneksel kavramların dışına çıkması, toplumun, bireyin kaygısını metnin içine organik bir yerden entegre etmesini deneyimlemek bana yalnız olmadığımı, endişelerimin yersiz olmadığını gösteriyor. Direnmenin ve sabrın, yaratma hazzını arttırdığını tiyatro okumaya başladığım günden beri çok derinden hissediyorum. Bununla beraber yaşadığımız gündemlerin bizim gibi yeni mezunları bu hazdan alıkoyduğunu da derinden hissetmemek imkânsız. 

Tiyatro salonlarının kiralarının artışı ve bu durumun bilet fiyatlarına yansıması, vergilerin haddinden fazla oluşu tiyatro yapmak isteyen birçok insanı ideallerinden alıkoyuyor. Yeni mezunların veya bu ortamda var olmaya çalışan kişilerin maddi açıdan yaşadığı zorluk, gelecek kaygısını günden güne arttırırken onları bu işe bağlayan düşüncelerin ve hislerin karşısında atlanması güç bir duvar oluyor. Sırf geçinebilmek için başka işlere girmek zorunda kalan, özel okullardaki zamlar nedeniyle okulu bırakan, okul bitince yurttan çıkarılan ve büyük şehirde kirasını ödeyemediği için memleketine geri dönmek zorunda kalan binlerce genç en sonunda hayal kırıklıklarıyla, pişmanlıklarla bambaşka hayatları yaşamak zorunda bırakılıyor. Tıpkı benim gibi mezun olan birçok gencin emeğini, zamanını, bazen de parasını verdiği eğitim hayatlarının kariyere dönüştüğü aşamada “maddiyatın” ne kadar kilit bir nokta olduğunun farkındayım. Profesyonel hayata yeni başlayan biri için bunun ne kadar kaotik olduğunu da biliyorum. Kendini ve sanatını tanımak, eğitim sürecinin bizlere sunduğu bir imkân ve hepimiz bu yolu tamamlayarak geldik. Profesyonel sanat yaşamına adım attığımızda ise bizler sektörün talep ettikleri ve kendi üretim isteklerimiz arasında sıkışıp kalabiliyoruz. Bu bağlamda başvurularımız reddediliyor ve düşüncelerimiz yeşerecek uygun bir toprak bulamayabiliyor. Tam da bu noktada sınırlar belirginleşiyor, üretim kimliğimiz için alan arayışı veya umutsuzlukla baş başa kalabiliyoruz ve burada umut devreye giriyor. Biliyoruz ki  tüm bu çevresel koşullara ve dayatmalara rağmen  üretimin temeline kendi sanatçı kimliğimizi oluşturmanın umudunu koyarak, onu her an dinç tutarak var olmanın yolculuğunda devam edebiliriz. 

Umut bize gençliğimizi hatırlatan eğer istersek direnme gücümüzün her zaman var olacağını düşündüren şey. Geleceği inşa eden bu içimizdeki umudun en güzel yanı ise sınır tanımaması. Zorluklar her çağda vardı ve yine olacak, yollar ne kadar taşlarla dolu olsa da umut etmek ve bunun ışığında üretmek, çalışmak bizim elimizde. Sanat, melankolik olan her şeye rağmen bize farklı açılardan bakabilmeyi mümkün kılan ve bu çağda  beni yaşama bağlayan, var olduğumun canlılığını hissettiren şeyin ta kendisi. Umudumu kesintiye uğratan her an şunu düşünüyorum; hayatın her zaman başka başka renkleri insana tattırabileceğini bunun sadece bana özgü olmadığını, bir yolculukta olduğumu hatırlatıyorum kendime. Daha farklı yaratma biçimlerine odaklanıyorum ve sanattan uzaklaşmak yerine ona daha çok sarılıyorum ki umudumu dinç tutabileyim. 

Umut hayal etmenin sürekliliğini sağlar. Bu noktada hayal gücü sınırlarını genişletir; bir toplumun yapabilme gücünü, o toplumun sanat üretimini, sanat üreticilerinin kılcal yapısından oluşan derinden üretme biçimi ve daha bir çok şeyi… Umut, hayal etmekle ve üretmekle bir yolculuk olur… Sanatın geleceğinin bu umudun getirdiği sabırla, mücadeleye devam etmekle  yeşerebileceğini düşünüyorum. Yeni dinamiklerle kimi zaman eskileri sentezleyerek, yepyeni bir denge oluşturma, belki yara almış ama arzusunu bırakmamış, bir manifestoyu baştan yazabilecek genç kuşak sanatçıların da “biz buradayız her şeye ve herkese rağmen” diyebilmesiyle şimdimizin geleceği şekillendireceğine inanıyorum. 

Gelecek, biz yeni çıkış yolları aramaktan vazgeçmedikçe, hayal gücümüzün sınırlarını genişlettikçe,  oyun oynama cesaretini gösterdikçe aydınlanacak. 


Defne Güçsav 

2024 yılında Maltepe Ünverstesi Sahne Sanatları Oyunculuk Ana Sanat Dalı Bölümü’nden mezun oldu. 2003 yılında Oyun Atölyesi’nde Aslı İçözü’nün drama eğitiminin ardından Müjdat Gezen Sanat Merkezi ve son olarak 2019-2020 yılları arasında CRAFT Atölye’ye devam etti. 2023-2024 yılları arasında  Kadıköy Belediyesi’nde gönüllü olarak çeşitli yaş gruplarından çocuklara drama eğitmenliği yaptı. Çocuklara dramayla etkili iletişim kurması ve kolektifin bir parçası olabilmeleri için çalışmalar yapmaya devam ediyor. Yaklaşık beş yıldır farklı sergilerde küratörlük yapmakta ve illustrasyon sanatıyla ilgilenmektedir.


TEB Oyun Dergisi‘nin 51. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Defne Güçsav

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin