Dümderelâdir Nâtenedir Bir Terennüm Eleştiridir

Bu yazı İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü öğrencilerinin eleştiri yazılarını merkeze alan yaz projemiz kapsamında yayınlanmaktadır.

“Bu kavli sürahî eğilip sâgara ne fısıldar?” Herkesin birbirine sözler sarf ettiği bir çağda, sürahî suskun kalır mı hiç? O da nazlı bir edayla kadehe doğru eğilir, gönlünden geçenleri döker incecik bir sızı gibi. Ne söylediğini kimseler bilmez. Bu, yalnızca onların bildiği, gönülden bir sırdır. Bir Terennüm sahnesinde nasıl ki yazarla seyirci arasında görünmeyen bir bağ örülürse, öylece sürahî ile kadeh arasında da sessiz bir konuşma başlar. Söz yoktur ortada belki, ama gönül gönüle yankılanır. Ne kadeh anlatabilir bu sesi başkasına, ne sürahî dile getirebilir içini döktüğü o ezgiyi… Sadece ikisi bilir, yalnızca onlar duyar birbirlerinin kıyılarına vuran sessiz dalgaları.

Füruze Engin’in kaleme aldığı, Tolga İskit ve İpek Türktan’ın sahnelediği Bir Terennüm, aile tarihini yalnızca olaylar üzerinden değil; isimler, şarkılar, gündelik yaşamın tekrar eden ifadeleri ve en çok da unutma edimi üzerinden katmanlı bir biçimde inşa ediyor.  Dedesinin ve babaannesinin bunama mücadelesinde torunun bir tür zaman gezgini gibi geçmişe gidip geldiği bir yapı kuruyor oyun. Her dönemin ruhu, siyasi ve toplumsal alt metinlerle destekleniyor: 1935 nüfus sayımı, 1945 sürgün dönüşü, 1971 darbesi ve 2021 pandemisi… Bu tarihsel sıçramalar, oyunun temelini oluşturan “hatırlamak” temasını dramatik bir dokuya dönüştürüyor.

Oyun, kronolojik değil; anıların çağrışımları üzerinden kurulan iç içe geçmiş zaman kurgusuyla ilerliyor. 1935, 1945, 1950, 1971 ve 2021 gibi farklı tarihler arasında geçiş yapılırken, her sahne döneminin ruhuna sadık kalarak sahneleniyor. Karakterlerin kimlikleri bir zaman diliminden diğerine geçerken izleyicinin algısı da geçmiş ile şimdi arasındaki ince sınırda gidip geliyor. Bu yapısal tercih, özellikle yaşlılık ve demansın zihinsel bulanıklığını seyirciye hissettirmek açısından etkileyici bir noktada konumlanıyor. Oyunda hatırlamanın da sahnelenebilir bir eylem olduğunu gösteriyor. Hafıza sadece geçmişin tortusu olarak değil bugünü anlamlandırmanın yolu olarak seyirci karşısına çıkıyor. Yaşlı bir karakterin unutuşunu izlerken aslında hatırlamanın ortak ve kırılgan bir olgu olduğunu fark ediyor seyirci.

Bir Terennüm oyununda karakterler çok boyutlu bir şekilde karşımıza çıkıyor. Özellikle Seniha karakteri, hafızası bulanık olsa da keskin zekâsı, inadı ve derin duygusallığıyla sahnede büyüyor. Seniha yaşlılıkla gelen kırılganlık ile gençliğin meydan okuyan ruh hâli arasında gidip geliyor. Ali İhsan ise hem torun hem baba hem dedeye dönüşerek zamanlar arasında köprü kuruyor.

Diğer karakterler – Refik, Halit, Tahsin, Zeliha – oyuna gölge gibi girip çıkarak izleyicide bir hayal atmosferi yaratıyor. Bu da oyunun hafıza temasıyla uyumlu bir dramatik doku oluşturuyor.

Bir Terennüm oyunundan bir kare.

Tolga İskit ve İpek Türktan’ın sergilediği oyunculuklar, metnin bu çok katmanlı yapısını sahnede taşıma sorumluluğunu dengede tutarak üstleniyor. Özellikle Seniha karakterini canlandıran İpek Türktan, seyirciyi bir anda 80’li yaşlarında hafızası bulanık bir kadınla tanıştırırken; bir sonraki sahnede gençliğinin dik başlı, esprili ve zeki hâline dönüştürebiliyor. Zamanlar arası bu fiziksel ve duygusal geçişler seyirciyi derinden etkiliyor.

Ali İhsan karakterinde ise dönüşüm başka düzeyde gerçekleşiyor. Oyuncu hem torun hem oğul hem de zaman zaman kendi dedesinin bedenine girerek bir hafıza koridorunda rol değiştiriyor. Fiziksel kompozisyonunu ve ses tonlamalarını ustalıkla kullanan Tolga İskit bu zorluğun altından başarıyla kalkıyor.

Oyun mekânı, sabit bir ev içi dekor gibi görünse de aslında sürekli değişen bir hafıza alanı gibi çalışıyor. 1971’in sıkıyönetim atmosferi, 2021’in pandemi izolasyonu ve 1945’in kararsız barışı, rol değişimleri ile canlandırılıyor. Müzikal unsurlar ise sadece estetik değil, dramatik bir işleve sahip. “Şaşkına Nispet” gibi oyunun içinde yeniden var edilen bir şarkı, karakterler arasında görünmeyen bağları kuruyor. Oyunun adını da alan “terennüm” mırıldanma hali, kelimelerden çok ezgilerin hatırlanabilirliğine gönderme yapıyor. Bu da oyunun anısal belleğini güçlendiren bir motif olarak seyirci karşısına çıkıyor.

Bir Terennüm‘ü izlerken sadece bir oyun seyretmiyoruz; aynı zamanda bir insanın hayat boyu tuttuğu defterin sayfalarını aralıyoruz. O defterin kimi sayfası silinmiş, kimi yırtılmış, kimisi de gözyaşıyla dağılmış ama hepsi sahici. Yönetmenin tercihleri, oyuncuların sahiciliği, sahne tasarımının düşünülmüş yapısı ve metnin incelikleri birleşince ortaya hem duygusal hem düşünsel olarak çok katmanlı bir oyun çıkmış.


TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer eleştiri yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Murat Yalçın

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin