Kendini doğuran kadınlar… Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri

 Kadın doğulmaz, kadın olunur.

S. de Beauvoir Le Deuxième Sexe (İkinci Cins)

Kadınlık, toplumsal inanışa göre kız çocuklarına sonradan kazandırılan bir rütbe ya da paye olarak kabul edilir. Evlilik ve annelik gibi sosyal kurumlar aracılığıyla edinilen bu konum, belirli görevler, sorumluluklar, benimsenmiş misyonlar ve sınırları çizilmiş bir yaşam formu üzerinden tanımlanır. Kız çocuklarının yaşamına sessizce eklemlenen bu dogma sonucunda kadınlık, çoğu zaman bir lütuf gibi “bahşedilen”  statü olarak sunulmaktadır.

Édouard Louis’in kaleme aldığı Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri adlı tiyatro metni, kadınlık kimliğini ve ona atfedilen “sahte madalyaları” sorgularken, toplumun kadına biçtiği “üniformayı” çıkarıp atmanın ne denli zor  bir mücadele gerektirdiğini gözler önüne serer. Moda Sahnesi’nin Kemal Aydoğan rejisiyle sahneye koyduğu yapımda, çok çocuklu bir kadın olan Monique’in gençlikten orta yaşlarına uzanan yaşam öyküsü, eşcinsel oğlu Eddy’nin bakışı ve eril bir bedenin performatif anlatımı aracılığıyla yeniden kurulur. Onur Ünsal’ın tek başına canlandırdığı Eddy; anlatıcı, tanık ve zaman zaman yargılayıcı konumlar arasında gidip gelen çok katmanlı bir anlatı odağına dönüşür. Bu sahneleme tercihi, ev içi mekânı ve bakım pratiklerini farklı bir bedensel deneyim üzerinden yeniden yorumlayarak cinsiyetlendirilmiş kimlik kategorilerini istikrarsızlaştırır. Sıkça başvurulan yabancılaştırma etkisi ise seyircinin anlatıyla hem eleştirel bir mesafe kurmasına, hem de tanıdıklık duygusu üzerinden yeniden yakınlık hissetmesine olanak tanır. Bu gerilim içinde Monique, seyircilerin arasında oturan diğer kadınlarla bütünleşerek kendi hikâyesini dışarıdan izleyebilen ve sorgulayabilen refleksif bir özneye dönüşür.

Eddy’nin Monique’in kıyafetlerini giyerek ve onun gündelik işlerini tekrarlarıyla anlattığı hikâye, hem Monique’in yaşamını geçirgen hâle getirir hem de dışarıda kalan, annesini belki de hiçbir zaman anlayamamış bir erkek çocuğun anneye bakışını yeniden yapılandırır. “Anne, karnım acıktı” diye seslenen çocuk, bu kez mutfağın içinde ve yemeği hazırlayan kişidir. Rol değişiminin hem fiziksel hem de ruhsal düzlemde empatiyi nasıl harekete geçirdiğini gösteren bu yapı içinde Ünsal, canlı yayın kamerası eşliğinde bir ev kadınının gün boyunca yaptığı tüm işleri yeniden üretir. Bu durum, Chantel Akerman’ın 1975 yapımı Jeanne Dielman, 23 quai du Commerce, 1080 Bruxelles’ını hatırlatır. Film, bir kadının ev içi rutinini; yemek yapma, temizlik ve bakım gibi tekrar eden eylemleri neredeyse gerçek zamanlı ve uzun planlarla görünür kılarak, “önemsiz” sayılan bu tekrarların aslında kadın emeğinin görünmezliğini açığa çıkardığını gösterir. Gün içinde bir annenin evde yaptığı işler, ancak dışarıdan bakıldığında anlam kazanır; bu noktada rutin, giderek artan bir yoğunluk ve tekrar hissiyle, birikmiş baskının ve hasarın görünür hâle gelmesine aracılık eder. Simone de Beauvoir’ın “kadın doğulmaz, kadın olunur” önermesi bağlamında sahnedeki ev içi rutinler, kadınlığın doğal değil, toplumsal olarak kurulan bir konum olduğunu gösterir. Judith Butler’ın performativite kuramına göre; toplumsal cinsiyet normlarının beden üzerinden yeniden üretilişini tekrar eden performanslar aracılığıyla tanımlanır. Monique’in anneliği ve kadınlığı, ev içi emeğin ve bakım pratiklerinin sürekliliği içinde performatif olarak üretilen bir kimlik hâline gelir.

Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri oyunundan bir kare. Fotoğraf: Orçun Kaya

Onur Ünsal’ın performansı, beden dilinin yanı sıra şarkı söyleme pratiğini de içerir. Oyuncunun hem açılışta hem de oyun içinde Scorpions grubunun şarkılarını seslendirmesi, özellikle Rock You Like A Hurricane  parçası, Monique’in dönüşümünün en güçlü sembolik karşılığını üretir, aynı zamanda duygusal akışı yönlendiren ritmik bir yapı  kurarak seyirciyi sabit bir duygulanımda tutmak yerine sürekli değişen bir duygu hattına çeker. 

Oyunun dekoru, yalnızca bir arka plan değil, anlatının hafızasını taşıyan aktif bir bileşen olarak işlev görür. Oyunun başında üstü örtülü hâlde bulunan eşyalar, hikâye ilerledikçe açılarak anılarla ilişkilendirilir ve sahne üzerinde katmanlı bir hafıza kurgusu oluşturulur. Mutfak tasarımı, dantel örtülü televizyon ve ev mobilyaları gibi unsurlar, Fransız menşeli metin içinde ters yüz edilmiş bir ev içi estetik üretir. Kostüm ve aksesuarlar ise metnin yerelleştirilme sürecinin bir parçası olarak gündelik ve Türkiye’ye özgü yaşam kodlarını sahneye taşır. Bu müdahale, kadın deneyimlerinin coğrafyadan bağımsız bir ortaklık taşıdığı fikrini ima etse de, Fransız ev içi imgesi ile sahnelenen yerellik arasında oluşan gerilim, temsilin evrensellik iddiasını kırılganlaştırır.

Bu oyunun sorgulattığı sorular arasında en dikkat çekici olanlardan biri, bir kadını anlamak için eşcinsel bir bakışa mı ihtiyaç duyulduğu meselesidir. Eğer Eddy heteroseksüel bir erkek olsaydı ve patriyarkanın normatif düzeni içinde babanın adlarından birini taşıyarak konumlanmış olsaydı, annesinin deneyimini aynı mesafeden okuyabilir miydi; onun “kendini yeniden doğurma” sürecindeki sancıya tanıklık edebilir miydi? Bu soru, bireysel bir empati sorunundan ziyade bakışın cinsiyetlendirilmiş yapısını ve erilin görme rejimlerini problematize eder. 

Değişen ve dönüşen yalnızca Monique değildir, Eddy de bu dönüşümün bir parçası olur. Oyun boyunca Eddy kadınlığı öğrenilen bir pratik olarak deneyimlerken, Monique kadınlığın sabit bir öz değil, yeniden kurulan bir kavram olduğunu keşfeder.

Sahne Arkası Emeği Geçenler

Çevirmen: Ayberk Erkay

Dekor Tasarım: Bengi Günay

Işık Tasarım: İrfan Varlı

Afiş Tasarım: İlknur Alparslan

Fotoğraf:Orçun Kaya

Asistan: Mesut Karakulak


TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer eleştiri yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Damla Narcı

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin