Sıra Bize Geldiğinde… : Prophet Song
İrlandalı yazar Paul Lynch’in Booker ödüllü romanından uyarlanan Prophet Song’u Ocak 2026’da Amsterdam’da ITA Ensemble (International Theatre of Amsterdam) sahnesinde izledim. 120 dakika arasız sahnelenen oyunun yönetmeni İran asıllı Almanyalı yönetmen Mina Salehpour. Oyuncular;Janni Goslinga, Jesse Mensah, ‘Ntianu Stuger, Sanne den Hartogh, Gijs Scholten van Aschat, Maria Kraakman, Roman Derwig.
ITA’nın yüksek tavanlı, balkonlu, klasik tiyatro mimarisine sahip salonu seyirciyi daha içeri girer girmez büyülüyor. Oyun Hollandaca sahneleniyor, sahnenin görüşünü kesmeyecek biçimde sağ ve sol yanlarında İngilizce üst yazılar yer alıyor. Sahne oldukça karanlık, ucu bucağı olmayan soğuk, donuk, devasa bir boşluğa uzanıyor. Solda, ev içini temsil eden bir masa ve birkaç sandalyeden başka hiçbir şey yok. Özel alan ile kamusal alan arasındaki sınırlar silinmiş.
Eilish (Janni Goslinga) sahnenin önünde, kollarını bir bebek taşıyormuş gibi tutarak doğrudan seyirciye dönük konuşuyor. Kapının vurulduğunu ondan öğreniyoruz. Polisler kapıda. Oyun boyunca sürecek karanlık ve tedirgin atmosferin içine çekiliyoruz.

Prophet Song, demokratik yollarla seçilmiş bir hükümetin iktidara geldikten sonra adım adım baskıcı ve otoriter bir rejime dönüşmesini; insan haklarının kısıtlandığı, olağanüstü hâl yasalarının kalıcılaştığı, iddianamesiz tutuklamaların sıradanlaştığı bir ülkede, ailesini bir arada tutmaya çalışan bir kadının her şeyini birer birer kaybedişini anlatıyor. Bir çöküş hikâyesinin ötesinde, o çöküşe alışma sürecini ve şaşırma refleksinin yerini sessiz bir kabullenişe bırakışını sorgulayan oyun, izleyiciyi hayatın akmaya devam ettiği o sıradanlığın içinde sessizce ilerleyen bu kolektif erozyonun tanığı hâline getiriyor.
Dublin’de yaşayan Eilish, eşi Larry ve çocukları Mark, Molly, Bailey ve küçük bebekleri Ben’le “normal” bir hayat sürer. İrlanda Öğretmenler Sendikası’nda aktif bir temsilci olan Larry, hükümetin ulusal güvenlik gerekçesiyle yetkilerini genişletmesinin ardından düzenlenen sendika yürüyüşü sonrasında gözaltına alınır ve ortadan kaybolur. Eilish kocasını kurtarmak, hiç değilse görmek için bütün hukuki yollara başvurur; ancak hukuk artık işlemez, sistem yalnızca belirsizlik üretir.
Oğlu Mark daha reşit bile değilken zorunlu askerliğe çağrılır, kaçak durumuna düşer ve ortadan kaybolur. Diğer oğlu Bailey sokak gösterileri sırasında çıkan bir çatışmada yaralanır. Eilish hastane hastane aradığı çocuğunu, sonunda onlarca cesedin arasından teşhis etmek zorunda kalır.
Eilish’in babası, Larry’nin gözaltına alınmasından beri Eilish’i Kanada’daki kız kardeşinin yanına gitmeye ikna etmeye çalışır. Ancak Eilish uzun süre bunu reddeder, kocasını, evini, işini ve hayatını geride bırakmak istemez. Nihayet kalamayacağını kabul ettiğinde ise pasaport başvurusu bile reddedilir. Devlet artık her türlü çıkış yolunu kapatmıştır. Tutunmaya çalıştığı her şey elinden birer birer alınan Eilish, sonunda kendini en küçük bebeği ve kızıyla birlikte deniz kenarında mülteci botu beklerken bulur. Oyun tam bu eşikte son bulur. Belirsizlikte. Askıda.

Mekânın genişliği, derinliği ve yaklaşık 50 fazladan oyuncu kullanımıyla sahnede oluşturulan atmosfer nefes kesici. Ara ara sahneye gelen birkaç masa ve sandalye dışında sabit bir dekor yok. Zaman ve mekân geçişleri bu kalabalık oyuncu kadrosunun konumlandırılması ve ışık kullanımı sayesinde yaratılmış. Oyuncuların kimi zaman süpermarketteki müşteriyi, kimi zaman morgdaki cesedi, kimi zaman da sokaktaki göstericiyi temsil edecek biçimde sahneye yerleştirilmesi, anlatının çok katmanlı yapısını destekliyor. Ön planda bir sahne ilerlerken arka planda başka bir sahnenin kuruluyor oluşu, çöküşün eşzamanlı ve sistemik doğasını görünür kılıyor.
Mark Van Denesse’nin ışık tasarımı performansın duygusal atmosferini şekillendiren başlı başına bir karakter. Oyunun büyük çoğunluğu loş ve karanlıkken, aniden tepeden inen floresanlarla süpermarketin rahatsız edici parlaklığını veya morgun donukluğunu hissediyoruz. Özellikle oyunun sonunda, deniz kıyısındaymışçasına sahneye düşen su yansımaları ve ışığın yarattığı belirsizlik büyüleyiciydi. Bu ustaca kullanım, atmosferin duygusal tonunu keskinleştirirken seyirciyi yalnızca sahneyi izleyen değil, oluşturulan mekânsal gerilimin içine doğrudan çekilen bir özne hâline getiriyor.
Anlatıcı ile karakter arasında gidip gelen yapı ve kalabalık oyuncu kadrosu ritmik ve akıcı bir form yaratıyor. Oyunculuklar sade ve kontrollü. Duygusal yoğunluk ile mesafe arasında dengeli bir çizgi kuruluyor. Bir oyuncunun birden fazla rol üstlenmesi, seyircinin tek tek karakterlerle özdeşleşmesinden çok Eilish’in hikâyesine odaklanmasını sağlıyor.
Sahnede hiç görünmeyen bebek Ben, yalnızca Eilish’i oynayan oyuncunun kollarını bir bebek taşıyormuş gibi kaldırmasıyla var oluyor. Ortada ne maket var ne de somut bir nesne; oyuncu boşluğu kucaklıyor. Var olup olmadığı bile muğlak bu bebek, geleceğin kendisi gibi kırılgan ve belirsiz duruyor.
Prophet Song göçü romantize etmiyor. Gitmek bir kurtuluş olarak sunulmadığı gibi, kalmak da bir direniş olarak yüceltilmiyor. Kalmak ile gitmek arasındaki çizgi siliniyor ve gitmek bir tercih olmaktan çıkıp zorunluluğa dönüşüyor. Fakat zorunluluğun sonucu da belirsiz. Oyunun sonunda kurtuluşun bile kesin olmadığı bir eşikte bırakılıyoruz. “Bize sıra gelmez” diyenlerin, felaketin yavaş yavaş yaklaştığını görmek istemeyenlerin reflekslerini izliyoruz. Oyun, bireysel trajediyi dramatize etmekten çok, inkâr ile gerçeklik arasındaki o ince çizgiyi gösteriyor. Umut ile alışma arasındaki mesafeyi sorguluyor.

Bugün artık Prophet Song’un anlattığı çöküş yalnızca bir distopya değil, dünyanın dört bir yanında farklı biçimlerde yaşanan bir gerçeklik. Seçimle iktidara gelen yönetimlerin hukuku adım adım daralttığı, “güvenlik” söylemiyle yetkilerini sınırsızlaştırdığı, gazetecilerin, akademisyenlerin, barışçıl gösterilere katılmış gençlerin şafak baskınlarıyla evlerinden alındığı, sokaklarda öldürüldüğü, muhalif olan herkesin tutuklandığı, savaşların ve baskı rejimlerinin milyonlarca insanı yerinden ettiği, çocukların öldürüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) Global Trends raporuna göre 2024 yılı sonunda dünya genelinde zulüm, savaş, şiddet ve insan hakları ihlalleri nedeniyle zorla yerinden edilen insan sayısı 123,2 milyona ulaşmış durumda (UNHCR, 2025). Mültecilik artık uzak bir coğrafyanın istisnai hikâyesi değil, küresel bir gerçeklik.
Prophet Song tam da bu nedenle bir ülkeye değil, bir zamana bakıyor. Demokrasinin kendiliğinden var olmadığını, hukukun kendiliğinden işlemediğini ve kayıpların bir gecede değil, küçük susuşların ve küçük kabullerin birikimiyle gerçekleştiğini hatırlatıyor. Seyirciyi yalnızca Eilish’in hikâyesiyle değil, kendi konfor alanıyla da yüzleştiriyor.
Sıranın bize gelmeyeceğine inandığımız o eşik neresi?
Ve o eşik aşıldığında geriye gerçekten kaçacak bir yer kalıyor mu?
Kaynakça (APA):
United Nations High Commissioner for Refugees (UNHCR). (2025). Global trends: Forced displacement in 2024/2025 update. UNHCR.
Credits
Artistic credits
by — Paul Lynch
directed by — Mina Salehpour
adaptation — Mina Salehpour en Lea Goebel
translation — Tjadine Stheeman en Lidwien Biekmann
translation adaptation — Aus Greidanus jr.
scenography — Andrea Wagner
composer — Sandro Tajouri
light design — Mark Van Denesse
costume design — Maria Anderski
dramaturgical advice — Lea Goebel
assistant director — Emma Deleu
private producers — Remke Schermer & Emiel Suverein, Rob van den Bergh, Hans Sauerwein
this production is supported by Ammodo
Performance credits
cast Janni Goslinga, Jesse Mensah, Jatou Sumbunu, Sanne den Hartogh, Gijs Scholten van Aschat, Maria Kraakman, Roman Derwig
assistant director — Emma Deleu
production manager — Inge Zeilinga
production assistant — Merel de Vroome
stage manager — Jonas de Vries, Arist Richartz
technical staff — Emile Bleeker, Yannick Bruine de Bruin, Kevin Decker, Dagmar van Iersel, Simon Klein, Olga Liashkova, David Logger, Nelis Meijer, Joris Reijmer, Jonathan Salas Guerrero, Dennis van Scheppingen
costume department — Farida Bouhbouh, Wim van Vliet
dresser — Sytske van Koeveringe
hair & make-up — David Verswijveren
supervisor extras — Kevin Kouwenhoven
marketing & communication— Iris Istha
extras — Güler Karaca (team captain), Berber Tiemersma (team captain), Merijn Trimbos (team captain), Martijn Tullemans (team captain), Merel Wulmus (team captain), Qamar Aberkan, Mariska Andriessen, Dani Atmadi, Phardou Bakker, Morgan Bartels, Gina Beekelaar, Anne Bekker, Nadia van den Berg, Sjaak Besseling, Pebbles Bethin, Rafi Blom, Emanuel Boerhave, Hanneke Borger, Linda van Bronckhorst, Doralice Covelli, Martha Crans, Joy Douglas, Lisa van Duyvenvoorde, Zelvoyca Egbers, Jana Ehrich, Lois Engels, Guusje van Galen, Judith van Gelder, Herlinde Gerrits, Cees de Goede, Carmen de Graaf, Fleur de Graaf, Krista Grundeken, Isis Harsevoort, Wieneke ’t Hoen, Arwen Hooijmans, Liz Jonas, Anastasiia Kechina, Emma Kern, Petra Klamer, Anne Kortekaas, Valerie van Kranenburg, Quinten Kriek, Judith van der Kuip, Jefta Latuperirissa, Alexandra van Lier, Jossa Maas, Elisabeth Mansoor, Zoe Markus, Edward Meijroos, Julian Meutstege, Linda Neijts, Janine van Oppenraaij, Quinten van Oudheusden, Noelle Platell, Marleen van der Post, Ermine Ravestijn, Sylvia Reverda, Tiffany Schimmel, Ralph Sigmond, Iris Slotman, Guus Smeitink, Liza Sminia, Sofie Sneekes, Martijn Steenvoorden, Imke Stenvert, Angela Stomphorst, Michel Streng, Thea Thomsen, Ines Trujillo, Kirill Uvarov, Imke Vasen, Monica de Vente, Remco Verschut, Christel Vinkhuyzen, Yarno de Vos, Philip Waaning, Aimee Walkate, Janneke Wattel, Emma Wijers, Maud van Zandwijk
TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer eleştiri yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.





