Yeni Kurulan Tiyatro Toplulukları: TiyatroBaz

TiyatroBaz, kurulduktan çok sonra adını bulmuş bir oluşum. 2022 yılında Denizler Bizi Çağırdı adlı oyunu sahnelemek için bir araya geldiğimizde henüz ortak bir ismimiz yoktu. Ama ortaklaştığımız dertler vardı: Taşradan gelmiş, kentte sanat üreterek hayata tutunmaya çalışan bir grup genç olarak anlattığımız hikâye bir yanıyla bizim hikâyemizdi.

Yazar İlayda Abay, yönetmen Emre Bilgiç, dramaturg Yüsra Yüce ve oyuncular Cihat Parıltı ile Yasin Güven’den oluşan bu ekip; İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü ile Stüdyo Oyuncuları gibi akademik ve pratik tiyatro alanlarında yolları kesişmiş kişilerdi. Bu ilk oyun, aynı zamanda birlikte üretme pratiğimizin de başlangıcıydı.

2023’te yeni bir sürece başladık. Yönetmen Cansu Ekici’nin ekibe dâhil olmasıyla, oyunun hem estetik hem politik yönü yeni bir düzlem kazandı. İlayda Abay bu kez hem yazar hem oyuncuydu; Emre Bilgiç dramaturg, Orhun Cebeci, Esma Curavcı ve Görkem Örskıran da yaratıcı ekipte katkı sundular. Bu oyun, TiyatroBaz’ın bugün bildiğimiz yapısını kurduğu; bir isme, bir tona ve bir ortak ruha büründüğü dönüm noktasıydı.

Topluluğun kurucu kadrosu, İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nin tiyatro kulüplerinde (İstanbul Fen Oyuncuları, ÖKM Sahnesi, Taşkışla Sahnesi) uzun yıllar yer almış kişilerden oluşuyor. Bu kulüpler, üretim ile öğrenmenin iç içe geçtiği; deneyim aktarımı, dayanışma ve yatay karar alma pratikleriyle ilerleyen yapılar. Ortak bir okulun, atölyelerin, sahnelerin ve belleğin içinden geçmek; birlikte düşünmenin ve üretmenin de ortak bir dilini mümkün kıldı. Ama hiçbir yapı sabit değil. Biz de her oyunda yapıyı yeniden kuruyor, örgütlenme biçimimizi her yeni süreçte tartışmaya açıyoruz.

TiyatroBaz ismini seçerken, oyunu bir tür “bazlık” hâline getirmeyi düşündük. Bir sloganımız vardı:


“Bu dünyaları silkeleyip duracak olan,

 yeni dünyalar kurma amacıyla yola çıkan, 

sihirbaz, hilebaz, hayalbaz ve düzenbaz

 oyunlar yapma arzusu duyan tiyatro topluluğudur.”


Gerçekle oyun, ciddiyetle yaramazlık arasında bir yerden seslenmek istedik. Hem hayal kurmak hem mücadele etmek isteyenlerin tiyatrosu olmak istedik.

Şimdiye dek iki oyun sahneye taşıdık. Her ikisi de bir yazarın çağrısıyla başladı. İlayda Abay’ın yazdığı metinler, sadece bir hikâye değil; üzerinde birlikte düşüneceğimiz, tartışacağımız bir zemin sundu bize. Bu zeminlerde uzun süren dramaturjik tartışmalar, çok sesli geri bildirimler ve bolca denemeyle oyunlarımız kolektif bir biçime dönüştü.

Denizler Bizi Çağırdıda taşralı bir sanatçının kentte tutunma mücadelesi üzerinden bireysel ve sınıfsal kırılmalarla yüzleştik. Mutlu Bir Romanın Aşk Hikâyesi’nde ise gerçekle hayal arasında gidip gelen bir Roman kadının hikâyesi aracılığıyla toplumsal ötekileştirme, yalnızlık ve direnme hâllerini sahneye taşıdık. Direnişi yalnızca bağırarak değil, bazen hayal kurarak, bazen dans ederek, bazen de hiç konuşmadan anlatan bir sahne dili kurmaya çalıştık.

Mekânla kurduğumuz ilişki de bu yaklaşımın parçası. İstanbul’un bağımsız sahnelerinde, alternatif tiyatro mekânlarında ve zaman zaman dayanışma alanlarında oyunumuzu sergiledik. Bizim için tiyatro yalnızca sahnede değil; üniversitenin taş duvarlarında, sokağın sesinde, bir afişin gölgesinde de başlar. Prova salonumuz kimi zaman bir evin salonu, kimi zaman okulun boş bir sınıfı olabilir. En az iki kişi bir araya gelince oyun başlar bizim için. Bu inanç, amatör tiyatro yıllarımızdan kalma bir meslek hastalığıysa eğer, biz onu gizli bir gururla taşımaya devam ediyoruz.

Son dönemde biçimsel arayışlarımız derinleşti. Devised tiyatroya ilgi duyuyoruz; kolektif üretimin biçimsel karşılığını daha çok tartıştığımız bir süreçteyiz. Mutlu Bir Romanın Aşk Hikâyesi üzerine değerlendirme yaparken bir yandan Walter Benjamin’i okuduk. Onun tarih, hafıza ve fragman fikri üzerine geliştirdiği düşünceler, sahnelemede sezgiye, boşluklara ve sıçramalara alan açan bir dili keşfetmemize yardımcı oldu. Bu okumaların, ileride kuramsal yazılara dönüşmesini de umuyoruz.

Yakın dönemde iki yeni oyun fikri üzerine çalışmaya başladık. Bunlardan ilki, 19 Mart’ta Beyazıt’taki öğrencilerin barikatları aşmasından önce tasarladığımız bir hafıza oyunu. Üniversitelere dönük baskının mekânsal ve politik etkilerini, Beyazıt Meydanı ve İstanbul Üniversitesi çevresindeki öğrenci hareketi belleğiyle birlikte ele almayı amaçlıyorduk. Ancak barikat aşıldı – kurmaca, gerçekliğin gerisine düştü. Bu nedenle şimdi, değişen bu yeni gerçekliğe karşılık verecek bir dramaturjik yapı üzerine yeniden düşünüyoruz. Diğer yandan, merkezine bir kadının yerleştirildiği ve yine hayalle hakikatin iç içe geçtiği bir başka oyun metninin yazım sürecindeyiz. Her iki projede de sahneyle hafızayı, bedenle mekânı buluşturan araştırmalarımıza devam ediyoruz.

TiyatroBaz için tiyatro yalnızca sahnede olup biten bir şey değil. Tiyatro, bir araya geliş biçimimiz, birlikte tartışma arzumuz, birbirimizi duyma çabamız. Hikâyeleri anlatmanın yollarını ararken, aslında kendimizi de baştan kuruyoruz. Bize göre hayatı anlamanın ve onu sürdürmenin yolu da hep yeniden anlatmaktan ve yeniden kurmaktan geçiyor.


TEB Oyun Dergisi‘nin 51. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Emre Bilgiç

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin