Grips Tiyatrosu ve Dünyayı Değiştiren Çocuklar
1982 yılında, 12 Eylül rejiminin bütün tiyatro gruplarını baskıladığı günlerde, Salih Kalyon’un kurduğu Ankara Çocuk Tiyatrosu iki cesur oyunla perde açıyordu. Demet ile Memet ve Aman Aman…
Demet ile Memet, Max und Milli adlı Grips oyununun uyarlamasıydı. Aman Aman ise 70’li yıllarda yazılmıştı ve orijinal adı Mannomann’dı. Batı Berlin’de erkeklerin belirleyici olduğu, çocukların söz hakkının bulunmadığı, sessiz ve itaatkâr olmalarının beklendiği bir dönemde sahnelenmişti. Benzer beklenti kadınlar için de geçerliydi. Çoğu bir erkeğe bağımlıydı. Banka hesabı açmak veya çalışmak istediklerinde kocalarından izin almak zorundaydılar. Volker Ludwig ve Reiner Lücker’in 1972’de yazdığı Mannomann, bu çarpıcı temayı ele alıyordu.
Patron ustaya, usta babamıza, babamız annemize
Bağırıp, çağırıp, emredip, zulmederse
Savunmak gerek!
Oğlan kıza, kız oğlana denk
Vay aman!
Oğlan kıza, kız oğlana denk
Savunmak gerek! Savunmak gerek!

Rainer Hachfeld’in bir çiziminden esinlenerek yapılan mozaik. (Altonaer Straße 22, Berlin-Hansaviertel, Deutschland)
Üzerinden neredeyse 45 yıl geçti, ama AÇT sahnesinde söylenen bu şarkının sözleri hâlâ aklımdadır. Oyunun yönetmeni Salih Kalyon’du. Usta oyuncu Jale Aylanç anne rolündeydi. Genç oyuncu arkadaşlarım Pınar, Fatih ve Hülya sahnede fırtına gibi esiyordu… Bunca yılın ardından soyadlarını hatırlayamadığım için beni bağışlasınlar.
Grips Tiyatrosu’nun bu harika oyunu, 6 yaş üzerindeki çocuklara başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösteriyordu. O günün çocukları artık 50’li yaşlarında. Ama çoğunun bu oyunu her ayrıntısıyla hatırladığına eminim.
Berlin’den Dünyaya Yayılan Bir Devrim: Grips Tiyatrosu
1969 yılının Berlin’inde, çocukların tiyatro deneyimi bambaşka bir boyut kazanmıştı. Volker Ludwig’in kurduğu Grips Tiyatrosu, o güne kadar prenseslerle, ejderhalarla ve peri masallarıyla dolu olan çocuk tiyatrosu anlayışını kökten değiştirdi.
Her büyük değişimin arkasında ilginç bir hikâye vardır. Grips’in hikâyesi de Ludwig’in 1965’te kurduğu politik kabare Reichskabarett Berlin’den başlar. Vietnam Savaşı’nı eleştiren programları yüzünden Amerikan radyo kanalındaki işlerini kaybeden sanatçılar, boş kalan zamanlarında çocuklara yönelik oyunlar sahneler. Başta geleneksel masalları sahneye taşırlar, hatta gösterdikleri “başarı” nedeniyle ödül bile alırlar.[1]
Ancak 1969’da, dünyayı saran gençlik hareketiyle birlikte, çocuk tiyatrosunda da kayda değer bir değişim başlayacaktır. Ludwig ve arkadaşları, artık yeni bir arayışın peşindedir: Çocuklara dünyayı olduğu gibi gösterebilir miyiz? Bu soru, bakış açılarında köklü bir dönüşüme yol açar. Artık çocuklar için değil, çocuklarla birlikte tiyatro yapacaklardır.
Stokkerlok ve Millipilli: Cinsiyet Ayrımcılığına İsyan
Grips’in ilk oyunu Stokkerlok ve Millipilli, küçük Maximilian’ın hikâyesini anlatıyordu. Sihirli bir düdükle yetişkinlerin dayattığı kurallara karşı çıkan bu karakter, çocuklara yabancı değildi. O da tıpkı diğer çocuklar gibi “şunu yapma, bunu yasakladım” diyen büyüklerle karşı karşıyaydı.
Stokkerlok ve Millipilli oyunundaki Millipilli, toplumsal cinsiyet kalıplarına karşı çıkan ilk çocuk tiyatro karakterlerinden biriydi. O dönemde çocuk oyunlarındaki kız karakterler genellikle pasif, yardımcı, güzel ama güçsüz figürlerdi. Erkek karakterlerin maceraları yaşamasını izler, onları destekler, gerektiğinde kurtarılmalarını beklerlerdi.
Millipilli bu kalıbı paramparça ediyordu. Stokkerlok kadar zeki, cesur ve mücadeleciydi. Sihirli düdüğü kullanma fikrinin bile ondan çıkmış olma ihtimali vardı. Yetişkinlerin adaletsizliklerine karşı Stokkerlok kadar kararlıydı. En önemlisi, kendi başına karar alabilen, kendi fikirlerini savunabilen bir karakterdi.
Bu yaklaşım, kız çocuklarına çok önemli bir mesaj veriyordu: “Senin de mücadelen var. Senin de söyleyecek sözün var.” Geleneksel masallarda prensesler kurtarılmayı beklerken, Millipilli kendi kaderini ellerine almış bir karakterdi.

Bu oyunun yenilikçi yanı, çocukları pasif izleyici olmaktan çıkarmasıydı. Sahne ile izleyici arasındaki duvar yıkılıyor, çocuklar karakterlerle konuşabiliyor, tartışabiliyor, hatta oyunun gidişatını etkileyebiliyordu. Ludwig, çocukların tiyatroda illüzyona kapılmadığını, sahne ile gerçeklik arasında ayrım yapabildiğini keşfetmişti. Onlar en spontan ve dikkatli izleyicilerdi.
Grips’in diğer bir yeniliği, sahne tasarımıydı. Sihirli ormanlar ya da hayalî gezegenler yerine çocukların tanıdığı mekânlar kullanılıyordu: sıradan bir mutfak, çocuk odası ya da okul bahçesi. Karakterler de hayvanlar değil, güçlü ve zayıf yönleriyle gerçek insanlardı. Bu yaklaşım çocukların sahnedeki olaylarla kolayca özdeşleşmesini sağlıyordu.
Ludwig’in “Mutmach-Stücke” (cesaret veren oyunlar) dediği bu prodüksiyonlar, çocuklara pes etmemeleri gerektiğini öğretiyordu. Ama bu, klasik mutlu sonlardan farklıydı. Ludwig, bunları somut ütopyalar olarak tanımlıyordu. Yani gerçek hayatta mümkün olan çözümler ve perspektifler.[2]
Türkiye’de İsli Sisli Pis Puslu adıyla sahnelenen Dicke Luft oyununda çevre sorunlarını işlerken, çocuklar ölmekte olan nehir sahnesinde “kirli olan ölsün ki, temizi yaşasın” diye bağırıyordu. Bu tepki çocukların edilgen izleyici rolünü kırıyor, onları sorunun kökenini sorgulayan, çözüm talep eden bir oyun kişisi hâline getiriyordu.
Yunanistan’da Bir Direnişin Sembolü: Mugnog-Kinder
1970 yılında sahnelenen Mugnog-Kinder, Ludwig’in tanımıyla Grips’in en anarşist oyunuydu. Bu oyun, Mugnog adlı basit bir tahta kutuyu icat eden ve onun otoritesiyle yetişkin dünyasını altüst eden iki şehirli çocuğun hikâyesini anlatıyordu. Bu sade hikâye, beklenmedik şekilde uluslararası bir politik direnişin parçası hâline geldi.[3]
Oyun Yunanistan’a Mormolis / O Μορμόλης adıyla ulaştığında, ülke askeri diktatörlük altındaydı. 1967-1974 yılları arasında süren cunta dönemi, ifade özgürlüğünü kısıtlıyor, sanatsal etkinlikleri sıkı denetim altında tutuyordu. Ancak Mugnog-Kinder’in basit görünen hikâyesi, sansürden sıyrılmayı başarmıştı.
Oyun, Yunan izleyiciler için bambaşka bir anlam kazandı. Çocukların sihirli kutuyla otoriteyi yıkması, askeri rejime karşı sembolik bir direniş olarak algılandı. Sahne sırasında çocuklar ve yetişkinler oyunun mesajını kendi durumlarına uyarlıyor, baskıcı düzene karşı umut buluyorlardı. Bu deneyim, Grips oyunlarının evrensel gücünün ve yerel gerçeklere uyum sağlama yeteneğinin göstergesiydi.


Karikatürist Rainer Hachfeld, 1975-2000 yılları arasında Grips Tiyatrosu’nun çalışmalarına çizimleriyle eşlik etti, oyun afişlerine illüstrasyonlarıyla imza attı.
CDU’nun Tepkisi
Politik fırtınalar sadece yurt dışında yaşanmıyordu. Grips, Almanya’da muhafazakâr çevrelerin yoğun tepkisiyle karşı karşıyaydı. Özellikle 1975’te gençler için sahnelenen Das hältste ja im Kopf nicht aus oyunu, büyük bir tartışma yaratmıştı. Oyun, ilk gençlik dönemindeki “Hauptschule” öğrencilerinin hayata atılma zorluklarını ve emek sömürüsünü konu alıyordu. Üç yıl boyunca kapalı gişe oynayan ve 50.000 öğrenci tarafından izlenen bu oyun, Almanya Hristiyan Demokrat Birliği / CDU’nun hedefindeydi.
CDU, Grips’i “komünist bir bozguncu” olmakla suçluyordu. Parti, tiyatroyu “Bolşevik kültür devriminin temsilcileri” olarak tanımlıyordu. Tepkiler sadece sözlü eleştirilerle sınırlı kalmadı. CDU, Grips’e verilen devlet yardımlarının kesilmesini talep etti. Grips oyunları, CDU yönetimindeki Berlin ve çevre yerleşimlerde yasaklandı. Öğretmenlerin Grips’e gösterdiği ilgi, sicil dosyalarına kaydedildi. Berliner Morgenpost gazetesinde, yedi ayda 29 kışkırtıcı makale yayınladı.[4]
CDU’nun iddiaları ağırdı: Tiyatro çocukları şiddete teşvik ediyor, gençlerde otoriteye karşı saygısızlığı körüklüyor ve komünist ideolojiyi yayıyordu. Bu suçlamalar sadece Grips’i hedef almıyor, tüm alternatif çocuk tiyatrosu hareketini tehdit ediyordu. Ancak bu karalama kampanyası hiç beklenmedik bir sonuç doğurdu. Saldırılar, Grips için kendiğinden gelişen bir reklam kampanyasına dönüştü. Liberal basın tiyatroyu savunuyor, halktan destek mesajları yağıyordu. Çocukların ve ailelerin Grips oyunlarına yönelik ilgisinde bariz bir artış gözleniyordu. Grips artık sadece Berlin’de tanınan bir tiyatro topluluğu olmaktan çıkmış, politik tartışmaların merkezindeki sembolik bir figür hâline gelmişti.
1986’da sahnelenen Linie 1 müzikali ise, Grips’in dünya çapındaki başarısının zirvesi oldu. Berlin metrosunun U1 hattında geçen bu hikâye, şehrin farklı kesimlerinden insanların kesişen yaşamlarını anlatıyordu. Nazi döneminin dul kadınları, göçmenler, uyuşturucu satıcıları…
Müzikal dünya çapında milyonlarca izleyici topladı ve Bertolt Brecht’in Üç Kuruşluk Opera’sından sonra Almanya’nın en çok sahnelenen müzikali oldu. Brezilya’dan Güney Kore’ye, Filipinler’den Yemen’e kadar 15’ten fazla ülkede sahnelendi. Güney Kore’de 13 yıl boyunca kapalı gişe oynadı ve 4.000’den fazla gösterimle tüm zamanların en başarılı oyunlarından biri oldu.[5]

Çocuklarla Birlikte Yaratmak
Grips’in özgürleştirici yaklaşımı ve gerçekçi anlatım tarzı, çocukları insanlaştırılmış hayvan figürleri yerine gerçek insan karakterleriyle buluşturuyordu. Bu oyunlar, o dönem için radikal sayılabilecek toplumsal cinsiyet eşitliği mesajları da taşıyordu.
Grips’in en özgün yanlarından biri, oyun geliştirme süreciydi. Ludwig çocuklarla röportajlar yapıyor, onların kaygılarını, endişelerini ve hayallerini temel malzeme olarak kullanıyordu. Çocukların önerileri yeni oyun konularını şekillendiriyor, hatta oyunlar prömiyerden sonra bile izleyici deneyimlerine göre revize edilebiliyordu.
Bu demokratik süreç, çocukların yaratıcılığına ve karar verme yetisine olan güveni yansıtıyordu. Çocuklar sahne sırasında karakterlere seslenebiliyor, sorular sorabiliyor, tartışabiliyor, bazen de fiziksel olarak oyunun bir parçası olabiliyordu.
Grips’in yarattığı değişim sadece tiyatro sahnesiyle sınırlı kalmadı. Çocukluk ve eğitim anlayışımızı da dönüştürdü. Bu tiyatro bize şunu hatırlatıyor: Çocuklar dünyayı anlayabilir, sorgulayabilir ve hatta değiştirebilir.
“Düşünmek keyiflidir” mottosuyla yola çıkan Grips, çocuklara hazır cevaplar vermek yerine kendi sorularını sormalarını öğretti. Bu yaklaşım günümüzde daha da önem kazandı kuşkusuz. Giderek karmaşıklaşan bir dünyada yaşıyoruz ve geleceğimiz eleştirel düşünebilen nesillere bağlı.
Grips’ın savunduğu gibi: “Dünya değiştirilebilir.”[6]
… ve ilk adım, onu olduğu gibi görmekle başlar.
Dipnotlar
[1] Abalı, G. İ. Berliner und Istanbuler Kindertheater in den Jahren 2006 bis 2011
Ein Vergleich unter besonderer Berücksichtigung des GRIPS Theaters Berlin. Berlin.2012:29-35
[2] von Billerbeck, Liane. Irgendwann muss man eben langsam aufhören
https://www.deutschlandfunkkultur.de (Erişim Tarihi:09.08.2025)
[3] Prößer, Claudius. 50 Jahre Grips-Theater: „Eltern sind nicht das Problem“. In: Die Tageszeitung. taz.de (Erişim Tarihi:18.08.2025)
[4] Ludwig, Volker. The 70s: GRIPS prevails https://www.grips-theater.de (Erişim Tarihi:20.08.2025)
[5] Goodbye Hakchon! Fond Memories of a Longtime South Korean Theater https://uofhorang.com Erişim Tarihi 18.08.2025)
[6] Abalı, G. İ. Berliner und Istanbuler Kindertheater in den Jahren 2006 bis 2011
Ein Vergleich unter besonderer Berücksichtigung des GRIPS Theaters Berlin. Berlin.2012:29-35
TEB Oyun Dergisi‘nin 52. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.






