Çocukların Sesi: Köln Schauspielhaus’da That Night Follows Day
Çocuklar büyüklere sesleniyor
Siz bize neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylüyorsunuz!
Siz bizim ne giyip ne giymeyeceğimizi belirliyorsunuz!
Siz bizim ev ödevlerimizi yapıp yapmadığımızı, odamızı toplayıp toplamadığımızı kontrol ediyorsunuz!
Siz bizim dişlerimizi fırçalayıp fırçalamadığımızı inceliyorsunuz!
Siz biz dışarıda oynarken pencereden bizi izliyorsunuz!
Siz bize ne zaman oturup ne zaman kalkacağımızı söylüyorsunuz!
Siz bize nasıl bir insan olmamız gerektiğini anlatıyorsunuz !
Siz bize kime güvenip kime güvenmeyeceğimizi açıklıyorsunuz!
Siz normal olanın ne olduğuna karar veriyorsunuz!
Siz bizim kiminle konuşup kiminle konuşmayacağımızı belirliyorsunuz!
Sahnede yaşı yedi ila on dört yaşlarında bir grup çocuk. Rahatsızlar, kızgınlar, öfkeliler, huzursuzlar…Ters giden, yürümeyen bir şeyler var biz yetişkinlerin onlarla ilişkisinde. Çocuklar koro ya da küçük gruplar halinde ya da tek tek düş kırıklıklarını, bunalımlarını, kızgınlıklarını dile getiriyorlar. Hüzün, öfke, hoşnutsuzluk… Birbirine karışan ince ve kalın çocuk sesleri açıklama, anlatma, fısıldama, haykırma…

Büyüklerin söylemleri
Aslında bu oyunda (yönetmen, Tim Etchell) çocuklar yetişkinleri suçlamıyorlar. Sadece rolleri tersine çevirerek yetişkinlerden yüz binlerce kez duyduklarını yineliyorlar. Bu yinelemeler yoğunlaştıkça bir gerilim oluşuyor. Sahnede rahatsız edici bir hava var. Büyüklerin söylemleri çocukların ağzında onlara karşı bir baskı ve şiddet diline dönüşüyor sanki. Önce gündelik disiplin uygulamaları ve sıradan ebeveynlik kalıplarıyla başlayan söylemler ideolojik yönlendirmeye, manipülasyona ve beyin yıkamaya doğru adım adım ilerliyor. Yetişkinlerin korkularının, kaygılarının, korumacılığının, ön yargılarının çocuklar üstündeki baskısını yoğunlukla hissediyoruz.
Siz yaşamdan korkuyorsunuz ve bu korkuyu bize aşılıyorsunuz!
Siz erkek ve kız çocukların nasıl davranmaları gerektiğini belirliyorsunuz!
Siz ön yargılarınızı bize dayatıyorsunuz!
Siz bizi yabancılara karşı uyarıyorsunuz!
Siz bizlerden sizin kararlarınıza ve kurallarınıza uymamızı bekliyorsunuz!
Siz bizim size hep boyun eğmemizi istiyorsunuz!
Çocuğun manipüle edilmesi, biçimlendirilmesi, kontrol edilmesi, özgürlüğünü yaşayamaması, kendi olamaması, beyninin yıkanması eğitimin özünü mü oluşturuyor?
Gelecek kuşağın yetiştirilmesi böylesine hiyerarşik, otoriter, baskıcı, dayatmacı pratiklere mi dayanıyor?
Performansın soyut yapısı
Bu oyun bizlere ne söylemek istiyor? Yetişkinlerin ne yaparlarsa yapsınlar çocukları hep baskı altına aldıkları mı? Eğitimin özünde faşist bir olgu olduğu mu? Yetişkinlerle çocuklar arasında hiçbir zaman demokratik bir ilişkinin olamayacağı mı?
Çocukların beden dilleri ve sesleriyle hiç sekteye uğramadan sundukları bu performansın iletisi ne olabilir? Sahnedeki çocuklar kim, hangi toplumsal katmandan geliyorlar? Neden kendilerini baskı altında duyuyorlar?
Oyunun boş alanlarla dolu soyut yapısı bir sürü soru oluşturuyor kafamızda.
Dramaturjinin eksikliği
Dikkatimi ilk çeken oyunda yetişkinlerin otoriter ya da koruyucu söylemlerinin gelişigüzel yinelenmesi. Çünkü oyunun belli bir izleğe ya da düşünceye dayanan dramaturjik bir yapısı yok.
Oysa bu proje “çocuklarımıza bizler nasıl bir dünya bırakıyoruz?” gibi düşünsel bir tasarıma dayansaydı çok daha etkileyici olabilirdi. Giderek dünyanın her yanını kuşatan çevre kirliliğinden çocukların temiz hava, temiz su, güvenli bir yaşam, sağlıklı bir gelecek hakkının elinden alınmasından, dünyanın dört bir yanında sürüp giden savaşlara, milyonlarca çocuğun yaşamını yitirmesine, ağır travmalar yaşamasına ya da toplumsal cinsiyet, iktidar ve eşitsizliğe değin uzanan onlarca sorun hem günümüzü hem de geleceği belirliyor. Çocuklarla yetişkinlerin iletişiminde de en önemli sorun bu değil mi?
Düşünsel bir tasarıma dayanan bir dramaturji çalışmasının eksikliği bu performansta ister istemez yoğun bir tekdüzeliğe yol açıyor. Oyun uzayıp gittikçe hep aynı şeyler tekrarlanıyor duygusuna kapılıyoruz. Öyle olunca çocukların coşkusu, enerjisi de bu performansı tekdüzelikten kurtaramıyor.

Düşlerin tükenişi
Bundan yaklaşık on, on beş yıl önce Ruhr Trienali’nde yine altı ile on dört yaş arasındaki çocuklarla müthiş bir dans tiyatrosu izlemiştim (Enfant, Hazırlayan ve yöneten:Boris Charmatz). Bu oyunda yetişkinlerin sahneye sürükledikleri siyah giysiler içinde irili ufaklı çocuk bedenleri yoğuruluyor, çekiştiriliyor, havada oradan oraya savruluyordu. Çocukların cansız bedenleri büyüklerin elinde bir oyuncak gibiydi. Günümüz teknoloji çağında makine ve çocuk seslerinin birbirine karıştığı bir atmosferde çocuklar kukla gibi oradan oraya savruluyorlardı. Sonra çocukların büyüklere karşı direnişi başlıyordu, sonra da çocuklarla büyükler arasındaki ölesiye savaş… Bu savaşta çocuklar büyükleri yok eden birer canavara dönüşüyorlardı. Yetişkinlerden öğrendikleri şiddeti şimdi kendilerinin kullanma zamanı gelmişti.
Gösterilen, hiçbir umut ışığının olmadığı yoğun bir şiddet ve savaş dünyasıydı. Düşlerin tükenişini, yok oluşunu anlatıyordu bu oyun. Tiyatroda Alımlama, Sahne Çözümlenmesinden Dramaturjiye kitabımda yayınladığım bu performansın en belirgin özelliği yoğun bir dinamizmin ötesinde çok sağlam bir dramaturji çalışmasına dayanmasıydı. (Bak. Z.İpşiroğlu, Tiyatroda Alımlama, Distopya s.216)
That Night Follows Day’de ise çocuklarla yapılan doğaçlama çalışmalarıyla sanki her şey oluruna bırakılmış. Çocukları sahnede yönetmenin ve onların buluşlarından ve yaratıcılıklarından yararlanmanın dışında bir şey düşünülmemiş. Bu açıdan çocuklarla geliştirilen bu projenin ilginç olmakla birlikte yeterli olmadığını düşünüyorum.
TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer eleştiri yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.





