Dostlar Tiyatrosu

Yıl 1963 idi. Genco Erkal’ı Aslan Asker Şvayk oyununda gördüm. Arena Tiyatrosu’nda oynuyordu ve tiyatro Taksim Sıraselviler’de bir apartmanın beşinci katındaydı. Küçücük asansör genellikle bozuktu. Oyunu görmek için merdivenleri koşa koşa tırmandığımızı hatırlıyorum. Ardından Gülriz Sururi- Engin Cezzar Tiyatrosu’nda sahnelenen Othello’daki Iago’yu oynarken gördüm. 1969’dan itibaren Dostlar Tiyatrosu’nun neredeyse bütün oyunlarının tiryakisi, sadık bir izleyicisi oldum. Zehra İpşiroğluTEB Oyun Dergisi için Dostlar Tiyatrosu hakkında bir yazı yazmamı isteyince kabul etmem ondandır. Bir de Dostlar Tiyatrosu’nun 30. Yılı, Genco Erkal’ın 40. Sanat yılı için Dostlar’ın Tiyatrosu adlı bir belgesel yaptım. Yoksa ülkemizin gayet donanımlı tiyatrocuları, tiyatro eleştirmenleri ve tiyatro hocaları, uzmanları yani tiyatro sanatına, loncasına dâhil üyeler her şeyi güzel güzel söylüyorlar, yazıyorlar. Ben de Dostlar Tiyatrosu’nda gördüklerimi, yaşadıklarımı en yalın hâliyle ve haddimi aşmayarak paylaşmaya çalışacağım. Sanatın her alanına hakim bir Rönesans insanı olan Genco Erkal tiyatroyu seçmiş! Büyük tiyatro ustası, 40 yıllık değerli arkadaşım, Genco’nun bu yazıya ne diyeceğini düşünüyorum. Yazdıklarımı hep desteklediği için mi, yoksa yazımın konusu tiyatro olduğu için mi? Önümde göz alabildiğine uzanan ufkuyla Ege denizi tanığımdır.  

Yıl 2025 idi. Ilık bir Nisan günü Beşiktaş’tan, İskele Meydanı’ndan geçiyordum. Meydandan yükselen sesleri merak ederek geri döndüm. Gencecik çocuklar meydanı tıklım tıklım doldurmuştu. Lise öğrencisiydiler. Gençler hep bir ağızdan Nazım Hikmet’in şiirinden dizeleri haykırıyorlardı: 

“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda  

Ne sen bunun farkındasın 

Ne de polis farkında”. 

Derken bir darbuka ortaya çıktı. Liseli gençler hep birlikte tempo tutarak aynı dizelerin şarkısını söylemeye başladılar. O şarkı Cem Karaca’nın bestesiydi.  

“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda  

Ne sen bunun farkındasın,  

Ne de polis farkında”. 

Aynı şarkıyı Genco Erkal ve Tülay Günay 10 yıldır birlikte, Dostlar Tiyatrosu’nun Yaşamaya Dair adlı oyununda söylüyordu. Genco bu oyunu Nazım’ın şiirlerinden uyarlamıştı. Şiirleri ve şarkıları kusursuz bir kurgu ve yorumla oyun hâline getirmişti. Şiirleri içimize oya gibi işliyorlardı. Yaşamaya Dair ilk kez 2014’te Eminönü’nde Ali Paşa Hanı’nda oynandı. Bir süre oradaki büyülü avluda sahnelendikten sonra o kadar beğenildi ki 10 yıl boyunca, yani 2024’e kadar kesintisiz olarak sahnelerdeydi. Yaşamaya Dair artık klasik bir eser oldu.  

Beşiktaş Meydanı’nda toplanan liseli gençlerin barışçı protestoları Nazım Hikmet’ten, Genco Erkal’dan ve Cem Karaca’dan esinlenerek sürüyordu. Protestonun nedeni öğretmenlerinin bir gecede okullarından uzaklaştırılmış olmasıydı. O gençler İstanbul’un en köklü liselerinde okuyorlardı. Neredeyse yüz yıldır var olan o liseler nedense “Proje Okul” ilan edilmişti. Okullarında en sevdikleri, en iyi öğretmenleri bir gecede başka okullara gönderilmişti. Binlerce değerli öğretmen İstanbul’un merkezindeki o köklü okullardan, kentin en uzak ilçelerine tayin edilmişti. Liseliler Beşiktaş Meydanı’nda işte o değerli öğretmenlerini geri istiyorlardı. 

(Beşiktaş meydanı Beşiktaş-Üsküdar İskelesi’nden caddeye, Deniz Müzesi’nden Bahçeşehir  Üniversitesi Kütüphanesi’ne kadar uzanan kocaman bir meydandır. Barbaros Hayrettin Paşa’nın heykeli meydanın merkezindedir. Barbaros’un yeşillikler içindeki türbesi ise meydanın caddeye yakın yerindedir. Tarihi Beşiktaş İskelesi’nin üst katında İBB’nin açtığı kütüphanede masalar hep gençlerle dopdoludur. Önlerine bilgisayarlarını açmış, çalışırlar. Arada kalkıp Beltur’un kafesinden makul fiyatlı çay, kahve alırlar. Kütüphanenin iki yan cephesinde, biri kuzeye, diğeri güneye bakan iki adet camlı cumbası vardır. Güney cumbası tam da Sarayburnu’na bakar. Orada, Gülhane Parkı’nda yükselen, Nazım Hikmet’in şiirindeki ceviz ağacına selam eder.) 

Dostlar Tiyatrosu Nasıl Bir Tiyatrodur? 

Yıl 1969 : Kasım ayında tiyatroya gönül vermiş bir grup arkadaş hep birlikte Dostlar  Tiyatrosu’nu kurdular; Genco Erkal, Mehmet Akan, Arif Erkin, Atila Alpöge, Şevket Altuğ,  Nurten Tunç, Ferit Erkal.. Dostlar Tiyatrosu politik bir tiyatro olacaktı. Özellikle yerli  yazarların oyunlarını sahnelemek istiyorlardı. İlk yıllarından itibaren, yani yetmişli yıllardan başlayarak yerli, belgesel tiyatro oyunlarının yazılıp sahnelenmesine öncelik vereceklerdi. 1960’lar ülkemizde tiyatroların altın çağıydı. 1960’lı-70’li yıllar İstanbul’da her akşam kırka yakın tiyatronun perde açtığı yıllardı. Gişelerin önünde başlayan bilet kuyrukları yağmur altında bile kilometrelerce uzuyordu. Dostlar Tiyatrosu’nun ve Genco Erkal’ın tiyatro yaşamı boyunca tiyatromuzun vicdanı ve yüreği olduğu herkesçe malum. 

Yıl 1975: 1 Mayıs İşçi Bayramı törenlerinin Taksim Meydanı’nda yüz binlerce insanla birlikte yapılabildiği zamanlardı. Dostlar Tiyatrosu da tabii ki tam kadro katılıyordu. O yıl Genco Erkal bir ilki gerçekleştiriyor, kürsüden Nazım Hikmet’in Kerem Gibi şiirini meydanı dolduran yüz binlere okuyordu:  

“….Dert çok/ hem dert yok/ yüreklerin kulakları sağır/ Hava kurşun gibi ağır/ Ben diyorum ki ona/ Kül olayım Kerem gibi yana yana / Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak,/ Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” 

Artık Taksim Meydanı her türlü törene ve anmaya kapalı. Yüreklerin kulakları hâlâ sağır, hava hâlâ kurşun gibi ağır…..Yananlarla aydınlanıyor geleceğimiz… 

Kafkas Tebeşir Dairesi. Dostlar Tiyatrosu.

Dostlar’ın Tiyatrosu Belgeselim 

Yıl 1999. Ve 1969’da kurulan Dostlar Tiyatrosu’nun 30., Genco Erkal’ın 40. sanat yılına geldik. Dostlar Tiyatrosu’nun kurucusu Genco Erkal 40 yıldır tiyatromuzun parlayan yıldızıdır. Bu durumu tesbit etmek gerektiğini düşündüm ve Dostlar Tiyatrosu için, Genco Erkal için bir belgesel yapmak üzere yola çıktım. Belgeselin senaryosunu yazarken Dostlar Tiyatrosu’nun kurucularından oyun yazarı, mimar Atila Alpöge’yle birlikte çalıştık. Müziğini tabii ki Dostlar Tiyatrosu’nun değerli dostu Arif Erkin’e emanet ettim. Ben yapımcı/yönetmen olarak çalıştım. Belgeselimizin adı Atila’nın önerisiyle Dostlar’ın Tiyatrosuoldu.  

Dostlar’ın Tiyatrosu belgeseli için en önce, her belgesele gereken, zorlu bir araştırma, inceleme süreci yaşadık. Genç asistanlarımız Selmin Kara ve Evren Erbatur ile birlikte tiyatronun tüm basılı arşivini taradık ve dijitalleştirdik. O zamanlar tiyatronun henüz bir video arşivi oluşmamıştı. Belgeselim için Dostlar Tiyatrosu’nun oyuncularıyla, yöneticileriyle, emekçileriyle ve ayrıca tiyatro eleştirmenleriyle ve dostlarıyla nehir söyleşiler yaptım. Çoğu belgeselde yer aldı. 

Tabii en başta Genco vardı. Görüntü yönetmenimiz Mete Şener’in ustalıkla yaptığı siyah bir ışığın içinden aydınlattı bizi. Genco tüm içtenliğiyle Dostlar Tiyatrosu’nu kurarken nasıl bir tiyatro düşündüklerini anlattı: 

“Nasıl bir tiyatro?.. Düşünmeyi öğreten bir tiyatro diyebilmek çok isterdim ama çok iddialı bir şey bu, o kadar da değil, yalnız sorgulayan bir tiyatro, tartışan bir tiyatro, içinde yaşadığımız dünyayı, çağımızı, ülkemizi sorgulayan bir tiyatro…”  

“Bakmayı, görmeyi, yorumlamayı özendiren, değişimi, devrimi öneren bir tiyatro, sorunları deşen, irdeleyen ve önemli sorunlar üstüne bir tartışma ortamı yaratan bir tiyatro, öz açısından… Biçim açısından da alabildiğine yenilikçi, mizahla, şiirle beslenen, geleneksel yerli seyirlik oyunlardan zaman zaman yararlanan, yeni bir üslup, tiyatro dili oluşturmaya çabalayan, sürekli araştıran, yaratıcı, hep olmayan oyunları kendiliğinden var eden, kendi mutfağında var eden, güleryüzlü, aydınlık, eğlenceli bir tiyatro ama galiba her şeyden önce düşünceye, akla, zekaya yönelik bir tiyatro..” diyordu. 

Dostlar Tiyatrosu ezilenden, yoksuldan yana politik bir tiyatroydu. Yani niyeti halisti. Heyhat gel gör ki, ülkemizde politik tiyatroların en sık ziyaretçileri polisler oluyordu. Dostlar Tiyatrosu’nu ziyaretlerinden hiç mahrum bırakmıyorlardı. Genco’nun 1971’de başına gelenler ilginçti: 

“…12 Mart ertesi İzmir’de bir dayanışma gecesinde Nazım’dan şiir okudum. Sabah eve 2 sivil polis geldi. ‘Sizi İzmir’e götüreceğiz.’ Kelepçeli olarak otobüsle İzmir’e gittik. Eziyet yani… Önceki toplantıda Nazım’dan şiir okudum diye bunlar. Vatan Haini şiirini yüzlerine okudum.”  

Belgesele geri dönersek Meral Çetinkaya söyleşisinde büyük bir coşkuyla Dostlar  Tiyatrosu’nun yeni bir oyunculuk estetiği önerdiğini vurguluyordu. Dikmen Gürün ve  Mehmet Akan da Dostlar Tiyatrosu’nu birikimci bir tiyatro olarak nitelediler.  

Herhalde Dostlar Tiyatrosu ülkemizdeki sorunları düşünmeye ve düşündürtmeye yöneldiği, yani solcu ve politik bir tiyatro olduğu içindir ki o yıllarda zaten paramparça olan sol fraksiyonların hepsi Dostlar’ı kendi çizgilerine çekmeye ve tiyatroyu sahiplenmeye niyetlendiler. O zaman sahnede sol yumrukları havaya kaldırıp slogan atılarak tiyatro yapılır sanılıyordu. Yani bir yandan siyasal bir yandan toplumsal baskılar vardı. Bu çifte baskı ortamında Dostlar Tiyatrosu’nun niteliğini ve duruşunu Genco şöyle özetliyordu: 

“Biz hiçbir siyasal çizginin bağımlı tiyatrosu olmadık. Her zaman bağımsızlığımızı koruduk. Dünya görüşümüzün genel doğruları içinde kalmaya çalıştık. Bilakis bu bölünmüşlük içinde biz de ayrıştırıcı değil, birleştirici olmaya çalıştık. Ama asıl büyük baskı tepelerden geliyordu. Dostlar Tiyatrosu’nun otuz yılının ilk on beş yılı sürekli bir yasaklamalar, yargılamalar, engellemeler, saldırılar, sansür zinciri hâlinde geçti. Bunların kimisi çok dramatikti. Yasaklamalar olan oyunlarımız tabii Her Gün Yeni Baştan, Havana Duruşması, Brecht Kabare, Bitmeyen Kavga gibi ilk aklıma gelen oyunlardı…Bir tane de bombalı saldırı var. Fethiye’de açıkhava tiyatrosunda Azizname’yi oynarken dışarıdan molotof kokteyli attılar. Özellikle bu tür saldırılar demokrasinin askıya alındığı darbe dönemlerinde yoğun olarak yaşandı”. 

Meral Çetinkaya bir tiyatro için, tiyatrocular için, hatta tüm insanlar için bir erdem olan ama pek ender rastlanan, Dostlar Tiyatrosu’nun dünya görüşünü ortaya koydu;  “Önemli olanın birey olmak değil, birbirinin içinde eriyerek, bütünleşerek bir topluluk olma duygusu olması çok heyecan vericiydi.” İşte Dostlar Tiyatrosu’nun can damarı buydu. Birleşmek, bütünleşmek! İnsan olmanın büyük hasreti de bu değil mi? Günümüzde en büyük özlemimiz birleşmek, ayrıştırıcı değil birleştirici olmak, olmaya çalışmak değil mi?  

Dostlar Tiyatrosu bu birleştirici olma, topluluk olma duygusunu 1970’lerde tüm İstanbullularla paylaşıyordu. Adeta bir kültür merkezi görevi yapıyordu. Seyirciler için abonelik sistemi başlattılar. Dostlar Tiyatrosu’nun on bir bin abonesi olmuştu. Levent Yılmaz “o sırada bir milletvekili beş bin oyla seçiliyordu. Aramızda, biz bu durumda iki milletvekili çıkarırız diye şakalaşıyorduk” diyordu. 

Her ne kadar ana amacı Dostlar Tiyatrosu’na oyuncu yetiştirmek olsa da ülkemizin sanat yaşamına iyi, yetkin tiyatrocular yetiştirmek için tiyatro kursları açtılar. Amatör bir topluluk olan İşçi Kolu’nu kurdular. İşçi Kolu’na mülakatla öğrenci seçtiler. Mülakatla seçilenler arasında sonraları hukukçu olan Şenal Sarıhan, gazeteci olan Ferai Tınç, oyun yazarı olan Haşmet Zeybek ve 71-72 sezonunda İşçi Kolu’na giren ve sonra da operacı olan Yekta Kara vardı.  

Dostlar Tiyatrosu’nun çatısı altında yine o yıllarda yeni kültür kurumları organize ettiler. Tiyatro’nun kurucularından Mehmet Akan anlattı: “Hadi dedik Ruhi Su’nun yönetiminde bir koro kuralım” ve Ruhi Su Dostlar Korosu’nu kurdular. Koro kurulduğu günden beri kesintisiz olarak halk türkülerimizi seslendirmeye devam ediyor. Büyük usta Ruhi Su’yu bu yıl 20 Eylül’de işte o koronun konseriyle andık. 

Mehmet Akan dansı da tiyatronun ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü için onun yönetiminde Dostlar Hasad Halk Dansları Topluluğu’nu kurdular. Topluluk halk oyunlarını Mehmet Akan’ın harika koreografisiyle politik olarak yorumluyordu. Belki bugünkü Anadolu Ateşi’nin yapmak istediğini 1970’lerde yapıyordu da diyebiliriz. 

Dostlar Tiyatrosu kendi mutfağından çıkan oyunları oynamayı seçtiği içindir ki imece usulüyle araştırılarak yazılıp sahnelenen oyunlardan biri de Alpagut Olayı adlı oyundu. Çorum’un Alpagut ilçesinde bir kömür madeninde olaylar çıkmıştı. Bu konu araştırıldı ve Dostlar Tiyatrosu’nda Haşmet Zeybek’le birlikte kolektif olarak Alpagut Olayı adlı bir oyun yazıldı. Alpagut Olayı oyununu Erzurum’a turneye götürdükleri zaman başlarına gelenleri yine Mehmet Akan anlattı. Oyunun oynanacağı salona dekorlarını kurmaya başlarken dışarıda, kapının önünde bir güruh toplanmıştı. Önce onları seyirci sanıp sevinmişler ama durum farklıymış. Salondan içeriye molotof  kokteylleri filan fırlatmaya başlamışlar. Tiyatrocular salonun bir köşesine sığınmış korku içinde bekleşirken Emniyet Müdürü koşa koşa içeri girmiş. Ve yanlarına gelerek onları: “Efendim hiç merak etmeyin sizi sağ salim Erzurum dışına çıkaracağız” diye teskin etmeye çalışırken Emniyet Müdürü’nün kendi de baştan aşağı kanlar içinde yaralıymış.

Dostlar’ın Tiyatrosu belgeselimin finali için bir toplantı düzenledim. Tiyatroyu kuran, yöneten, oynayan, üreten, çalışan ve destekleyen aydınları Metin Deniz’in İstiklal  Caddesi’ndeki Maya Galerisi’nde bir araya getirdim. Buradaki konuşmalar söyleşi değil sohbet havasında geçecekti. Öyle de oldu. Son sözü alan Umur Bugay adeta dünü ve o günüyle tiyatronun tarihini özetledi:  

“Belli bir tarihe kadar Dostlar Tiyatrosu bordrosuyla, 12 ay maaş ödeyerek bir yerlere geldi. Ondan sonra (1980’den itibaren) bunun yürümediği görüldü demek ki, daha dar bir kadroyla prodüksiyon tiyatrosu gibi çalıştı. Daha sonra da Dostlar Tiyatrosu sevgili Genco Erkal’ın omuzlarında kaldı. Zaman zaman kadrolar kurdu, zaman zaman tek  başına oyunlar oynadı. 30 yıl buraya getirdi bizi. Bugün Genco Can diye bir oyunla (Can Yücel’in şiirlerinden uyarladığı ve 1999-2000 sezonunda oynadığı oyun) Dostlar Tiyatrosu’nu devam ettiriyor. O güzel ütopik duygu Genco’da devam ediyor.” 

Ve toplantı Dostlar Tiyatrosu’na katılmış olan sanatçı, aydın insanların hep bir ağızdan söylediği bir şarkıyla sona erdi. Belgeselimin finali de o şarkı oldu. Şarkının sözleri şöyle sona eriyordu: “Yetti artık, yetsin artık karanlıklar, korkular, bu oyun, bu oyun, bu oyun, bu oyun bitsin artık”. 

Nurdan Arca-Dostlar Tiyatrosu/TEB Oyun Dergisi
Güneşin Sofrasında oyunu.

Şimdi düşünüyorum da iyi ki bu belgeseli vaktiyle düşünüp yaptım diyorum. Genco’muzu 31 Temmuz 2024’te sonsuzluğa uğurladıktan sonra, onu birinci yıl dönümünde 1 Ağustos 2025’te Beyoğlu Sineması’nda işte bu Dostlar’ın Tiyatrosu belgeseliyle andık. Sesini duyduk, düşüncelerini dinledik. Ardından ben, Özcan Arca ve Meral Çetinkaya küçük bir söyleşide buluştuk ve izleyicilerin sorularını yanıtladık. Salon tıklım tıklım doluydu. Görmek isteyenler için Dostlar’ın Tiyatrosu belgeselimi Youtube’da herkese açık olarak yayınlıyorum. Anma gecesi Genco’nun başrol oynadığı, Erden Kral’ın yönettiği, senaryosunu Onat Kutlar’ın, kaynak eseri Ferit Edgü’nün yazdığı kült eser olan Hakkaride Bir Mevsim filmiyle devam etti. 

Yıl 1979 : Genco Erkal Atatürk Kültür Merkezi’nin konser salonundaki sahneden biz izleyenlere sesleniyordu. “Bu dünya için az, ne kadar alçak olsan, insanın aklı almaz hep yalan dolan”. O yıl Dostlar Tiyatrosu’nun yeni oyunu Brecht Kabare müzikli oyunuydu. Genco, Bertold Brecht’in şiirlerinden, Kurt Weill’ın şarkılarından, Ataol Behramoğlu, Can Yücel gibi şairlerimizin Türkçe’ye çevirilerinden kurgulamıştı, Zeliha Berksoy ile birlikte oynuyorlardı. Şiirlerin ve şarkıların çoğunu Genco Erkal, bir tanesini ise Tuncay Çavdar Türkçe’ye çevirmişti. Genco Brecht Kabare’yi nasıl hazırladığını, Ankara turnesinde yaşadıklarını anlattı: 

“Şiirleri ve şarkı sözlerini baştan çevirdim. Bu antimilitarist oyunu Ankara’da Harbiyeliler ayakta alkışlıyordu ama Nazlı Ilıcak ihbar etti. Ankara sıkıyönetim komutanı olan Kenan Evren yasakladı.…Yıllar sonra bu oyunun çeşitli versiyonlarını Ben Berthold Brecht adıyla  yaptım.” 

Genco Erkal ve Dostlar Tiyatrosu Brecht ile bir kez buluşmuştu artık ve hiç ayrılmayacaktı. Dostlar Tiyatrosu 1979’da Mehmet Ulusoy’un yönettiği Bertold Brecht’in Kafkas Tebeşir Dairesi’ni oynuyordu. Tiyatro sihirbazı yönetmen Mehmet Ulusoy’la ilk kez birlikte çalışıyorlardı.  

Genco bu buluşmayı çok önemsiyordu; “Mehmet Ulusoy tiyatro hayatımda çok etkili oldu” diyordu “..Dostlar Tiyatrosu’yla Mehmet Ulusoy projesi çok dikkat çekti. Nazarların hepsi üstümüzdeydi.”

Dostlar Tiyatrosu, sahneden doğru mesajları iletmeye özen gösterirken politik tiyatronun dar çerçevesine sığmaya çalışmıyordu. Tüm oyunlarında sanatın estetiğine önem, değer ve yer veriyordu. Ülkemiz 1979’da ciddi ekonomik krizlerle çalkanıyordu. Siyasi krizler, sokaklarda vurulan gençler, gıda karaborsası ve ambargo altında petrol kriziyle sarsılıyordu. Kafkas Tebeşir Dairesi işte bu ortamda sahnelenecekti. 

O kış İstanbul’da karakış yaşanıyordu. Kent yoğun kar altındaydı ve yakıt karaborsadaydı. 1979’un kışı kar, kıyamet, buz gibiydi.. Bu ahval ve şeraitte dahi Dostlar Tiyatrosu 1979’da yine Bertold Brecht’in Kafkas Tebeşir Dairesi oyununu dev bir kadroyla sahnelemek üzere hummalı bir çalışma içindeydi. Provaları buz gibi salonlarda donarak yaptılar. Muhteşem dekorunu Metin Deniz, olağanüstü masklarını Kuzgun Acar yapmıştı. Dostlar Tiyatrosu’nun salonu olmadığı için oyunu oynayacakları bir salon arayışı başladı. Nihayet Taksim’deki Venüs Tiyatrosu’nun salonuyla anlaşıldı. Ordumuz 1974’de Kıbrıs’a çıkartma yaptığı için ülkemiz petrol ambargosu altındaydı. Dondurucu soğukta Venüs Tiyatrosu’nun büyük salonunu ısıtacak kadar yakıt bulunamıyordu. Her şeye rağmen oyun başladı, Genco Erkal, Zeliha Berksoy, Ahmet Gülhan gibi değerli oyuncu kadrosuyla, Metin Deniz’in muhteşem dekoru, Kuzgun  Acar’ın olağanüstü masklarıyla tiyatro tarihimizde çok önemli yeri olan Kafkas Tebeşir Dairesi perde açtı. İlk oyunlar Taksim’de Venüs Tiyatrosu’nun buz gibi salonunda oynandı ama aksilikler üst üste geliyordu. İlk gece, yani prömiyerde oyun başladı, tam da başarıyla devam ederken rolü gereği motorsikletiyle sahneye giren oyuncu Cem Özer motoruyla birlikte sahneden aşağıya salona düştü. Çok şükür ki Dostlar Tiyatrosu’nun dostu Özcan Arca oradaydı ve en yakındaki Taksim İlkyardım Hastanesi’ne yetiştirdi. Cem Özer acil ameliyata alınarak hayatı kurtuldu. Kafkas Tebeşir Dairesi çok beğenildi. Seyirciler akın akın geliyor, buz gibi salonda paltolarına sarılarak heyecanla oyunu izliyorlardı. Biletler yok satıyor, oyun kapalı gişe oynanıyordu.  

Yıl 1980: Ve 12 Eylül 1980 sabaha karşı radyoda çalan seferberlik türküleriyle uyandık. 5’li çete, yani 5 general sabaha karşı ağır bir askeri darbe yapmışlardı. Kafkas Tebeşir Dairesi’ni bir sonraki sezonda, Ekim ayında yeni tiyatro mevsimini açan İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oynamaya devam edeceklerdi ama heyhat! Henüz Ekim gelmeden, 12 Eylül 1980’de ülkemiz tarihindeki en korkunç askeri darbeyle sarsıldı. Tüm ülkede ve tabii İstanbul’da sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Sinemalar, tiyatrolar kapandı ve uzun bir süre kapılarını açamadı. Cumhuriyetimizin temelini hedef alan, çok vahim durumlara ve sorunlara yol ve alan açan darbenin ağır sonuçlarıyla her gün daha fazla mücadele etmek zorundayız.  

Bu korkunç darbeden Dostlar Tiyatrosu fazlasıyla nasibini aldı. Sıkıyönetim Kafkas Tebeşir Dairesi’ni yasakladı. Darbe bütün ağırlığıyla çökünce Tiyatro’nun 1970’lerdeki gibi bir kültür merkezi işlevini sürdürmesi ve yıl boyunca maaş alan kadrosunu koruması artık imkânsızdı.  

Dostlar Tiyatrosu 12 Eylül’den sonra, tekrar Beyoğlu’na döndü. Artık Genco Erkal tiyatronun her şeyiydi. Yine salon aranmaya başlandı. Uzun aramaların sonunda Asmalımescit’de, Baro Han’ın bodrum katındaki küçük salonda karar kılındı. Mal sahibi İstanbul Barosu, Baro başkanı ise Orhan Apaydın’dı ve bir tek şartı vardı; “12 Eylül ortamında Nazım Hikmet’in adını alamazsın ağzına, yoksa salonu vermem.” 

Oysa Genco hep korkusuzdur ve inatçıdır. “1975’te İlk Nazım Hikmet uyarlamam Kerem Gibi’yi oynadım. Tek kişilik oyundu.” diyen Genco inatla ve ısrarla Nazım Hikmet’in şiirlerinden uyarladığı oyunları oynamaya devam edecektir. Ayrıca Genco Erkal ülkemiz insanlarına, özellikle gençlere Nazım’ı tanıtan tiyatrocudur. Ömrü boyunca Nazım’ın şiirini yüreklere oya gibi ince ince işleyen insandır. Dostlar Tiyatrosu 1975’ten 2024’e dek hep Nazım Hikmet’le ele ele yürüyecektir. Dostlar Tiyatrosu’nun 1980’den sonra Baro’nun salonunda sahnelediği, Genco Erkal’ın oynadığı ilk tek kişilik oyunu, Her Gün Yeni Baştan tabii ki baştan aşağı Nazım Hikmet’in şiirleriyle bezelidir.  

Sen misin Nazım Hikmet’ten vazgeçmeyen! Önce Baro Han’ın bodrum katındaki Dostlar  Tiyatrosu, sonra evi basıldı. Ardından sıkıyönetim oyunu yasakladı. Aynı gün sivil mahkemeden “sakınca yok” yazısı gelmiş olsa da askeri yönetimin yasak kararı uygulandı. Genco pes eder mi? Tabii ki hayır! Oyunu yasaklandıktan sonra orada okuma tiyatrosu  yapmaya başladı. Salon yine tıklım tıklım doldu. 

Genco Erkal ve Mehmet Ulusoy yine Nazım Hikmet’in şiirlerinden oluşan Sevdalı Bulut adlı oyunu Dostlar Tiyatrosu olarak önce Türkçe olarak İstanbul’da, daha sonra Paris’te Fransızca olarak sahnelediler. İstanbul seyircisi ve Fransız seyircisi oyunu çok beğendi. Sevdalı Bulut oyunu Paris’te her gece tıklım tıklım dolu salona oynanıyordu . Öyle büyük bir başarı kazandılar ki yazar Michel Courot Le Monde gazetesinde “Paris’te üç Türk her gece ayakta alkışlanıyor” diye yazdı. O üç Türk Nazım Hikmet, Genco Erkal ve Mehmet Ulusoy’dan başkası değildi. 

Yine Fransa’dayız. 2010 yılı Paris’te Türk Mevsimi’ydi. Türkiye kültürüyle, sanatları ve sanatçılarıyla, folkloru ve mutfağıyla oradaydı. Türkiye’den Dostlar Tiyatrosu’nun her şeyi Genco Erkal özel olarak davet edildi. Tek kişilik bir gösteri yapacaktı. Montmartre’daki Abesse Tiyatrosu’nda simsiyah sahneye simsiyah kıyafetiyle çıktı. Sadece başı ve elleri  görünüyordu. Salon tıklım tıklım doluydu ve hiç ses çıkmıyordu. Sinek uçsa duyulacaktı. Genco, Nazım Hikmet’in şiirlerini iki dilde, orijinal dilinde Türkçe ve çevirisiyle Fransızca söylüyordu. Salondakilerin çoğunluğu Fransızdı. Ayrıca orada yaşayan Türkler ve çeşitli milletlerden insanlar da gelmişti. Nazım Hikmet’in şiiri, Genco Erkal’ın dilinden, sesinden, bedeninden, salona akıyordu. Seyirciler adeta nefes almadan dinliyor, izliyor, sanki Türkçe şiirleri dahi anlıyordu. Seyirciler arasında ben de vardım.  

Dostlar Tiyatrosu’nun dağarcığında Nazım ile Brecht’in hep çok müstesna bir yeri oldu. 

12 Eylül darbesinin balyozu üniversiteleri, bilim dünyasını ve akademik yaşamını un ufak  etmiş, darmadağın etmişti. Bu ortamda Dostlar Tiyatrosu’nun ilk büyük kadrolu oyunu 1982’de Bertold Brecht’in Galileo Galilei oyunu oldu. Brecht bu oyunda kilisenin/ din ile bilimin çatışmasını işliyordu. Galile 17. yüzyılda Padua Üniversitesi’nde çalışan bir bilim adamıydı. Dünyanın yuvarlak olduğunu tespit etmişti. Heyhat Galile’nin buluşu Roma’daki Katolik kilisesinin bütün dogmalarını yerle bir ediyordu. O hâlde yok olmalı, inkâr edilmeliydi. Aydın’ın (Galileo) buluşunun doğru olduğunu savunarak direnmesi ya da düşüncelerinden vazgeçmesi. Oyun aydın sorumluluğunu vurguluyordu. Oyunu izleyen bir seyircinin gözyaşları sessizce yanaklarından aşağı yuvarlanıyordu. O izleyici 12 Eylül darbesiyle  üniversiteden atılan bir profesördü. Bu oyun 12 Eylül’de susturulmuş aydınların dramına dokunuyor, aydınları kendileriyle hesaplaşmaya zorluyordu. Galileo Galilei buluşunu savunamamış, kilisenin baskısına boyun eğmiş, dünyanın yuvarlak olduğunu inkâr etmişti.  

Oyunu Genco Erkal yönetiyor ve Galileo’yu oynuyordu. Brecht’in Galileo Galilei oyunu 12 Eylül darbesinin ardından yaşayanların bam teline dokunmuştu. Baro Han’ın bodrum katındaki salon tıklım tıklım doluyordu. Genco Erkal’ın muazzam Galileo yorumuyla, Dostlar Tiyatrosu oyuncularının müthiş ekip oyunculuklarıyla, Tuncay Çavdar’ın küçücük sahneyi büyüten saydam dekor tasarımıyla ve Sevim Çavdar’ın muhteşem giysileriyle Galileo Galilei yılın en iyi oyunuydu ve o yılın en iyi tiyatro yapımı ödülünü kazandı. Biletleri kapış kapış satılıyor ve hep kapalı gişe oynanıyordu. Genco 2025 yılında, yine zamanın ruhuna uygun bulduğu Galileo Galilei’yi Dostlar Tiyatrosu’nda tekrar sahneye koymayı ve oynamayı planlıyordu. 

1980’lerde Galileo Galilei’nin ardından Yalınayak Sokrates oyununda Sokrates olarak gördük. Galileo’nun aksine Sokrates ölümü pahasına düşüncelerinden vazgeçmeyen bir aydındı. Galileo ve Sokrates iki zıt aydın örneğiydi. Galileo keşfini inkâr ederek kilisenin baskısına boyun eğmiş, Sokrates direndiği için ölüme yürümüştü. Dostlar Tiyatrosu’nun Yalınayak Sokrates oyunu 3 yıl boyunca sahnelerdeydi. 

1990’larda ülkemizde hayat yine çok zordu. Yine felaketlerle sarsıldık. Özellikle 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta bir kültür şenliği sırasında korkunç bir katliama tanık olduk. Kışkırtılmış yığınlar, şenliğe giden konukların kaldığı Madımak Oteli’ne saldırdı ve oteli ateşe verdi. Otelde içeride mahpus kalan, çıkamayan 33 can, şair, doktor, aydın, genç hatta çocuk yanarak, dumandan boğularak can verdi. Aziz Nesin de oradaydı. Yanan otelden vinçle tam kurtarılırken onu tanıyan bir yobaz tarafından ”öldürün” naralarıyla aşağıya doğru itildi. Az kalsın düşüp ölecekti. 

15 yıl sonraydı. Genco, 2 temmuz 2008 sabahı gazeteleri okuduktan sonra yüzmeye gitti.  Dikmen Gürün o günkü Cumhuriyet Gazetesi’nde belgesel tiyatronun ne kadar gerekli olduğunu yazmıştı. Denizde ufuk geniş, düşünceler sınırsızdı ve Genco usta bir yüzücüydü. Yüzmeden döndükten sonra denizden çıkarken kararını bildirdi. O yıl 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşanan Madımak katliamını belgesel bir oyun yapacaktı. Dostlar Tiyatrosu kuruluşundan itibaren belgesel tiyatroya önem veriyordu. Çalışmalara başladı. Önce malzemeler toplandı. Şenliğe gidip de sağ kalanların tanıklıkları, polis kameralarının çektiği görüntüler bulundu. Belgeleri olduğu gibi değerlendirdi ve hiçbir ekleme yapmadan ve hakikati hiç saptırmadan oturdu Sivas’93 belgesel oyununu yazdı. Genco’nun yazdığı ilk ve tek oyundu. Dostlar Tiyatrosu oyuncularını topladı ve Beyoğlu’nda Karaca Tiyatrosu’nda provalara başladılar. Oyuncular korkunç katliamı bütün vahşetiyle izleyiciye yaşattılar. Genco oyunun dekorunu arkadaki ekranda polis kameralarının görüntülerinden oluşan bir video olarak tasarladı. Sivas’ta 2 Temmuz 1993 günü adım adım katliama giden, oteli yakmaya varan azgınlığı saptayan bir video kurgulandı. Oyunun dekoru işte bu video oldu. Müziği Fazıl Say’ın bestelerinden oluşturdu. Sivas’93 oyunu yakılan Madımak Oteli’nin içerisinde kıstırılıp kalmış aydınların, canların çaresizliğini, ölenlerin dramını iliklerimize kadar hissettiriyordu. Gençler ilk geceden başlayarak akın akın Sivas’93 oyununa geliyordu. Dostlar Tiyatrosu bu oyunla yeniden genç seyircilerini kazandı. Oyun yıllarca ülkemizin her  köşesinde dopdolu salonlarda oynandı. Sivas’93 oyununun videosu profesyonel biçimde,  titizlikle, 4 kamerayla çekildi. Oyunu görmeyenler ya da tekrar görmek isteyenler için Youtube’da yayınlanıyor. 

Dostlar Tiyatrosu’nun bütün oyunlarını burada sayıp dökmenin ne kadar olanaksız olduğunu takdir edersiniz sanıyorum. Dostlar Tiyatrosu’nun repertuarının Genco Erkal’ın seçimiyle ömrü boyunca Nazım Hikmet ve Bertold Brecht’ten hiç ayrılmadığını belirtmeliyim. Nazım Hikmet’in şiirlerinden Genco Erkal’ın uyarladığı oyunlar; Kerem Gibi, Her Gün Yeni Baştan, Merhaba, İnsanlarım, Güneşin Sofrasında, Yaşamaya Dair ve tabii ki Mehmet Ulusoy’la  birlikte çalıştıkları Sevdalı Bulut…Sonra Brecht Kabare, Kafkas Tebeşir Dairesi, Ben Bertold Brecht, Güneşin Sofrasında (Nazım ile Brecht)… 

DostlarT iyatrosu 1970’lerden itibaren ülkemizin sanat yaşamına taptaze bir soluk getirdi. 1980’den sonra bütün engellere rağmen Genco Erkal’ın yönetiminde aklın ve sağduyunun rehberliğinde adeta kutup yıldızı gibi hep doğru yönü gösterdi. Kentimizin ve ülkemizin kültür yaşamına getirdiği zenginlik, insanların yüreğine dokunuşları unutulmaz.


TEB Oyun Dergisi‘nin 52. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Nurdan Arca

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin