Şeylerin Dili

Walter Benjamin, kuklanın “şeylerin dili”nin gizli gücüne ve bu dil aracılığıyla hem çocuklara hem yetişkinlere yeni bilgiler edinme ve unutulmuş bilgeliği keşfetme yolunda rehberlik edebileceğine dikkat çeker.

Bu yıl 21.’si düzenlenen Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali, bu gizli gücün peşinde, sessiz dilin izini süren bir yolculuğa çıkardı katılımcıları. Arjantin’den Fransa’ya, Endonezya’dan Guatemala’ya kadar farklı coğrafyalardan gelen yaklaşık 100 sanatçı ve uzman, 38 gösteriyle kukla ve gölgenin beden, ritim ve ışık aracılığıyla kurduğu ilişkileri, hem çocuklara hem yetişkinlere yeni bir algı alanı açabildiğini gösterdiler.

Giriş: Karagkiozis and The Dragon

Festivale Yunanistan’dan katılan Anemodoura Puppet and Shadow Theater Karagkiozis and The Dragon ( Karagöz ve Ejderha) oyunuyla Merinos AKM Muradiye Salonu’nda seyirciyle buluştu. Oyun dili Yunancaydı, başta ve aralarda Türkçe özetler yapıldı. Usta Gölge Tiyatrosu Sanatçısı, hayalbaz Charalampos Kostidakis’in gölgelere hayat verirken diyaloglara serpiştirdiği Türkçe sözcükler de seyir keyfini arttırdı ve sanatçının yarattığı sıcak ortamı daha da güçlendirdi. Bilmediği dilde bir gösteri izleyen çocuklar için dilin bir engel oluşturmayışını, eğlendiklerini ve dikkatlerinin dağılmadığını görmek güzel bir deneyimdi. Karagkiozis ve Hatziavatis tasvirleri Türkiye’deki biçimlerinden farklı görünse de tipolojileri, mizah anlayışları ve toplumsal konumlandırmaları oldukça tanıdıktı. Karagkiozis yine yoksul ve para kazanma çabasında, su kemerini tıkayan ejderhayı bularak şehri kurtarma macerasına atıldı. Bu macerada kendisi gibi ejderhayı yenmek isteyen, Yunan gölge geleneğine özgü tasvirlerle karşılaştı. Ustanın gölgeyi dönüştürmesini izleyen yetişkin ve çocuklar da keşif ve hatırlama yolunda bir adım atmış olarak ayrıldılar oyundan.

Gelişme: Souvenirs 

Kukla ve gölge, sanatçının elinde sürekli dönüşüm hâlinde olan canlı bir ilişkisellik taşır; kimi zaman sanatçı kuklayı dönüştürür, bazen kukla sanatçıyı. Zaman zaman ikisi birlikte belki de. Fransız ekip Claire & Antho’nun oyunu ikincisine, estetik ve duygusal düzlemde bir örnekti. 

Souvenirs oyunu ikilinin fiziksel tiyatro, gölge, dans ve canlı video projeksiyonunu bir araya getirdiği bir gölge-fiziksel tiyatro performansı: İki insan birbirleriyle karşılaşırlar ve bir şey olur, ortak bir hikâye başlar. Ne kadar öyle olması dilense de hiçbir hikâye sadece o iki kişiyle sürmez. İkisinin ayrı geçmişleri, o geçmişlerden getirdikleri aileleri ve geleceğe de bakmak isteyen bir şimdileri vardır. Bir de ikiyken de yaşatılması gereken hayalleri. Oyun, şekillendirmeye ve şekil almaya çalışan bu iki insanın birbirini iten, çeken, dayanan ve kopan sürecini yalın bir dille anlattı izleyiciye. İkilinin kendi otobiyografilerinden izlerin de hissedildiği Souvenirs’de hem mekân yaratmada hem de birbirlerine dokunma yollarından biri olarak gölge kullanılmış. Oyun sonrasında yapılan kısa söyleşide belirttikleri gibi, gölgenin oynatılışı da seyirciden saklanmamış, her şeyin göz önünde gerçekleşmesini istemişler. Bu nedenle biri oynarken diğeri gölgeden bir oda, bir otobüs, bir aile ya da bir şehir yaratıyor arka planda. Birinin arkaya yansıyan kocaman gölge parmakları dans etmekte, yorgun ya da düşünmekte olan diğerini gıdıklıyor, ona destek oluyor, eşlik ediyor. Gölge onlarla birlikte dönüşüyor, özellikle de içlerinde duymak istedikleri bir hisse. 

Souvenirs oldukça yeni bir oyun. Henüz dördüncü gösterimiyle Bursa’daydı. Turneleri kapsamında 12 Aralık’ta Ankara’da, 14 Aralık’ta İstanbul’da sahnede olacaklar. 

Sonuç: Traditional Puppet Show

Festivale İran’dan katılan Sayna Puppet ekibi Merinos AKM Hüdavendigâr Salonu’nda, İran’ın köklü kukla geleneğini sahneye taşıdılar. Müzik, ritim ve kuklayı bir araya getiren gösteride, İran’ın renkli kültürünün izlerini taşıyan birçok ipli kuklayla tanıştı seyirci. Kukla perdesi arkasından onları oynatan kuklacı Afsaneh Gharibnavaz’a, perde önünde konumlanan iki müzisyen Ruşen Can Acet ve Jafar Sattari (aynı zamanda oyunun yönetmeni) eşlik etti. Sırayla sahneye gelen her bir kukla kültürel birer jest sundu: şarkılar söylediler, bazısı güç gösterisi yaptı, birisi temizlik ritüeli gerçekleştirmeye çalıştı ve hemen hepsi Jafar Sattari’yle diyalog içindeydiler. Zaman zaman diyaloglar perdenin yukarısına tırmanan kuklaların Sattari’yle atışmasına dönüştü. Gösterinin bu dışa dönük yapısı, dil bariyeri nedeniyle yaşanabilecek izleme zorluğu ve rutine dönüşme tehlikesini ortadan kaldırdı. Yetişkinler biraz zorlansa da çocuklar müziklere keyifle eşlik ederken sahneye gelen her bir kuklayı ilgiyle izlediler, bir sonrakini merakla beklediler. 

Farklı coğrafyadan gelen ve üç farklı biçemin gözlenmesine olanak sağlayan bu üç oyun, festivaldeki diğer gösterilerle birlikte kukla ve gölgenin ortak dilini gösterdiler seyredenlere. Yunan gölgesinin tanıdık mizahı, Fransız ikilinin gölgeyi mekân ve eşlikçiye dönüştüren şeffaf dramaturjisi ve İran kuklasının ritimle kurduğu canlı ilişki Benjamin’in “şeylerin dili” kavramını üç farklı düzlemde somutlaştırdı. Her gösteride kukla ya da gölge, insanın yerine geçen değil, onunla birlikte var olan; kimi zaman rehberlik eden, kimi zaman ona direnç gösteren bir ortak olarak belirdi. Bu formlar ilişkiler kuran, bedenler arasında geçişkenlik sağlayan, eyleyen varlıklar olarak işledi.

21. Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali, bu alanda yürütülen her çalışmanın hedeflediği gibi, kukla ve gölgenin nasıl dönüşerek yaşadığını, nasıl hâlâ yeni duygular ve yeni ilişkiler üretebildiğini görünür kılan bir karşılaşma alanı sundu. Çocuklara kukla ve gölgenin büyüsünü tanıtırken; yetişkinlere de unuttukları o bilgeliği hatırlattı. Bu emeğin tüm paydaşlarına teşekkürlerle…


TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer festival yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Özden Işıltan

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin