“Son İnsan” Üzerine Bir Tanıklık

Meğer kavga edecek kimse kalmayınca,
barışın da bir anlamı kalmıyormuş…

Ankara Devlet Tiyatrosu sahnesinde seyirci karşısına çıkan Derem Çıray’ın Son İnsan oyunu, varoluş, dil, hafıza ve tanıklık kavramlarını içinde barındıran çağdaş bir metin. Son İnsan, yıkımdan arta kalan bir dünyada, insanlığın geride bıraktıklarıyla kurduğu kırılgan ilişkiyi Moa(Zeynep Ekin Öner) ve Ank(Gökhan Kutum) üzerinden seyirciye açıyor; Kor(Erdi Erciyas) ise, bu ilişkinin sesini, bazen sessizliğini, yankılarını ve silinmek bilmeyen hafızasını sahneye taşıyor. 

Oyun, yıkılmış bir dünyadan geriye kalan yıkıntılar arasında, konuşmaların anlamını yitirdiği; kelimelerin artık yaraları saramadığı bir zamanda geçiyor. Moa, içine kapanmış, kendini korumaya almış bir var olma hâlini temsil ediyor; Ank, Moa’nın kapalı ve korunaklı dünyasına karşı tezat oluşturan, ısrarlı, direnen, varlığıyla gerilimi yansıtan bir karakter. Kor ise insanlığın unutulamayan ve yaralayıcı kalıntılarını; sesler, tekrarlar ve yankılar yardımıyla hem sahneye taşıyor hem de oyunda kilit bir noktada duruyor. Kor’u izlerken karakterde Frankensteinvari bir hava hissettim ve bunu beğendim.

Son İnsan oyunundan bir kare.

Metin klasik bir olay örgüsünden ziyade; sesler, suskunluklar, tekrarlar ve kırılgan imgeler üzerinden ilerliyor. Büyük bir yıkımın ardından geriye kalanlara, konuşmanın anlamsızlığına, hafızanın insan için bir yük mü yoksa korunmak için sığındığı bir sığınak mı olduğuna ve “var olmanın” anlamlarına dair büyük sorular soruyor. Sahnede bir yıkım sonrası karakterlerin hayatta kalma çabasını görsek de anlıyoruz ki, asıl yıkım kelimelerin anlamını yitirmesiyle başlıyor. Post-apokaliptik metinler genellikle soğuk ve soyuttur; Son İnsan ise ele aldığı konuyu daha samimi bir şekilde anlatmayı tercih ediyor. 

Karakterlerin sahne üzerindeki duruşları ve kurduğu diyaloglar, oyundaki gerilimi tırmandıracak şekilde kurgulanıyor. Reji ve dramaturgi, yoğun ışık ve efekt kullanımı, sığınağı andıran mekân ve zamanın askıya alınmış hâli ile insanın yabancılaşmalarını seyirciye yansıtıyor. Oyuncuların jest ve mimikleri, tavırları ve bulundukları mekânla kurdukları ilişkiler, karakterlerin çatışmasını ve birbirlerine zihinsel olarak ulaşamamalarını görselleştiriyor. İzlediğimiz üç karakter arasındaki ilişki, oyun ilerledikçe dramatik çatışmadan çok, yan yana var olma/olamama, temas edememe ve ortak bir anlam üretme çabasının sekteye uğraması üzerine kuruluyor. Oyun adeta parçalı, hasarlı ve huzursuz bir insanlık durumunu izleyiciye anlatıyor. Moa ve Ank’ın iletişimlerinin inişli çıkışlı hâlinin oyuncular tarafından oldukça iyi aktarıldığını düşünüyorum, iyi bir ikili olmuşlar. 

Oyunun yaratıcı ekibi, Son İnsan’ın atmosferini sahneye taşırken insanlığa dair temel kavramları ön plana çıkarmayı tercih ediyor. Pınar Töre Karayel’in reji üzerinde yaptığı dokunuşlar, işin gerilimli sahne dilini yönetirken bazı kavramları da zihnin bir köşesine yerleştiriyor. Bu kavramları bulmayı izleyecek olana bırakmayı uygun görüyorum, sonuçta herkesin oyun deneyimi birbirinden farklı… Yardımcı yönetmenler Özge Mirzalı ve Duygu Biçer sahnelemenin detaylarını destekliyor ve kolektif bir iş olduğu izlenimi veriyor. Dekor tasarımı Mustafa Mahdum tarafından yapılıyor, sahnede boşlukları ve karakterlerin yalnızlığını vurgulayan sade ama etkileyici, mekânla uyumlu bir tasarım var. Ruken Bakır yaptığı kostüm tasarımıyla, karakterlerin iç dünyalarını dışa vurmuş. Işık tasarımcısı Mehmet Mertal, yoğun ışık kullanımıyla gerilimi ve atmosferi ön plana çıkarıyor, Can Akyürek’in görüntü tasarımı ise sahne ve izleyici arasındaki atmosferi yoğunlaştırıyor. Mapping çok etkileyiciydi.Müzik düzeni Ömer Sarıgedik’e ait ve müzik seçimleri oyunun önemli bir tarafı. Nazlı Zeren Türkay’ın bana göre eğlenceli olan koreografisi, oyunun absürt tarafını da ortaya çıkarmış.

Yönetmen Pınar Töre Karayel’in halası Resmiye Beşikçi tarafından icra edilen ve oyunun sonunda çalan Boztorgay, oyun boyunca devam eden duygusallığı ve gerilimi müzikal olarak da destekliyor. Türküye karışan çığlıklar, seyirciyi sadece hüzünle değil, sarsıcı bir sonla ve hesaplaşmayla da karşı karşıya bırakıyor. Türkünün sözlerinden eklediğim kısmın, oyunun temasını hem açıklayan hem de güçlendiren nitelikte olduğunu düşünüyorum: “Uzak diyarlara göçtüm ben. Yalnızlık yüreğimde bir çığlık gibi. Köklerim savruldu rüzgârlarda. Sessizliğim bir orman gibi derin.” 

Son olarak, Son İnsan oyununda seyirci, anlatılan bir hikâyeyi izlemekten ziyade, sürdürülen bir duruma şahitlik ediyor…

Künye ve Ekip

Yazar: Derem Çıray

Yönetmen: Pınar Töre Karayel

Yönetmen Yardımcısı: Özge Mirzalı / Duygu Biçer

Dekor Tasarımı: Mustafa Mahdum

Kostüm Tasarımı: Ruken Bakır

Işık Tasarımı: Mehmet Mertal

Görüntü Tasarımı: Can Akyürek

Müzik Düzeni: Ömer Sarıgedik

Koreograf: Nazlı Zeren Türkay

Oyuncular:

Zeynep Ekin Öztürk (Moa)

Erdi Erciyas (Kor)

Gökhan Kutum (Ank)

*Fotoğraflar Devlet Tiyatroları Arşivi’nden alınmıştır.


TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer eleştiri yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Dilan Aydemir

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin