İçimizdeki Medea’lar: Tiyatro Nushu’dan Kediler Bataklığında…
Günümüzün en etkin oyun yazarları arasında gösterilen İrlandalı oyun yazarı Marina Carr’ın Kediler Bataklığında… oyunu Cansu Canaslan yönetiminde Tiyatro Nushu tarafından sahnelenerek ilk kez izleyicisiyle buluştu. 15 Nisan 2025’de prömiyer yapan oyun hâlen İstanbul’da farklı sahnelerde sergilenerek yolculuğunu sürdürmekte. Oyunu üç kez izleyen biri olarak, izleyicileri gözlemlediğimde pek çoğunun, özellikle kadınların, her yaştan kadının tiyatro salonundan çok etkilenerek, hatta göz yaşları içinde ayrıldığına tanık oldum. Bunda oyunun finalinin rolü elbette en büyük etkendi, ama asıl etki daha dipten belki de kolektif bellekten geliyordu. Oyunu izleyen her kadın, içinde gizlenmiş Medea ile yüzleşmişti.
Kediler Bataklığında… (1998), Euripides’in Medea oyununu günümüz İrlanda kırsalına taşıyarak ataerkil sistemin kadını günümüzde bile nasıl baskı altında tutmaya çalıştığı gerçeğini tarihselleştirir ve içimizdeki Medeaları görünür kılar. Oyun, evlat katili ve barbar kadın Medea arketipini tersine çevirerek kadına yüklenen yapay toplumsal cinsiyet ve kimlik rolleri, toplumsal kimlik ve sınıf ayrımcılığı, kadının güç odakları tarafından yaftalanarak ötekileştirilmesi ve erkek egemen sistemde verdiği varoluş mücadelesi bağlamında ele alınan bir kadın öyküsüdür. Bu bağlamda, adını on üçüncü yüzyılda Çin’de kadınların kendi aralarında anlaşmak için erkeklerden gizli olarak oluşturdukları bir dil olan Nushu’dan (gizli kızkardeşlik dili) alan Tiyatro Nushu’nun bu oyunu seçmesi rastlantı olmasa gerek.

Oyunun ana karakteri Hester Swane (Melissa Yıldırımer), aynı Medea gibi, bir süreliğine sevdiği erkeğin arzu nesnesi olduktan ve ondan evlilik dışı bir kız çocuğu doğurduktan sonra ait olduğu toplumsal sınıf (çingene/roman) küçümsenerek dışlanmış, ötekileştirilmiş, varlıklı ve güçlü başka bir kadın için bir kenara fırlatılıp atılmakla kalmayıp çok severek yaşadığı ve duygusal bağları olan Kediler Bataklığı’nı terk etmeye zorlanmıştır. İrlanda toplumunun en alt sınıfı kabul edilen gezgin tenekecilerden olan Hester, annesiyle birlikte Kediler Bataklığı kenarında bir karavanda yaşarken, kadınların uyması gereken toplumsal normların sınırlarında gezindiği izlenimi edindiğimiz annesi tarafından küçük yaşta terk edilir. Bundan sonraki yaşamını bataklıktaki karavanında kızıyla birlikte annesini bekleyerek geçiren Hester’ın benliğinde derin bir boşluk oluşmuş ve kişiliği kız çocuk/kadın/anne olarak hep yarım kalmış, yaşamı boyunca bu yarım kalmışlık durumuyla savaşmak zorunda bırakılmıştır. Bu yarım kalmışlık, tamamlanmayı bekleyen yaşantı izleği en iyi ifadesini bitmemiş, bitirilmemiş bir cümle olan ve üç noktayla (…) ifade edilen oyunun başlığında bulur. Hester’in çocukluğunda yaşadığı terk edilme darbesi, şimdi de kocası Carthage’ın (Cem Engin) onu varlıklı ve isim sahibi bir kadın olan Caroline Cassidy (Deniz Bakacak) için terk etmesiyle onarılması olanaksız boyutlara ulaşır ve kaçınılmaz sonu hazırlar. Ancak, bu noktada Marina Carr’ın oyunu klasik Medea izleğinden ayrılır. Kocasını geri kazanma ve Kediler Batağı’ndan kovulmama savaşını kaybederse kendini öldürmeyi tasarlayan Hester, savaşı kaybedince kızını kocasından intikam almak için değil, onun da kendisi gibi yaşamı boyunca asla geri dönmeyecek bir anneyi bekleyerek acı çekmemesi, yarım kalmışlık duygusu içinde yaşamaması için öldürür.

Mitolojiden aldığı karakterlerle birlikte ruhlar, hayaletler, doğa üstü güçleri olan bazı karakterler Carr’ın oyununda mitsel, grotesk, mistik veya gerçeküstü bir atmosfer yaratırlar. Böyle bir atmosferin en önemli ve gerçekçi öğesi ise Carr’ın hemen hemen her oyununda mekân olarak kullandığı, yağmuru, puslu havası, gri gökyüzü, gölleri, nehirleri ve bataklıklarıyla ünlü ve İrlanda’nın tam ortasında yer alan Midlands bölgesidir. Marina Carr’ın oyunlarının arka planını oluşturan bu mekân, gölleri, nehirleri ve bataklıklarıyla çok güzel ve bu güzellik nedeniyle karakteri içine çeken, onun sırlarını paylaşan, içinde doğal yaşamı barındırdığı için yaşam verici ama aynı zamanda belirsizliklerle dolu, gizemli ve tehlikeli olduğu için yaşam alıcıdır. Yani, hem yaşam enerjisini hem ölümü temsil eder. Bu oyunda da bataklık, ne tamamen çamur ne tamamen su ama ikisi arasındaki ilginç dokusuyla bir “eşik” veya “arada kalmışlık” simgesidir. Bu açıdan bakıldığında bataklık, izleyici için tanıdık bir mekân ya da kendini ait hissedebileceği bir yer olmadığı için sahneye taşınması da zor bir mekândır. Ancak, bu bataklık, ana karakter Hester Swane’in yaşamının bir parçası, simgesel olarak onun sürekli dönmek istediği ana rahmi, bilinçaltı, geçmişi (belleği) veya kimliğini ve kaderini belirleyen temel unsur olarak da yorumlanabileceği için yaratıcı bir dekorla bu mekân İrlanda bağlamından çıkarılıp farklı bir kültürde kimlik, benlik, bellek ve varoluş krizi olarak yeniden yaratılabilir. Tiyatro Nushu’nun sahnesinde izlediğimiz de bu: Bellek ve kimlik olarak mekân. Tiyatro Nushu’nun sahne tasarımcısı Cemre Bulak ve ışık tasarımda Utku Kara böylesine zor bir fiziksel mekânı son derece minimal ama yaratıcı dekor ve ışık tasarımıyla izleyici için duygusal ve hatta içsel mekâna dönüştürmeyi başarıyorlar. Sahne gerisine konumlandırılan büyük tül perde oyuncuların sahneye giriş-çıkışlarını kolaylaştırırken perdenin önünde yukarıdan aşağı sarkan balıkçı ağları görünümündeki beyaz tül, parçalanmış bilinçaltının veya belleğin izdüşümü olarak izleyiciyi kendi içine döndürüyor. Oyunun hüzünlü atmosferi, metalik gri veya sisli-puslu karanlık olan sahnede oyuncunun üzerine düşürülen soğuk, metalik ve gri nokta ışıkla tamamlanıyor. Oyun başlamadan önce, seyirciler salona girdiğinde içeride onları karşılayan müzik, hiçbir enstrüman kullanılmadan, sadece kuş, baykuş, su ve rüzgâr sesinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş. Bu işitsel mekân da izleyiciyi oyuna hazırlaması bakımından çok yaratıcı bir şekilde tasarlanmış bir ayrıntı. Hatta, her tiyatroda oyun öncesi yapılan “telefonlarınızı sessize alınız ve fotoğraf çekmeyiniz” anonsu bile bu oyunda titizlikle tasarlanmış: Anons, izleyiciden telefonlarını sessize almalarını ve fotoğraf çekmemeleri konusunda bir uyarıda bulunuyor, çünkü bataklıkta yaşayan tüm canlılar bundan rahatsızlık duyacaklar. Böylece izleyici, günlük yaşamında ondan her ne kadar uzak da olsa bataklıktaki yaşamla özdeşleşmeye davet ediliyor. Bataklığın adının ise Kediler Bataklığı olması izleyiciye ötekileştirilmiş dişil mekâna gireceğini önceden söylüyor. Neden köpekler, kuğular, baykuşlar bataklığı değil de Kediler Bataklığı? Kedilerin sevilmeyi istemesi ama bu sevgi için özgürlüklerinden vazgeçip “sahip” boyunduruğuna girmemeleri olabilir. Farklı kültürlerin mitolojisinde kedilerin ruhsal boyutu yüksek astral varlıklar olduğu inancı ya da Ortaçağ’da cadı/büyücü yaftasıyla engizisyon mahkemeleri kararıyla kedileriyle birlikte yakılarak veya linç edilerek öldürülen tüm kadınlar için bir saygı duruşu olabilir. Bunların hepsi oyunun ana karakteri Hester’ın kimliğinin parçalarıdır. Hester sevmek ve sevilmek ister ama “sahip” olunmak istemez; güçlü önsezisiyle geleceği görebilir, ruhlarla iletişim kurabilir ve bu yüzden de “cadı” veya “büyücü” olarak yaftalanır.

Böyle bir mekânın sakinlerinin de kör, yarı insan-yarı kedi, gözleriyle değil içgörüsüyle çevresinde olup biteni algılayan, hayvanlarla ve ölmüşlerin ruhlarıyla konuşabilen Kedi Kadın, görevi ruhları yaşamsal boyuttan kozmik boyuta taşımak olan Rehber Ruh ve bazı hayaletler olması şaşırtıcı olmaktan çıkıyor. Ana karakter Hester’ın geçmişle olan bağını simgeleyen bu ruhlar ve hayaletler gerçekçi mekân (yaşam) ile ruhsal/mistik mekân (ölüm) arasındaki eşikte duran ve ne oraya ne buraya ait olan Hester’ın sıkışıp kalmışlığını gösterirken, bir yandan da onun bilinçaltını yüzeye taşıyan simgesel karakterlerdir. Burada Kedi Kadın karakterine bir parantez açmamız gerekir. İnsandan çok hayvana yakın olması nedeniyle tüm normların dışında kalan ve bu yüzden küçümsenerek hor görülen ama geleceği görebilme yetisinden dolayı insanlara bir tür hizmet verdiği için yörenin “ağaları” tarafından yaşamasına izin verilen bir “kadın”. İnsan olmanın verdiği kibirle yaşayanların asla özdeşlik kuramayacağı bir karakter. Sahnede bu karakteri çok büyük bir başarıyla canlandıran genç oyuncu Dilara Büyükbayraktar fiziksel tiyatro dersi niteliğinde bir oyunculuk sergiliyor. Böylece, alışılmışın dışında kalan bu karakterler sahne üzerinde gerçekle fantazinin, söylenebilenle tabu olanın, yaşamla ölümün, bugün ile geçmişin, geçmişle geleceğin ve bazen de aile içindeki kuşaklar arası sorunların iç içe geçtiği simgesel bir mekân yaratılmasını sağlıyorlar. Bu mekânın işitsel boyutunun öneminin oyun başlamadan önce seyirciyi karşılayan müzik ve anonsla dramaturjiye yerleştirildiğinden yukarıda bahsedilmişti. Oyun boyunca Hester’ın annesinin bataklığı terk etmeden önce sık sık söylediği şarkıların zaman zaman fonda verilmesiyle işitsellik daha da derinleşir. Marina Carr’ın metnin girişinde sadece sözlerini verdiği Kediler Bataklığında ve Kara Kuğu şarkılarının müzik tasarımcısı Vehbi Can Uyaroğlu ve vokal İlknur Çayır’ın iş birliğiyle, oyunun ruhunu ve tüm metni kapsayan hüznü ama aynı zamanda kalıpları kırma/duvarları yıkma temasını notalarla müziğe bu kadar güzel yansıtmaları oyunun algılanmasına büyük katkı yaptığı gibi izleyiciyi tamamen kendi içinde bir yolculuğa çıkarıyor.

Oyun, bataklık sakinlerinden Kara Kuğu’nun ölümüyle başlar. Hester ve Kedi Kadın Kara Kuğu’yu gömerken Rehber Ruh (Hasan Çınar Örnek) ile tanışırız. Hester Swane’in ruhunu almaya gelmiştir ama zamanı şaşırmıştır. Akşam üzeri, alacakaranlıkta gelmesi gerekirken şafak vakti gelmiştir. Rehber Ruh, Hester’dan özür dileyerek çıkarken, Kedi Kadın, Hester’ın annesinin onu her zaman Kara Kuğu’nun yuvasına bırakıp gittiğini ve ona Hester’ın yaşam süresinin Kara Kuğu’nun yaşam süresiyle aynı olduğunu söylediğini aktarır. Böylece, oyunun başında hem Hester hem de izleyici Hester’ın günün sonunda ruhunu teslim edeceğini öğrenmiş olur.
Oyunun gizemli, karanlık, karamsar, mitsel ve grotesk izlek ve mekânının içinden sıyrılarak izleyiciyi avucunun içine alan ve gülümseten en önemli unsur ise komedi unsuru ki bu komik unsur Carr’ın kullandığı kara mizah ve bu mizahın barındırdığı ironide gizli. Örneğin, oyun boyunca, Carr’ın diyaloglara gizlediği Cartage’ın annesi Bayan Kilbride (Nagihan Gürkan) ile Oedipal dönemde takılıp kalmış ana-oğul ilişkileri oyuncuların muhteşem performanslarıyla izleyiciyi güldürüyor. Cem Engin’in sıcak, sevecen, naif ama oğlan çocuğuyla yetişkin erkek arasında sıkışıp kalmış Carthage yorumu sadece oyundaki komedi unsurunu başarıyla yansıtmıyor, oyunun geneline yansıyan yarım kalmışlık temasını eril sistemin kendi bireylerini de nasıl kurban konumuna getirdiğinin altını çizerek sahneye taşıyor. Bu noktada Carr’ın metni değil, yönetmen Cansu Canaslan’ın performans metninin başarısı sahneye yansıyor. Hester ve Carthage’ın küçük kızı Josie (Maya Güler) ile erkek-egemen, güç ve para odaklı, lüks tüketime dayalı kapitalist sistemde var olmanın en iyi yolunun bu sisteme uyum sağlamak olduğunu seçerek gösteren Bayan Kilbride’ın diyalogları da izleyiciyi güldürüyor. Carr’ın metninde komik unsurun sosyo-politik din eleştirisi olarak ortaya çıkışı Rahip Willow ve Kedi Kadın’ın flört ettiği sahneler. Rahip Willow rolünü canlandıran Erdinç Kılıç’ın performansı yalın ama çok etkileyici. Diğer yandan Dilara Büyükbayraktar’ın bu sahnelerde en üst düzeye çıkan performansı izleyicinin en çok güldüğü sahneler arasında yerini alıyor.

Tek perde ve 95 dakika süren oyunun her dakikası izleyiciyi farklı duygular arasında bir yolculuğa çıkarıyor. İzleyici, eril sistemin kadınlar için yarattığı bu karanlık yaşam döngüsü içinde Hester ile birlikte isyan ediyor, seviyor, nefret ediyor, ihanete uğruyor, küçümseniyor, yok sayılıyor ama direniyor, dayanıyor, savaşıyor ve oyunun sonunda onunla birlikte Rehber Ruh’a teslim oluyor. Annesinden asla ayrılmak istemeyen bir kız çocuğunun, Hester’ın küçük kızının, annesinin kollarında, öleceğini bilmeden, onunla “seyahate” çıkacağını düşünerek sevgi içinde hayata veda etmesi izleyiciyi en çok etkileyen sahne olarak öne çıkıyor. Hemen ardından annenin Rehber Ruh’la yaptığı ölüm dansı ve dansın sonunda Hester’ın ölümü ve kalbinin “kara bir kuş gibi” göğsünün üzerinde kalması, oyunun başındaki Kara Kuğu’nun ölümünün ardından Hester’ın yaşam döngüsünü sonlandırıyor .
Hester rolünde Melissa Yıldırımer siyah saçları, koyu teni, narin ama isyankâr bedeniyle tam bir Kara Kuğu olarak oynadığı karakterin hakkını veriyor. Kızı Josie rolünde çocuk oyuncu Maya Güler çok başarılı. Bataklığın güç odağı, toprak sahibi, ataerkil kapitalist sistemin simgesi olan ve yeterince “erkek” olmadığı için kendi oğlunu bile zehirleyerek öldüren, oyunun en itici karakteri Xavier Cassidy rolünü sahne karizması ve oyunculuğuyla başka bir boyuta taşıyan Şevket Suha Tezel çok başarılı. Bu kötü babanın kızı ve Carthage için yeni eş adayı rolünde Deniz Bakacak, oyunun tüm ruhuna hâkim olan kadının eşikte ve arada kalmışlık duygusunu izleyiciye abartısız bir oyunculukla çok rahat geçiriyor. Başkasının sevdiği biriyle evlenmek üzere olmanın duygusal ağırlığını yansıtan “Sanki birinin mezarına basıyor gibi hissediyorum” cümlesi oyunun sonunda izleyicinin belleğine yerleşen cümleler arasında yerini alıyor. Yönetmeni, genç oyuncuları, kostüm, sahne ve ışık tasarımı ve müziğiyle Tiyatro Nushu başarılı bir ekip ve Marina Carr’ın izleyiciyle buluşan ilk oyunu Kediler Bataklığında… sezonun en iyi oyunlarından biri olmaya aday.
TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer eleştiri yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.






