Başkentte Yaşayan Kukla: Haluk ve Marina Yüce ile Uluslararası Ankara Kukla Festivali’ne Bir Bakış    

Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve dünyanın çeşitli ülkelerinden toplulukları bir araya getiren Uluslararası Ankara Kukla Festivali, kuklanın yalnızca çocuklar için değil; sahnedeki varlığıyla dramaturjik derinliği olan, plastik dili ve göstergeleri üzerinden yeni anlam alanları üretebilen bir tiyatro disiplini olduğunu hatırlatan bir festival olarak karşımıza çıkıyor.

Bu yıl 23–27 Ekim tarihleri arasında düzenlenen festival, başkenti bir kez daha kuklanın yaşayan belleği hâline getirdi. Beş farklı ülkeden dokuz yapımı buluşturan program; İstanbul Kukla Festivali ile benzer bir yaklaşımla; bir yandan Türkiye’deki kuklacılar için ortak bir sahne ve karşılaşma alanı oluştururken, diğer yandan uluslararası kukla tiyatrosu örneklerinin görülmesine ve yeni kuşak kuklacılar için ilham kaynaklarının çoğalmasına olanak sağladı. İzleyiciyle kurduğu ilişki bakımından ise bu festival; insanı, kuklanın çağdaş sahnedeki yerini ve güncel ifade imkânlarını yeniden düşünmeye davet ediyor.

11. Uluslararası Ankara Kukla Festivali

Bu yazıda festivalin bugünü, misyonu, vizyonu ve kuklanın yaşamsal sürekliliğini; KUKSADER (Kukla Karagöz Gösteri ve Sahne Sanatları Derneği) Başkanı, Tiyatro Tempo’nun kurucusu, festivalin Genel Sanat Yönetmeni olan Kukla Sanatçısı Haluk Yüce ve Tiyatro Tempo Müdürü aynı zamanda Festival Direktörü, Kukla Sanatçısı Marina Yüce’yle birlikte konuşacağız. Bu anlamda kuklanın, yaşamsal sürekliliği ve sahne sanatları içindeki güncel önemine dair bir çerçeve sunacağız.  

Sâlih Banazılı: Marina Hanım, Haluk Bey merhaba. Öncelikle 11. Festivalimiz kutlu olsun. 

Haluk – Marina Yüce: Merhaba Salih, teşekkür ederiz.

S.B: 11.’si düzenlenecek olan Uluslararası Ankara Kukla Festivali’nin gerçekleşmesinde, KUKSADER (Kukla Karagöz Gösteri Sahne Sanatları Derneği) ve Tiyatro Tempo çok önemli bir yerde duruyor. Öncelikle KUKSADER ile Tiyatro Tempo’dan, örneğin bu iki kuruluşun amacı ve vizyonu nedir, festival ile olan ilişkisinde nasıl bir konumdadır, bize biraz bahseder misiniz?  

H.Y: Kukla Karagöz Gösteri ve Sahne Sanatları Derneği ve Tiyatro Tempo’yla alakalı sorulara ben cevap vereyim, festivale dönük kısımları Marina aktaracaktır. 

1984 yılında kuruldu Tiyatro Tempo. Önce kukla tiyatrosu yapmak adına kuruldu, bu yıl 42. sezonumuz ve 42 yıldır sadece kukla tiyatrosu yapıyoruz. Tabii ki kuruluşundan bugüne “Karagöz” en önemli yeri tutuyordu, buna vurgu yapmak isterim. 

Tiyatro Tempo da ilk yıllarda tek kişilik oyunlarla başlayıp sonra iki kişilik, üç kişilik sonra çok kişili oyunlar olarak devam etti. Bu yılların içine bir de benim Amerika’da yüksek lisansımı kukla tiyatrosu üzerine yapma serüvenim girdi. Amerika’da eğitim sürecinde de bir yandan oyunlar ve gösteriler yapmayı sürdürdüm.

Tiyatromuzun vizyonu neydi? Bir kukla tiyatrosu yapmak üzere yola çıktık, Karagöz’ün temelinde olduğu bir tiyatro yapmak üzere yola çıktı Tiyatro Tempo. Öncelikle çocuklar için tiyatro yapıyorduk, çünkü çıkış noktası buydu; çocuklar için kukla tiyatrosu yapmıştık ve burada çocukların aktif katılımını, yaratıcılığını geliştirmek, harekete geçirmek üzere planlanmış oyunlar sergilemekti temel amaç. Bu şekilde devam etti yıllarca, bu hâlâ da devam etmekte. Çocuklara nitelikli tiyatroyu sunmak temel prensiplerimizden biriydi. Kukla dediğimizde de belli bir tür kukla değil, farklı özellikler taşıyan kuklaları kullanarak oyunlar yapmayı hep hedefledik. Bu şekilde Tiyatro Tempo devam etti.

Tiyatro Tempo Logosu

Aslında yıllar önce, 97’li yıllarda, 2000’li yıllara girerken, ustam Hâyâli Torun Çelebi’nin adını verdiğim bir vakıf kurma düşüncem vardı, gerçekleştiremedim ama daha sonra 2012 yılında KUKSADER’i kurmaya karar verdik. Derneğin misyonu da yine sahne sanatlarının tümü içinde Karagöz’ü temel alan bir yapılanmaydı. “Kukla Karagöz Gösteri ve Sahne Sanatları Derneği” adını verdik zaten ama ağırlıklı olarak hep kukla ve Karagöz sanatının gelişmesi için çalışmalar yaptık. Derneğin ve tiyatronun temel prensiplerinden biri, bu işin nitelikli yapılmasını temel alan etkinlikler gerçekleştirmek oldu her zaman. Kuruluşunun ikinci yılından sonra zaten Uluslararası Ankara Kukla Festivali’ni başlatmış olduk. 

Kukla Karagöz Gösteri ve Sahne Sanatları Derneği Resmî Logosu

(Tiyatro Tempo olarak) Yurt dışında birçok festivale katılıyorduk ve güzel gösteriler, oyunlar seyrediyorduk. Kendi kukla sanatımızı Karagöz’ü ve diğer çalışmalarımızı tanıtıyorduk ama Türkiye’de bu anlamda bir eksikliğin olduğunu da hissediyorduk, o da yetişkinler için  kuklanın yapılabileceği algısıydı. Bu algı Türkiye’de yoktu. Bunu gösterme amacıyla, kukla sanatının nitelikli örneklerini Türkiye’ye getirmek anlamında, Ankara’ya getirme amacıyla yola çıktık. Festivalimizde yola çıkış cümlemiz “kukla sadece çocuklar için değildir” şeklindeydi. Kukla sanatı yetişkinler için de çok önemli bir sahne sanatıdır.

S.B: Kukla alanında araştırmalar ve çalışmalar yapan biri olarak söylemeliyim ki Kukla Karagöz Gösteri ve Sahne Sanatları Derneği bu alandaki diğer Kukla ve Karagöz Kültürünü Araştırma ve Geliştirme Derneği, Karagöz Derneği, İstanbul Karagöz Kukla Vakfı kadar değerli. 
Böyle, örgütlü sivil toplum kuruluşuna dayalı yapılanmaların ülkemizde kukla sanatına dair önemli çalışmaları var, belki nitelik ve sürdürülebilirlikleri bakımından bu yapılar belli noktalarda eleştirilebilir ama bu yapılanmaların hepsinin son kertede kukla sanatının görünürlüğünü arttırdığı muhakkak. Bu anlamda Tiyatro Tempo’nun çalışmaları da oldukça kıymetli. 
Buradan hemen şöyle bir soru ile devam edelim istiyorum: Gerek dernek gerek Tiyatro Tempo çatısı altında kuklaya yönelik yürüttüğünüz eğitim, atölye, üretim, arşivleme çalışmaları bulunuyor mu? Varsa birkaç tane örnek verebilir misiniz?

H.Y: Kuklaya yönelik yürüttüğümüz eğitim çalışmaları var, atölye çalışmaları var, bunlar onlarca olmuştur. Üretim noktasında kukla yapımını kastediyorsanız, zaten kırktan fazla oyunumuz var repertuarımızda ve kendi kuklalarımızı kendimiz yapıyoruz. Birkaç oyunumuzun kuklaları yurt dışında yapıldı, üretim açısından böyle. 

Eğitim bağlamında uzun yıllar Ankara Üniversitesi’nde, Bilkent Üniversitesi’nde hocalık yaptım. Onun dışında hem çocuklara hem öğretmenlere hem yetişkinlere kukla ile ilgili atölyeler yaptık. Festivalimiz bünyesinde de yabancı ustaların da dâhil olduğu atölye çalışmaları yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.

Arşivleme ile ilgili şunları söyleyebilirim; yaptığımız hemen hemen tüm çalışmaların fotoğrafları, belgeleri evet var, arşivliyoruz. Buna bir örnek olması adına hem de bir bellek oluşturması bakımından arşivleyeceğimiz yeni bir ödülümüz daha var, sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarız: 3. Uluslararası Batum Kukla Tiyatroları Festivali’nde Sokrates’in Son Gecesi adlı yetişkinler için olan oyunumuzdaki rolleriyle Marina Yüce “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazandı.

Tiyatro Tempo’nun Sokrates’in Son Gecesi oyunuyla Marina Yüce’ye verilmiş En İyi Kadın Oyuncu ödülü.
S.B: Marina Hanım tebrik ederim, buradan hemen size yönelerek festival odaklı sorulara geçiyorum: Uluslararası Ankara Kukla Festivali’nin temel misyonu nedir? Kuruluş amacından bugüne hangi düşünsel çizgide ilerlemektedir?  

M.Y: Kukla sanatının Türkiye’de yeterince ciddiye alınmadığını düşünüyoruz. Bunun için de bu sanatın nitelikli örneklerini göstererek ne kadar önemli olduğunu fark ettirmek istiyoruz. Özellikle yetişkinlere ve tiyatro alanında çalışan sanatçılara, bu sanatın ne kadar güçlü bir sahne dili olduğunu ve çok güçlü duyguları yaşattığını hissettirmek istiyoruz. Ayrıca kukla oyunları izleyicisinin çoğalmasını sağlamak da amaçlarımız arasında var tabii.

S.B: Marina, kukla sanatında yetişkinler için üretimler yapmanız gerçekten çok kıymetli. Geçmişte festivalin sanat yönetmenliğini yaptınız ve şu anda da buna aktif olarak devam ediyorsunuz. Bu anlamda geçmiş festivallerinizin belirli ana temaları var mıydı? Buradan hareketle bu yılki festivalin odak noktası ve değindiği sorular nelerdir?  

M.Y: Yok, tema üzerinden hareket etmedik. İyi, kaliteli gösterileri seçmeye çalıştık. Özellikle canlı olarak izlediğimiz yani video üzerinden değil de canlı olarak izlediğimiz oyunları festivalimize davet etmeye çalıştık ve bu seneki festivalimizin de bu anlamda bir teması yoktu. Odak noktamız kaliteli oyunları sunmak, temel olarak bunu söyleyebilirim. Değerler ve sorular üzerinden değil, kaliteli oyunları seyirciyle buluşturmak düşüncesinden hareket ediyoruz.

S.B: Anlıyorum. Festivalin üretim ve sunum süreçlerinde karşılaştığınız güncel zorluklar nelerdir? (Finansman, mekân desteği, seyirci gelişimi vb.) 

M.Y: Türkiye’de sanat alanında, özellikle tiyatro sanatı alanında olan sorunların hepsi geçerli tabii ki bizim festivalde de. Temel olarak da festivalin finanse edilmesi, finansman sorunu; sponsor bulmak çok kolay değil, çünkü popüler bir alan değil bu alan. Salon desteği bulmak konusu çok zor olmuyor ama uygun salon meselesi bazan zor oluyor. İzleyici gelişimi konusunda şu anda festival olarak 11. yıla girerken iyi bir noktada olduğumuzu, Ankara’da bir kukla tiyatrosu seyircisi oluşturduğumuzu, düşünüyoruz. Festival açısından da böyle bir izleyici kitlesi var artık. Okullara yapılan toplu gösterimler için zaten bir sorunumuz yok.

S.B: Marina Hanım, festivalin program yapısı, örneğin yetişkin gösterileri, çocuk gösterileri, atölyeler, konuşmalar vs. bu çeşitlilik nasıl planlanıyor? Uluslararası katılım ve çeşitlilik anlamında bu yıl hangi ülkelerden topluluklar festivalde yer aldı?  

M.Y: Bu yıla kadar toplamda 30-35’den fazla farklı ülke geldi, farklı kıtalardan olduğunu bile söyleyebiliriz. Festivalin programına gelince; yetişkin oyunlarını önemsiyoruz, seçki yaparken olabildiğince her güne bir yetişkin oyunu koymaya çabalıyoruz. Çocuk oyunu oluyor zaten, bunu da önemsiyoruz, hafta sonuna denk geldiğinde birden çok mekânda çocuklara yönelik çeşitli oyunlar koyuyoruz. Festivalde farklı tarzların olması, farklı kukla tekniklerinin olmasını önemsiyoruz. Yurt dışından ve Türkiye’den katılımcıların atölye çalışmalarını gerçekleştiriyoruz. Gerçekten işlevi olacak atölyelere özellikle festivalde yer veriyoruz. Zoraki bir araya getirilmiş olmayan atölye katılımcılarını sağlamaya özen gösteriyoruz. Göstermelik olmayan işler yapmaya çalışıyoruz.

(Oyunlarıyla) Bu yıl festivale katılan ülkeler; Türkiye, Bulgaristan, Özbekistan, Moldova, Kazakistan.

11. Uluslararası Ankara Kukla Festivali Katılımcısı: Bulgaristan
11. Uluslararası Ankara Kukla Festivali Katılımcısı: Türkiye-Alanya Belediye Tiyatrosu
11. Uluslararası Ankara Kukla Festivali Katılımcısı: Özbekistan-Fergana Bölge Kukla Tiyatrosu
S.B: Bu yılki program, yeni metin üretimi ve yetişkin seyirci odağı açısından nasıl şekillendi?  

M.Y: Beğendiğimiz oyunları getiriyoruz, bir sürü farklı hedefi olan metinler oluyor bunlar, yeni olup olmamasına değil kaliteli bir metin, nitelikli ve farklı sunum şekli, performans kalitesi, tüm bunlara bakıyoruz ve böyle şekilleniyor program.

11. Uluslararası Ankara Kukla Festivali Katılımcısı: Moldova-İzvarasull Vesel Ti̇yatrosu
11. Uluslararası Ankara Kukla Festivali Katılımcısı: Türkiye-Fareler Tiyatrosu
11. Uluslararası Ankara Kukla Festivali Katılımcısı: Kazaki̇stan – Nusrepov Devlet Akademi̇k Gençli̇k Ti̇yatrosu
11. Uluslararası Ankara Kukla Festivali Katılımcısı: Türkiye-Tiyatro Tempo
11. Uluslararası Ankara Kukla Festivali Katılımcısı: Türkiye-Tiyatro Tempo
11. Uluslararası Ankara Kukla Festivali Katılımcısı: Türki̇ye-Mavri̇gan Yapım
S.B: Sizler, festival dışında kalan dönemlerde kuklanın görünürlüğünü nasıl koruyor ve sürdürüyorsunuz?

HY: Biz sürekli kuklayla çalıştığımız için, bizim açımızdan kuklanın görünürlüğü sürekli var. Zaten yaptığımız işin önemi de orada, kazandığımız deneyim bunun üzerinden. Görünür, çünkü bütün oyunlarımızda kukla var. Onun için bunu korumak için özel bir çaba harcamıyoruz, sadece işimizi yapmaya devam ediyoruz.

S.B: Son derece de iyi yapıyorsunuz, umuyoruz ki siz değerli kuklacılar işini bu ülkede yapmaya, yapabilmeye devam ederler, çünkü bu, kukla sanatının mevcudiyeti, geleceği ve elbette bu anlamda görünürlüğü adına oldukça önemli. Kukla sanatının yaşatılmasına dair bir soru ile devam edelim: Genç kuklacılar için süreklilik yaratacak, eğitim, mentorluk veya burs gibi destek mekanizmalarınız var mı?

HY: Bir sürü öğrencilerimiz oldu, bir sürü atölye çalışmaları oldu, buradan bizim çalışmalarımızdan esinlenenler oldu.

Burs yok, burs zaten eğitim verirken bizimle çalışan insanlara, özel eğitim verirken önce ders veriyoruz, ondan sonra sahneye çıkarıyoruz. Ücretli bir ders de vermiyoruz, buna burs derseniz evet burs vermiş oluyoruz onlara.

Mentorluk doğal olarak yapıyoruz: Bize gelip danışan herkese kapımız açık, herkese de hâlâ danışmanlık yapıyoruz, bu alanda iş birliği yapıyoruz. 

Bizden kukla yapmamız istendiğinde de Devlet ya da Şehir Tiyatroları, eğitim vermeden hiç bir kuklamızı kimseye teslim etmiyoruz. Kuklacılıktan anlamıyorsa; bizden kukla talep edenlere, onlardan bir gelecek görmüyorsak, zaten yaklaşımları nedeniyle onların kukladan uzak olduklarını hissettiğimizde, bu sanatın temel isterlerini onlarda göremediğimizde zaten onlara kukla yapmıyoruz. İnandığımızda, kuklaları teslim etme sürecinde mutlaka kukla oynatım dersi veriyoruz çünkü kukla kendi başına bir şey demek değil. Kukla oynatmayı bilmeyen kişinin eline kukla vermek doğru değil. 

S.B: Aynı zamanda bir Karagözcü olmanız bakımından Haluk Hocam bu soruyu özellikle size sormuş olayım: Karagöz ile çağdaş kukla formlarını aynı programda buluşturmanın sizce etkisi nasıldır?

HY: Dürüstçe söylemek gerekirse açıkça soru bana garip geliyor. Karagöz, zaten bir kukla sanatı. 

Çağdaş ya da geleneksel formda yapılsın, her ne şekilde yapılırsa yapılsın ikisi de bir kukla sanatı. Bunları yan yana programlamanın etkisi ne olabilir? Olumlu ya da olumsuz ne olabilir? İkisinin kaliteli yapıldığını düşünürsek Karagöz’ün ve çağdaş kukla oyununun yan yana getirilmesinin hiçbir sakıncası yok. İkisi de sanatsal açıdan, performans açısından değerlendirilir ve başarılıysa ikisi de programda yer alabilir.

S.B: Karagöz sizin için kişisel olarak kukla tiyatrosunda nasıl bir anlam taşıyor bu anlamda kendi kukla tiyatronuzda nasıl bir yerde?

H.Y: Güzel bir soru. Karagöz bizim tiyatronun temeli, bunu söylemek yanlış olmaz. Karagöz zaten bu sanatın temeli yani bizim Türk kukla sanatının temeli. Bu sanatla uğraşan grup-topluluk olarak, Karagöz bizim tiyatronun repertuarında en temel yerde duruyor. Biz bir repertuar tiyatrosuyuz ve Karagöz her yıl düzenli olarak oynanıyor. Ayrıca Karagöz’ü biz sadece Ramazan döneminde oynamıyoruz, her zaman oynuyoruz. Bununla birlikte yurt dışına Karagöz’ü büyük bir keyifle götürüyoruz, Karagöz oynatarak yurt dışında ödül alabiliyoruz, “En İyi Oyuncu” ödülünü alabiliyoruz, bu bizim temelimiz. Tiyatro Tempo’nun 20 civarında ödülü var, Karagöz de bunlardan biri.

S.B: Somut olmayan kültürel miras bağlamında kültürel aktarım olarak Karagöz’ü, bu geleneği muhafaza etme noktasında, tiyatronuzun ve festivalin rolü nedir ve festivalin bu anlamda bir çıktısından söz edebilir miyiz? Bu anlamda çalışmalarınızın çıktıları nelerdir?

H.Y: Çok fazla istatistikler ve rakamlarla uğraşmıyoruz ama Karagöz bizim repertuarımızda en önemli yeri tutuyor, somut olmayan kültürel miras olarak da Karagöz icra ederek zaten bu sorumluluğu bir aktarım olarak yerine getiriyoruz diye düşünüyorum. Bu geleneği muhafaza etme noktasında olabildiğince geleneksel yanını koruyarak ama çağdaş metinlerle bu sanatın geleceğe taşınmasını hedefleyerek, kullanılan dil, nitelik ve müzik kullanımıyla bunu geleceğe taşıma noktasında çok özenli olduğumuzu düşünüyorum. 

Tiyatromuzun rolü bu, sürekli icra etmek ve nitelikli icra etmek gibi bir misyonumuz var. Her festivalimizde Karagöz oyunu oluyor, Karagöz oyunları bulunuyor ama bizim dışımızda ilk defa geçen sene (Karagöz Sanat Atölyesi) Hüseyin Dilan’ın Karagöz Aranıyor Baba oyununu getirdik, baktığımızda bir tek Hüseyin’in oyununu uygun gördük ve getirdik geçen sene festivalimize. Umarım ileride başka sanatçılar da bizim festivalimizde yer alırlar. 

10. Uluslararası Ankara Kukla Festivali’nden; Karagöz Sanat Atölyesi-Hüseyin Dilan’ın “Karagöz Aranıyor Baba” adlı oyunu sonrası, -soldan sağa- Hüseyin Dilan, Sâlih Banazılı, Haluk Yüce
S.B: Peki, Haluk Usta sizce somut olmayan kültürel miras bağlamında Karagöz’ün bu festivaldeki rolü nedir? 

H.Y: Çıktıları; kukla sanatının görünür olması çok önemli. Somut olmayan kültürel miras  bağlamında sadece Karagöz değil kukla sanatı da somut olmayan kültürel bir miras. Onun da geleceğe taşınması önemli. Bu anlamda festival varlığıyla zaten geleceğe taşıyor bu mirası. Çıktılar anlamında da giderek seyircisi çoğalıyor festivalin, kukla izleyicisinin.

S.B: Festivalin genel çıktıları sizce neler? Bu etkinlik Türkiye kukla sanatına nasıl bir katkı sunuyor?

H.Y: İlk on yıl 28 farklı ülkeden 100’e yakın farklı kukla tiyatrosu; çocuklar, gençler ve yetişkinler için 111 farklı kukla oyunu sergilediler. Bunu şu anda söyleyecek olursak (bu seneki festivalle birlikte) 120’ye yakın kukla oyunu sergilendi. 

M.Y: Şu ana kadar festivale katılım gösteren ülkeler; Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Avustralya, Avusturya, Belçika, Beyaz Rusya, Bulgaristan, Estonya, Fransa, Gürcistan, Hindistan, Hollanda, Sırbistan, Îran (ve daha birçok ülke…) 

Festivalde Türkiye’den, 17 farklı tiyatro topluluğu, 48 farklı oyunuyla yer aldı. Türkiye’den 31, yurt dışından 19 ülkeden akademisyenler, kukla sanatçıları, tasarımcılar, müzisyenler, ressamlar ve fotoğrafçılar yer aldı. Atölyeler, seminerler, söyleşiler ve sergiler düzenlendi. Sergiler 8 kez oldu ve akademik forum gerçekleştirildi. Konserler verildi iki kez, 35.988 canlı izleyiciye ulaşıldı. 

H.Y: 2020’de çevrimiçi gerçekleştirilen 6. Festival’de 121 ülkeye üç farklı zaman diliminde yayın yapıldı. Ankara, Sydney ve New York zamanlarına, saatine göre ayarlandı. Üç farklı yerde sunumlar yapıldı, oyunlar sergilendi. Festival açılışında (UNIMA) Uluslararası Kukla Birliği’nin o dönemki başkanı (Genel Merkez-Dünya Başkanı) Dadi Pudumjee, Hindistan’dan,   (ASSITEJ) Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Birliği Dünya Başkanı Yvette Hardie de Güney Afrika’dan birer konuşma yaptılar. 

M.Y: Çıktılar dediğimizde niceliksel açıdan bunları önemsiyorsanız her yıl festivalde, festivalin önceki haftasından başlayarak 50 billboard tanıtımı yapıldı, sadece son iki festivalde sosyal medya üzerinden 299.470 kişiye erişildi. Anadolu Ajansı ve birçok ajansta festivalimiz haber oldu. 

S.B: Bunlar gerçekten çok önemli. Sadece festivalin medyadaki görünürlüğü anlamında değil, Türkiye’de kukla tiyatrosu temsillerinin varlığı ve bu alana dair uluslararası festival olması bakımından. Ayrıca festivaldeki çeşitli akademik katkılar, kukla sanatının mirasa dönüşmesi açısından bilimselleşmesi anlamında da oldukça önemli. Ulaşılan seyirci sayısı yine çok önemli bir çıktı. Tüm bunlara dayanarak sizce Türkiye’de bir Devlet Kukla Tiyatrosu kurulabilir mi?

H.Y: Bu sanat küçümsendiği sürece kurulacağına ben inanmıyorum öyle söyleyeyim. Bu sanatın nitelikli olarak çoğalması gerekir, Devlet Kukla Tiyatrosu’nun kurulabileceğine inanmıyorum.

M.Y: Ben de bu sanata değer veren insanların çoğalmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak o zaman bu sanatın gelişeceğine inanıyorum.

S.B: Türkiye’de kukla tiyatrosuna yönelik yapılan başka çalışmalar hakkında genel değerlendirmeniz nedir?

M.Y- H.Y: Bu sorunun cevabı bizde yok.

S.B: Son olarak, Türkiye’de düzenlenen; Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları ile Uluslararası İstanbul Kukla festivallerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

H.Y: Bu soruya cevap vermek bana uygun gelmiyor.

S.B: Kukla; küçük bir hareketle büyük anlam(lar) kuran bir sanattır. Ankara’da senelerdir süren emek de böyle: Sessiz, sabırlı ve derinden. Belki bir gün bu emek; bir Kukla ve Karagöz müzesinin, bir üniversitede kukla alanında eğitim veren bir bölümün, kamusal bir kukla tiyatrosunun zeminini oluşturur diye düşünüyorum. 
Uluslararası Ankara Kukla Festivali’mizin ve Kukla Karagöz Gösteri ve Sahne Sanatları Derneği’nin uzun ömürlü olması dileğiyle, her şey için teşekkür ederim.

M.Y: & H.Y: Biz teşekkür ederiz.

Marina – Haluk Yüce

Uluslararası Ankara Kukla Festivali, Tiyatro Tempo ve KUKSADER’in yıllara yayılan emeğiyle, tüm bu çalışmalar; kuklanın yalnızca bir oyun yahut gösteri alanı değil, tiyatro sanatı açısından da bugünün sahnesinde; yeniden üretilebilen, tartışılabilen, geliştirilebilen, son derece yaratıcı bir sahne dili olduğunu görünür kılıyor. Programın seçiciliği, festivalde yer alan oyunların niteliği, atölyelerin işlevselliği ve yetişkin-çocuk ekseninde kurulan denge, başkenti her yıl kuklanın yaşayan belleği hâline getiriyor. 

Ankara’daki festival, henüz 11. yılında olmasına rağmen son derece başarılı oyun ve gösterileri bünyesinde barındırarak, Türkiye’de kukla sanatının yetişkin izleyici kitlesinin oluşturulmasında azimle ve tutarlılıkla ilerleyen bir sürekliliğin işaretlerini taşıyor.

Söyleşide festivalin sanat yönetmeni Sayın Marina Yüce’nin ısrarla vurguladığı gibi, Türkiye’de kukla sanatı hâlâ çoğu zaman yeterince ciddiye alınmıyor. İşte festival, tam da bu algıyı dönüştüren bir karşılaşma alanı: Uluslararası Ankara Kukla Festivali, kuklanın yalnızca “çocuklar için” değil; yetişkin seyirci için de güçlü bir sahne dili olduğunu gösteren sahici bir üretim zemini.

Uluslararası Ankara Kukla Festivali, yalnızca gösterilerden ibaret değil; bir bellek çalışması, bir örgütlenme denemesi, bir seyirci inşası, en önemlisi nesnelere ruh üfleyenlerin karşılaşma alanıdır.


TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer festival yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Sâlih Banazılı

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin