Yeni Dünya Düzeninin Sahnelenmesi: Kutlama
1. Giriş
Günümüz tiyatro yazarlarından Harold Pinter’in 2000 yılında yazıp aynı yıl sahneye koyduğu Kutlama (Celebration) oyunu, Prof. Dr. İbrahim Yerebakan’ın çevirisiyle 2010 yılında Mitos-Boyut Yayınevi tarafından yayımlandı. Uyumsuz tiyatro türünün kapsamına giren tek perdelik bu oyunu resmî ve özel tiyatrolar sahneleyip izleyiciyle buluşturdu. Kutlama, bütünlükleri parçalanmış dünyada sınıfsal aidiyetleri; iletişim, yalnızlaşma, ailenin çöküşü, değer yitimi, şeyleşme bağlamında yansıtıyor.
1.1. Kutlama’nın Dramatik Unsurları
Tek perdelik Kutlama oyunu Londra’nın lüks bir restoranında geçiyor. Pinter tiyatrosunda Git-gel Dolap örneğinde görüldüğü gibi mekân bilgisi hakkında açık bilgiye yer verilmiyor fakat Kutlama’nın mekân bilgisi hakkında net bilgiler (özellikle yer ve konum) veriliyor. Ayrıca olay örgüsüne dayanmayan bu oyun, belirli bir durumu merkeze alıp zaman unsurunu akşam yemeğinde geçen süreyle sınırlandırıyor.
Sahnede aynı anda iki masa bulunuyor: Birinci masada Lambert ve eşi Julie, Matt ve eşi Prue; ikincide Russell ve eşi Suki; restoranın sahibi Richard, şef garson Sonia, Birinci ve İkinci Bayan Garsonlar ve bir Erkek Garson oyunun kişi kadrosunu oluşturuyor. Lambert ile Matt ve Julie ile Prue kardeştir. Evlilik yıl dönümü kutlaması için birinci masada toplanan çiftler ile ikinci masadaki çift bir tanışıklık nedeniyle oyun sonunda bir araya geliyor. Oyun boyunca restoran sahibi ve çalışanlar kısıtlı şekilde iki masayla iletişim kurarken erkek garson her iki masanın sohbetine dâhil olmak için çabalıyor.
2. Kapitalist Toplumsal Düzenin Krizi: Kutlama
2.1. Kapitalist Toplum Düzeninde Aile
Kutlama’nın mekânının Londra’da lüks bir restoran olarak seçilmesi burjuva yaşam biçimi açısından gösterinin sınıfsal kodunu oluşturuyor. Birinci masada oturup evlilik yıl dönümünü kutlayan çiftlerin kâğıt üzerinde evli kaldığı hâlde eşlerin zaman içinde birbirlerinden tecrit olması burjuvazinin aile değerinde yaşadığı dejenerasyonu gözler önüne seriyor. Çiftlerin çocukları vardır fakat çocuklarıyla iletişimleri zayıftır. Birinci masada sarf edilen şu sözler ailenin parçalanması ve tüketim-meta düzleminde değer yitimine uğraması, ilişkilerin değişim değeri (para) üzerinden gelişmesi sapmalarını açığa çıkarıyor:
“Lambert: Yıl dönümümüzün şerefine içelim istiyorum. Hatırlayamayacağım kadar çok uzun lanet olası evlilik yıllarını geride bıraktık… çok uzun bir güne benzemez bu evlilik.
(…)
Julie: Çocuklarımızın burada olmaması çok tuhaf. Küçükken onlara çok fazla zaman ayırırdık, ayrıntıları paylaşırdık, zamanımızı onlara bakmakla geçirirdik.
Prue: Biliyorum.
Julie: Onlarla oynamakla.
Prue: Onlara yemek yedirmekle.
Julie: Onlara annelik etmekle.
Prue: Beni her zaman onu sevdiklerinden daha çok severlerdi.
Julie: Beni de. Boğarcasına severlerdi beni. Ben onların annesiydim.
Prue: evet, ben de. Ben çocuklarımın annesiydim.
Matt: Onlar pek hatırlamazlar.
Lambert: Kimler?
Matt: Çocuklar. Onlar pek hatırlamazlar. Hiçbir şey hatırlamazlar. Babaları kimdi ya da anneleri kimdi hatırlamazlar. Onlar için her şey paradır. Kendi hayatlarını bile hatırlamaz onlar.” (s. 51)
Bu konuşmada dikkat çeken noktalardan biri Lambert’in yemekte alkol alıp evlilik yıl dönümünü kutladığını iddia etmesidir. Lambert için evlilik yılları “lanet olasıdır.” Bir kutlama amacıyla toplanılsa da aslında bitmiş bir evlilik ve aile masaya yatırılmıştır. Kız kardeş olan iki kadının kendi çocuklarından bahsettikten sonra “çocuklarımın annesiydim” demesi bir sitemi ve aile kurumunun içine düştüğü krizi yansıtıyor. “Annesiydim” sözcüğünün geçmiş zaman kipinde çekimlenmesi bugün bu annelik vasfının yitirildiğini gösteriyor. Çocukların büyütülmesi sürecinde onlara ayrılan zaman karşısında ebeveyn ile çocukları bağlayan tek etkenin para olduğu gerçeği Matt’ın bu diyaloga yaptığı müdahaleyle belirgin kılınıyor. Ebeveyn-çocuk ilişkisi, metaların değişim değerinde geçerli olduğu gibi paraya indirgenmiştir. Anne-baba olarak kabul edilmenin şartı kendi çocuklarına para vermeyle sınırlandırılmıştır. Çiftlerin evlilik algılarından çocukların kendilerinden kopuşuna kadar ortaya çıkan tablo, ailenin dibe vuruşunu resmediyor. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin işaret ettiği gibi insan için temel ihtiyaçlar piramidin -en geniş yeri olan- tabanını oluşturur. Temel ihtiyaçları (barınma, güvenlik, beslenme) karşılanan birey; sevgi, ait olma ve kendini gerçekleştirme yolunda ilerleyebilir. Birinci masadaki çiftlerin aile dinamikleri çocukların sadece temel ihtiyaçları ve lüks tüketimlerinin karşılanması üzerinedir. Sevgi, ait olma ve kendini gerçekleştirme aşamalarına geçilememesinin temel nedeni paranın araç kapsamından çıkarılıp sevgi ve değerlerin yerine geçirilip amaca dönüştürülmesidir. Birinci masanın yaşadığı durum yabancılaşmadır. Bu durum, kapitalist toplum düzeninin krizi olup burjuvazinin değerlere saldırısı Marx ve Engels tarafından açıklanmıştır: Burjuvazi tüm kutsal meslekleri, değerleri ve aileyi bencilliğin buz gibi sularında boğmuştur. Burjuva için karısı sadece bir üretim aracı, çocuklar ticaret nesneleridir. Kadın “ortaklığı”, sınıfsal ayrımın keskinleştiği kapitalist toplum düzeninde burjuva sınıfının sapmasıdır. Burjuvazi, aile bağlarını yok ederek onu düz para ilişkisiyle sınırlandırmıştır.

Birinci masada gelişen sohbetin konusu; cinsellik, tüketim, statü-gösteri üzerine kuruludur. Lambert’in kadınlara düşkünlüğü üzerine gelişen bir konuşmayı Julie’nin başlatıp Prue’nin onaylaması üzerine Matt, eşinden şüphelenir fakat Prue her şeyin geçmişte kaldığını söyler. Ensest bir ilişkinin ifşa edilmesi, iki çift ve eşler arasında herhangi bir çatlak oluşturmaz. Oyunun sonunda ikinci masa birinci masaya katılıyor. Suki, sekreterlik yaptığı dönemde Lambert ile tanışmıştır. İkisinin yaşadığı cinsel ilişki konuşulduğu hâlde bu kez üç çift ve çiftleri oluşturan eşler arasında yine çatlak oluşmaz.
“Prue: Şu ikisi nerede tanıştılar acaba? Yani Lambert ve Suki’yi kastediyorum.
Russel: Arşiv dolabının arkasında. (Sessizlik).
Julie: Arşiv dolabı derken ne demek istiyorsun?
Russell: Gerisine düştüğün şeydir o. (Duraksama)
Lambert: Hayır, ben değilim ahbap. Yanlış adamla konuşuyorsun. Ben karımla aynı fikirdeyim. Arşiv dolabının neye benzediğini bile bilmem. Şu köşeden yuvarlanıp geldiğini görsem tanımam bile arşiv dolabını. (Duraksama)” (s. 60)
Yukarıda geçen konuşma bağlamında ikinci masadaki evli çiftin ailevi durumu birinci masadakilerden farksızdır. “Arşiv dolabının arkası” ifadesi geçmişte sekreterlik yapmış Suki’nin iş yerinde yaşadığı cinsel “kaçamakları” kastediyor. Suki, eşine bu deneyimlerden bahsettiği için birinci masaya katıldıklarında eşinin dile getirdiği “arşiv dolabının arkası” ifadesi bu bağlamda anlam kazanır, gizlenenin açığa çıkarılmasına yönelik sözlerdir. Suki’nin, eşinden beklediği daha çok para kazanıp kendisine pahalı hediyeler almasıdır: “Demek istediğim şu: Dinle bak, senin zengin olmanı istiyorum, böylece bana evler alırsın, iç çamaşır alırsın, hem de beni gerçekten sevdiğini anlamış olurum.” (s. 27). Suki ile Russell özelinde burjuva ailelerinin birlikteliği tıpkı ebeveyn-çocuk ilişkisinde görüldüğü gibi sevginin parayla ölçülmesi üzerine kuruludur, sevginin temeli paradır. Bu noktada efendi-köle diyalektiği; güç, iktidar ve sınıfsal bağlamda gelişiyor. Bu efendi-köle diyalektiğinde kadının, ataerkilliğin kapitalizm düzleminde yeniden üretilip “meta” konumuna çekilmesine neden oluyor, kast sistemi sınıfsal zeminden bir kez daha inşa ediliyor:
“Russell: Dinle bak, o yalnızca bir sekreterdi. Hepsi bu. Başka bir şey değil.
Suki: Benim gibi.
Russell: Ne demek senin gibi? O senden daha aşağılık bir yaratıktı.
Suki: Bir zamanlar ben bir sekreterdim.
Russell: O bir fahişeydi. Bir fahişe. Bunların hepsi aynı, bu sekreterler, bu fahişeler… tıpkı politikacılar gibi. İktidarı severler. Azıcık güç sahibi olsa hemen kullanmaya kalkar onlar. (…)
Suki: (…) Ben de karaktersizin tekiyim. Ben sadece bir kamışım. Sadece rüzgara kapılmış bir kamışım. Öyleyim, değil mi? Öyle olduğumu biliyorsun. Sadece rüzgâra kapılmış bir kamışım.
Russell: Sen bir orospusun.
Suki: Rüzgâra kapılmış bir orospu.” (s. 27, 31).
Bu diyalogda görüldüğü gibi kadının burjuvazi tarafından metalaştırılması söz konusudur. Bu metalaştırmada ruh, duygu ve değer yok edilip kaba dil devreye giriyor. Kadına yönelik her hakaret ve nesneleştirme pratikleri karşısında paraya dayalı çıkar ilişkisinin belirlediği rıza üretimi bu diyaloga yansıyor. Kadın, güç ilişkisi temelinde erkeğe “rıza” gösterdiğinden çekildiği konumu ve nesneleşmeyi “rüzgâra kapılmış bir kamış” sembolüyle dile getiriyor. Bu sembolün dilsel ifadesinin üç kez sarf edilmesi dikkat çekicidir. Rüzgâr, dönemin piyasa-insan ilişkilerinin inşa ettiği kapitalist toplum düzeninin simgesidir. “Çağın ruhu” anomali oluşturmuş, bu anomalinin kaynağı burjuvazinin toplum mühendisliğine dayanıyor. Benzer şekilde Julie’nin sıfır bir araba alıp onu duvara toslamasını Lambert’e “önermesi”, Lambert’in Julie için “Onu şehrin en pahalı mekânına getiriyorum… servet harcıyorum… ve o yine beğenmiyor.” (s. 34) demesi çağın ruhunun, kapitalizme göre şekillendiğini gösteren konuşmalardır.
Kutlama’da yer alan diğer kadınların durumu nesneleşmenin dışında değerlendirilemez. Şef garson Sonia’nın kutlama masasını ziyareti sırasında anlattıkları cinselliğin tüketim nesnesine dönüştüğü, sevginin geri plana atıldığı ve ilişkilerin mekanikliğe evrildiği gerçeğini belirginleştiriyor: Tanıştığı Faslı bir adamın seks yapmaya bayıldığı, bu adamın başka bir kadının kollarında öldüğü (“iş başındaydı” ifadesi), yabancıların çekici olduğu, kız kardeşinin eşinin çekici olduğu fakat pala bıyıklarından dolayı onu öpmenin “iğrençliği”, kendi cildini yumuşacık diye tarif etmesi cinselliğin tüketilmesi ve ensest ilişkinin “normalleştirilmesine” yönelik sözlerdir.
Aile bağlamında değer erozyonunun yaşandığının göstergelerinden biri, birinci masada geçen bir konuşmada erkek kardeşlerin kendi anneleri üzerinden ensest ilişkiyi kasteden “şakaları” pervasızca yapmalarıdır. Burjuva ailesindeki yıkımın enkazında ebeveyn, eş ve çocuklar kalmıştır. Yozlaşmanın sirayet etmediği aile bireyi kalmayıp aileyi bir arada tutan tek bağ paradır.
Değer temasını merkeze yerleştiren Kutlama oyununda restoran çalışanlarının müşterilerle yaptığı konuşmalar da kapitalist düzende tek değerin kâr olduğunu gözler önüne seriyor:
“Sonia: Aslında biz müşterilerimize değer veriyoruz. Bunu belirtmeliyim. Değer veriyoruz. Asıl konu bu. Değer veriyoruz, değil mi?
Richard: Evet. Gerçekten değer veriyoruz. Müşterilerimizin mutluluğunu önemsiyoruz. Bunu belirtmeliyim.” (s. 64).
Bu diyalogda şef garsonun müşterilere “değer” verdiğini üç kez yinelemesi Pinter tiyatrosunun önemli bir dil özelliğidir. Ticari ilişkideki değer, para üzerinden anlam kazanır. Restoran sahibi Richard’ın müşterilerin mutluluğunu önemsediğini ve onlara değer verdiğini onaylaması manipülatif bir söyleme denk düşüyor. Değer ve mutluluk çağın eksik bıraktıkları olarak dikkate alındığında bu manipülasyonun sonucu hemen etkisini gösteriyor. Mutsuzluk, değersizlik ve yalnızlık içinde kıvranan burjuvanın bu sözler üzerine ayağa kalkıp restoran sahibini ve şef garsonu kucaklayıp bu durumun birbirinden uzaklaşmış günümüz insanları için çok seyrek yaşandığını dile getirmesi toplumsal krizin sahnede canlandırılmasıdır. Dramatize edilen, izleyicinin kendi gerçeğidir; bu gerçek, sahne aracılığıyla izleyiciye insani bir çağrı niteliği taşıyor. Ayrıca kadın, eşinin dediklerini onaylarken eşi de kapitalist restoran sahibini onaylıyor, bu bağlamda onaylama güç dengesi içerisinde tahakküme rıza göstermeyle ilişkilidir.
Kutlama’da yer alan kadınların erkeklerin dünyasında ekonomik güce göre konumlandırılması oyunun sonunda Lambert’in ikinci masadaki çiftin hesabını ödemesiyle bir kez daha açığa çıkıyor. Lambert’in geçmişte Suki ile yaşadığı yasak ilişkiyi bilmesine rağmen Russell bunu sorun hâline getirmiyor. Sınıflı toplum düzeninde sınıfların keskin sınırlarla ayrıldığı kapitalist aşamada değer, kibarlık ve erkek algısı şu diyalogda sözlere dökülüyor:
“Suki: Hesabı ödeyerek ne büyük kibarlık yaptı, değil mi?
Russell: Bir zamanlar sana bayağı düşkün olduğu çok belli.
Suki: Aslında gerçekten bana o kadar düşkün değildi. O sadece benim… aman… biliyorsun… şeyime düşkündü…” (s. 68, 69).
Birinci masadaki iki kız kardeşin, eşlerinin yanında, restoranın sahibi Richard’ı şehvetle öpme arzularını dile getirmeleri kadın-erkek ilişkisindeki yozlaşmanın canlandırılmalarından biridir.
2.2. Gösteri, Tüketim, Sınıf-Statü ve Kültürel Sermaye Tabakalaşmasının Kutlama’daki Yansımaları
Kutlama, kapitalist toplum düzeninde burjuvazinin çürümüşlüğünü ve kurmak istediği yaşam biçimini sahneye koyan bir oyundur. Finans kapitalin en önemli merkezlerinden biri olan Londra’nın lüks bir restoranında geçen oyun sınıf ve statü farklılaşmasının kast sistemini “modern” şekilde yeniden ürettiğini canlandırıyor. Sıfır bir araç alıp duvara vurulmak istenmesi, pahalı iç çamaşırları ve ev hayalleri, cinselliğin ekonomik güce göre “elde edilmesi”, ebeveyn-eş-çocuk ilişkilerini paranın yönetmesi, sekreterlik yapan bir kadının burjuvazinin imkânlarından pay alabilmek için yaşadığı gizli ilişkiler, garsonun zengin müşterilerin sohbetine dâhil olduğunda işten atılma tehdidiyle karşılaşması oyunun sınıfsal temelde yükselen sosyolojik özellikleridir.
Oyun sonunda ikinci masadaki çiftin birinci masaya dâhil olmasından sonra gelişen sohbette yasak ilişki ve aldatmalar gün yüzüne çıktığı hâlde Russell ile Lambert’in samimiyet kurma çabası ilişkilerdeki yozlaşmanın sınıfsal aidiyet ortaklığında sürdürüldüğünü gösteriyor. Russell’ın çalıştığı banka sektöründe kariyer yapmak için kullanacağını söylediği yöntem gösteri toplumunun kodlarındandır:
“Bankamla görüşmeyi tasarlıyorum. Şimdi hemen daha sağlam bir bankaya transfer oluyorum. Onlarla görüşeceğim şimdi. Öğle yemeği teklif edeceğim onlara. Londra’nın iş merkezinde. İdeal restoran biliyorum, orda. Bütün bayan garsonların büyük memeleri var.” (s. 62).
Restoran sahibinin müşterilere değer verdiğini iddia ettiği gibi iş görüşmesi için “alımlı” kadın garsonların çalıştığı lüks bir restoran seçilmesi görüşme yapılan kişilere karşı gösteri düzleminde manipülatif taktik geliştirilmesine denk düşüyor. Bu sohbetin devamında Lambert ve Matt arasında geçen diyalogda Çin’deki kaliteli çayların piyasayı olumsuz etkilemesine maruz kaldıklarını söylemesi, evlilik kutlaması yemeğinde bile ticaret ve kâr hırsının sohbet konusu olması, burjuvazi için yaşamın her anında kârın maksimize edilmesi hedefinin var olduğunun dile getirilmesidir. Evlilik yıldönümü kutlanan Lambert’in geçen yıl ne kadar para kazandığını söyleyerek “aile” içinde gösteriyi yayması burjuvazinin sınıf karakterinin yansımalarındandır.
Kutlama’nın kişi kadrosunda sınıf-statü yönünden en dezavantajlı kesimin temsilcisi erkek garsondur. Her iki masaya da farklı zamanlarda üç defa dâhil olmaya çalışıyor. Aslında masada “konuşulmayan” konulara kulak misafiri olduğunu iddia ederek bu konu hakkında dedesinin yetkinliği ve anılarını uzun uzun anlatıyor. Bu üç kez dâhil olma anında konuşması; şiir, sinema, tarih, bilim ve değer üzerinden gelişiyor. İki sınıfın uzlaşmaz çelişkisi garson ile oyunun diğer kişileri arasında cereyan ediyor. Garson, proleter sınıfın temsilcisi olarak kültürel ve bilimsel konulardan bahsederken burjuvazinin temsilcileri tüketim, para, ticaret, cinsellik ve gösteri kavramları etrafında konuşuyor. Erkek garsonun bu masalardaki sohbetlerin yönünü değiştirerek burjuvazinin alanına girmeye çalışması sınıf-statü atlamada kültürel sermayesinin kabul göreceği yanılsamasından ileri geliyor. Kültürel sermayesi bağlamında dedesi üzerinden sürgün ve baskı altındaki sanatçıların isimlerini zikretmesi ve dedeyle kurulan bağ, proleter sınıflarda aile ve değer temelinde bütünlüğün korunmaya çalışıldığının göstergesidir. İki sınıfın uzlaşmaz çelişkisi birbirlerinin sahip olmadıkları üzerinden inşa ediliyor. Proleter sınıfın temsilcisi garsonun sınıf bilinci taşımadığı oyunun sonundaki ifadelerinde kesinlik kazanıyor: “Büyükbabam beni hayatın gizemiyle tanıştırdı ve hâlâ bu gizemin ortasındayım. Çıkış kapısını bulamıyorum. Büyükbabam bu gizemden kurtuldu. (…)” (s. 70). Bu cümleler; dedenin geleneği temsil ettiği ve “eski” dünya düzeninde kaldığıyla, sınıf bilincinden yoksunluğun garsonun yön tayin edememesine neden olduğuyla ilişkilidir.

2.3. Kültürel Sermaye Bağlamında Burjuvazinin “Birikimi”
Kültür, insanın içine doğduğu şartların şekillendirdiği toplumsal zihniyeti belirleyen önemli bir dinamiktir. Toplumsal bağlamda kültür, sınıfsal aidiyet temelinde, ulus içinde göreceli bir yapıya sahiptir. Her sınıfın kendine ait yaşam biçimi, dünyayı algılama farklılığı, zevkleri, sanatı ve zihniyeti vardır. Uzlaşmaz çelişkiye sahip iki sınıfın kendine ait kültürü keskin sınırlarla birbirine taban tabana karşıttır.
İşçileştirilmiş emekçi sınıfların bin yıllara dayanan kolektivizm, bütünlük, gelenek ve değer üretimi bulunur. Burjuvazi egemen bir sınıf olarak tarihsel açıdan genç diye nitelendirilebilir. Binlerce yıllık kutsal, değer, bütünlükler burjuvazinin tarih sahnesine çıkışıyla yerle bir edilmiştir. Günümüz toplumlarının yaşadığı anomali ve anlamsızlık krizi Kutlama özelinde tiyatroya yansıyıp insan gerçeğini sahnelemiştir. Anlam ve değer, aşkın bir yapıya sahip olduğundan kolektivizm içinde inşa edilir. Burjuvazi, bu kolektivizmi özgürlük yanılsamasını kullanarak dağıtmış, birliği tekilliğin sınırları içinde atomize etmiştir.
Kapitalist toplum düzeninde iki sınıf, iki kültür vardır. Kutlama’da burjuva sınıfının kültürü sahneleniyor. Eşyadan insana kadar her şeyin metalaştırıldığı aşamada burjuvazinin sanat algısı yabancılaşma boyutundadır. Sonia, çiftlere restorana gelmeden önce tiyatrodan mı geldikleri yönünde soru yönelttiğinde Suki, “Hayır, operadan.” (s. 40) yanıtını veriyor. İzlenilen temsilin nasıl olduğuna yönelik soruya Suki’den gelen yanıt ise sanata yabancılaşmanın boyutunu gösteriyor: “Yani işte… Bir sürü şey gördük. Bol bol şakırdamalar. Gırla daha doğrusu. Hiç susmak bilmediler. Değil mi?” (s. 40). Temsile yönelik bu tepki de sahneden gelen uyaranlardan hiçbir anlam çıkarılmadığını açığa çıkarıyor. Ayrıca restoran sahibi Richard’ın ikinci masadaki çift ile konuşmasında işletmesinde oluşan “samimiyet ve güven” duygusu için sarf ettiği “Bu, parçası olduğunu hissettiğin bir şey.” (s. 49) cümlesi parça, aidiyet ve yapay bütünlük kavramları etrafında anlam kazanıyor. Halk sınıflarının yapısal ve kültürel dinamiklerinin aksine burjuva sınıfa ait olmanın tek koşulu üretim araçları üzerinden artı değere sahip olmaktır. Bu düzlemde tüm maddi güce rağmen uyumsuzluk, mutsuzluk ve yalnızlaşma girdabına maruz kalmak kaçınılmazdır.
İkinci masada gelişen bir diyalogda Russell’ın yemekle ilgili sıradan sayılabilecek beğeni bildiren sözleri için Suki’nin “Ne kadar güzel. Şairane bir söz.” diye karşılık vermesi şiir bilgisinin zayıflığını gösteriyor. Russell’in bir zamanlar şair olmak istediğini fakat babasının ona destek olmadığını dile getirmesi üzerine Freudyen bir katı bakışla Suki’nin şu cümleleri yozlaşma, değer yitimi ve ilişkilerin çarpık algılanması bağlamında değerlendirilebilir: “Seni çekemiyordu, bütün problem bu. Seni bir tehdit gibi görüyordu. Karısını elinden alacağını zannediyordu.” (s. 42). Annenin bir bağ ve değer olmasının yozlaştırılması, sadece biyolojik bir varlık olarak kadın cinsiyetine indirgenmesiyle gerçekleşir.
Birinci masada Matt tarafından geleneksel halk müziğine ait bir şarkının söylenmesi üzerine kardeşi Lambert ile aralarında geçen diyalogda burjuvazinin gelenek, halk kültürü, emek ve köklere yabancılaşmasının yansımaları veriliyor çünkü her kültürel üretimin ait olduğu bir sınıfın bulunduğu yine burjuvazi tarafından dile getiriliyor. Bu bağlamda burjuvazi sınıf bilincine göre hareket eden toplumsal kesimdir.
“Lambert: Gerçekten çok güzel bir şarkı.
Matt: Bu şarkıya her zaman bayılmışımdır. Bu şarkının ne olduğunu biliyor musun? Geleneksel bir halk müziği.
Lambert: Ait olduğu bir sınıfı var.
Matt: Evet, ait olduğu hem bir geleneği var hem de bir sınıfı var.
Lambert: Böyle şarkılar öyle ağaçlarda yetişmiyor.” (s. 30).
Daha fazla kâr, sömürü ve pazar elde etmek için düzenlenen işgaller kapitalizmin kendi neden olduğu krizi aşma yönündeki yıkıcı pratikleridir. Barış kurulları oluşturup çalışmaları yine burjuvazinin yürütmesiyle oluşabilecek isyan, direniş ve hak arama mücadelelerinin önüne geçilmesi içindir. Ezilen ve sömürülenlerin zihnine yönelik manipülasyon, burjuvazinin kendisini “barışsever” diye tanıtmasıyla gerçekleşiyor. Oyundaki bir sohbette Matt ve Lambert’in dünya barışını korumak için çabaladıkları, silah taşımayan strateji danışmanları olduklarını söylemeleri savaş-barış diyalektiğini yönetenin burjuvazi olduğunu ironik biçimde gösteriyor. Aynı şekilde Julie ve Prue’nin hayır kurumu “işletip” yapacakları çok işlerinin bulunduğunu söylemeleri ironinin diğer boyutunu oluşturuyor. Savaş gibi yoksulluğun da nedeni burjuvazinin artı değere el koymasıdır. Zengin bir erkekle evlenip sınıf atlamaya çalışan Suki’nin öğretmenlik yaptığını söylemesi eğiticinin değer sistemi açısından bir zafiyet arz ediyor.
2.4. Dilin Kullanımı Açısından Kutlama
Kutlama’da yer alan konuşmalar; cinsellik, meta, tüketim, kâr hırsı ve gösteri üzerinedir. Lambert’in kendi evliliğini “lanet olası” diye nitelendirmesi, kaba söz ve küfrün kullanılması burjuvazinin dil düzleminde “alt” kültür oluşturduğunu gösteriyor.
Pinter tiyatrosunda sıkça görülen yabancılaşmış ve uyumsuz karakterlerin kısa cümleler kurması, dilin geriye çekilmesi, diyalogun ortak bir konu üzerinden gelişmemesi, efendi-köle diyalektiği bağlamında “köle” rolünü üstlenen karakterlerin kendisine dayatılanı kabul edip emir-komuta zincirinde görüldüğü gibi cümleleri ortalama üç kez tekrar etmesi Kutlama’ya yansıyan özelliklerdendir. Efendi-köle diyalektiği gereği “efendi” rolüne bürünen karakterin “köle” karakterini aşağılaması, zayıf karakterin güç ve hiyerarşi bağlamında ürettiği rızayı dil yoluyla açığa çıkarması söz konusudur. Bu denklemde özne olma iradesini yitirip nesneleşen karakterlerin kullandığı dil, kendisine tahakküm kurmalarına rıza gösterdiği karakterleri onaylamaya yöneliktir. Oyunda yer alan kadınlar nesneleştirildiğinden bu durum sürekli yeniden üretiliyor.
Burjuvazinin insani ve toplumsal bütünlükleri yitirmesi dilsel düzleme yansıyor. Diyaloglar, herhangi bir bağlam çerçevesinde gelişmeyip iletişimsizlik hâkim kılınıyor. Yalnızlaşma ve değersizleşme kıskacındaki karakterlerin konuşmalarındaki kopukluk Kutlama’nın önemli özellikleri arasında yer alıyor. İletişimin sağlıksız gelişmesi, çarpık bir zihnin yansımasıdır çünkü kavramlar zihinde yapılandırılır. Bu bağlamda Suki’nin düz mantıkla kurduğu cümleler karmaşık zihin işlemlerini yönetebilme kapasitesini “yitirmesinden” kaynaklanır. Bu karakterlerin aksine erkek garsonun konuşmasındaki derinlik, bütünlük ve mecazın bir bağlam etrafında gelişmesi iki sınıf arasındaki farkı açık eder.
2.5. Kutlama’nın Uyarlamasına Kısa Bir Bakış
İBB Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen Kutlama’da restoranın duvarına bir ekran yerleştirilip savaşları, göçleri ve yoksulluğu gösteren videolara yer verilerek iki sınıf, iki dünya ve iki kültür görünür hâle getirilmiştir. Bu uyarlamanın son sahnesinde garsonun kendi ölüm anının videosunu akıllı telefonla çekmesi tamamlanmamış sınıf-statü atlama çabasının acıklı sonudur. Ayrıca Lambert’in kadın garsonla bar bölümünde ilişkiye girmesi oyunun asıl metninde bulunmayan bir sahnedir. Aile yapısının yozlaşması ve kadının güç ilişkisine göre nesneleştirilmesinin görünür kılındığı bu sahne oyunun uyarlanmasında mevcuttur.
Sonuç: Burjuvazinin Pirus Zaferi
Kutlama, milenyum olarak adlandırılan 2000’li yıllarda inşa süreci devam eden yeni dünya düzeninin toplumsal yapısını ve insan gerçeğini/çıkmazını burjuva sınıfı üzerinden gösteren başarılı bir oyundur. Burjuvazi, proletaryanın ürettiği artı değere ve üretim araçlarına el koyarken sömürüye rıza üretilmesi için insanlığın binlerce yıllık kültürel birikimini, değerlerini ve bütünlüklerini parçalamıştır. Bunun sonucunda ortaya çıkan çürümeden kendisini soyutlayamamıştır. Kutlama’nın finans kapitalin ve kültürünün merkezi sayılan Londra’da Avrupa’nın lüks bir restoranını sahneye taşıması, burjuvazinin kazandığı “zaferin” insani açıdan yenilgiye denk düşmesinden dolayı, çağımızın paradoksunu gözler önüne sermiştir. Yalnızlık Bakanlığının ilk olarak İngiltere’de kurulduğu dikkate alındığında Pinter’ın diğer oyunlarının aksine Kutlama’da mekân/konum bilgisi olarak Londra’daki lüks bir restoranı bildirmesi bilinçli bir tercihin sonucudur.
Yeni dünya düzeninde burjuvazi kârın maksimize edilmesi noktasında zafer kazansa da Kutlama’da görüldüğü gibi insanı sadece biyolojik bir bedene, tüketiciye ve nesneleşmeye sürükleyip iletişimsizlik, yalnızlık ve değersizlik üçgenine sıkıştırmıştır. Cehenneme giden yolun taşlarını döşeyen burjuvazinin bu cehennemin ateşinden kurtulamadığını canlandırması açısından Kutlama, Harold Pinter’ın tiyatrosunda önemli bir yere sahiptir. Oyunun metin ve sahneleme merkezli incelenmesi Pinter tiyatrosu açısından daha fazla veriye ulaşılmasını sağlayacaktır. Tüketim ve gösteri toplumunu teatral zeminde canlandırması veçhesiyle Kutlama, edebiyat sosyolojisi disiplininde çalışan araştırmacılar için önemli bir tiyatro metnidir.
Pinter, Harold. (2010). Kutlama. Çev. İbrahim Yerebakan. İstanbul: Mitos-Boyut Yayınevi.
TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer inceleme yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.





