Lise Tiyatrosu: Sorunlar, Olanaklar, Öneriler
21 yıl (1999-2020) boyunca Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Lisesi’nde tiyatro eğitmenliği yaptım, Terakki Oyuncuları ile oyunlar sahneledim. Aynı zamanda yine bu vakfın düzenlediği Gençlik Tiyatroları Festivali’nde 12 yıl boyunca Seçici ve Yürütücü Kurul’da yer aldım; festivalin formatı gereği her yıl 30-35 lise topluluğunun oyununu ya da provasını seyrettim ve lise tiyatrosunda yaşanan sorunlara ve olanaklara yönelik gözlem yapma şansına sahip oldum. Okuyacağınız yazı akademik referansları olan bir yazıdan ziyade bahsettiğim çalışmalar sırasında edindiğim deneyimlerden ve gözlemlerden yola çıkarak yazılmıştır. Ayrıca uzun yıllar Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları’nda -önce katılımcı, daha sonra yürütücü ya da danışman olarak- yer aldığım çalışmaların gençlerle tiyatro yapma meselesi hakkında çok ön açıcı bir deneyim sunduğunu belirtmek isterim. Bu yazıda Lise Tiyatrosu’nda karşılaşılan sorunlara ve deneyimlerimden yola çıkarak oluşturduğum çözüm önerilerine odaklanmayı ve bu alanda çalışma yapanlara yardımcı olabilecek sonuçlara ulaşmayı amaçlıyorum.

Lise Tiyatrosu Nedir, Neye Yarar?
Lise Tiyatrosu deyince akla ilk gelen şey sene sonunda velilere ve diğer öğrencilere sergilenen müsamere tarzı etkinliklerdir. Oysa işi biraz ciddiye alanların rahatça saptayabileceği gibi bu olgu çok daha geniş bir süreci ve ilişkiler bütününü kapsar ve üzerine detaylı araştırmaların ve akademik çalışmaların yapılmasını gerektirir. Zira müsamere tarzı etkinlikler -genel kanının aksine- tiyatro yapan gençlere bırakın bir katkı yapmayı, çoğu zaman onlara zarar verici etkiye sahip olabilirler. Birlikte çalışılan grubun duygusal, düşünsel ve ilişkisel durumunu dikkate almadan, genellikle tamamen çalıştırıcının -çoğunlukla görev icabı bu işe soyunmuş bir öğretmenin- inisiyatifine bırakılarak, çok bildik yöntemlerle kotarılan bu çalışmalar çok zaman hem sahneye çıkan oyuncuların hem de izleyen gençlerin tiyatro sanatına yönelik bakışını yıpratmakta hem de bazı katılımcılarda psikolojik sorunlar yaratmaktadır. Çalışmanın başında rollerin dağıtıldığı, “yetenekli” olduğu düşünülen gençlerin başrolleri aldığı, çalışmaların kısa ders saatlerine sıkıştırıldığı ve çok kısa süre içinde ezberlerin yapılıp gençlerin sahneye çıkarıldığı bu müsamereler hem gençlere hem de tiyatro sanatına zarar verirler.
Son yıllarda müsamere türünde çalışmalar azalıp yerine daha bilinçli bir biçimde tiyatro yapan okul tiyatrolarının ortaya çıktığını söyleyebiliriz; ama yine de Lise Tiyatrosu dediğimiz olgunun hak ettiği ölçüde ciddiye alındığını söylemek imkânsızdır. Dahası birçok okulda profesyonel çalıştırıcı desteği alınmasına karşın kurulan çalışma ortamları, ortaya çıkan ürünler ve çalışma, katılımcılarının yaşadığı deneyim hayli sorunlu bir sürece işaret etmektedir.
*
Öncelikle lise tiyatrosunun bireysel ve toplumsal açıdan ne anlam ifade ettiğine, ne tür faydaları olduğuna dair birkaç söz söyleyelim. Tiyatro çalışmasının öğrenciye/katılımcıya kattığı şeyler söz konusu olduğunda hem akademik literatürde, hem de alanla ilgilenen kişilerle konuşulduğunda birçok şey sayılır. İlk akla gelenleri şöyle sıralayabiliriz:
-Öğrencinin diksiyonu /konuşması düzelir.
-Kalabalık karşısında konuşma melekesi gelişir, kendini ifade yeteneği kazanır.
-Utangaç biriyse, bunun kırılması noktasında tiyatro katkıda bulunur.
-Çalışmaya katılan öğrenci sosyalleşir.
-Empati yeteneği gelişir.
-Eleştirel bakış açısı kazanır, çevresinde olan biten olayları daha iyi yorumlar.
-Yeni dünyalar keşfeder, kültür birikimi artar.
-Pratik çözümler üretme yeteneği gelişir.
-Katılımcı, takım çalışmasını keşfeder/deneyimler.
-Vb.
Bu “faydalar” tiyatro çalışması yapmakla kesinlikle elde edilecek şeyler değildir. Yani tiyatro çalışması bir ilaç gibi yuttuğunuzda eleştirel bakış açısını kazanacağınız ya da pratik çözümler üretmenizi sağlayacak bir şey değildir. Tiyatro çalışmasından elde edilecek fayda daha çok çalışma ortamının nasıl kurulduğu, hangi perspektifle yürütüldüğüyle ilgili bir meseledir. Örneğin bu faydalar arasında benim en önemsediğim nokta son sırada yazılan katılımcı takım çalışmasını öğrenme meselesidir. Günümüz dünyasında giderek atomize olan ve yarış atı misali bireysel başarı odaklı yetiştirilen öğrencilerin birlikte iş yapmakta, kolektif bir çalışma yürütüp ortak bir ürün çıkarmakta ne kadar zorlandıklarını görmek zor değildir. Katılımcıların bu bilince sahip olabilmeleri tiyatro çalışmasının bana göre en önemli kazanımıdır. Bu yüzden de çalışma ortamını buna göre şekillendirmek, çalışma sırasında başvurulacak yöntemsel araçları bu ilke çerçevesinde belirlemek gerekir.

Çalışma Ortamını Kurarken Nelere Dikkat Edilmeli
Öncelikle tiyatro çalışmasının ders dışı bir faaliyet olarak tasarlanmasının önemli olduğuna inanıyorum. Haftada bir gün müfredat gereği yürütülen “kulüp saati” içine sıkışmış bir tiyatro çalışması sadece yetersiz olmakla kalmaz aynı zamanda öğrencinin o çalışmaya nasıl bir ruh hâliyle katıldığını da belirler. Ders saatleri sonrası yapılan tiyatro çalışmaları her zaman çok daha verimlidir. Zira öğrenci zorunluluk ya da müfredat gereği katılmaz böyle bir çalışmaya; gerçekten istediği için, irade göstererek hayatının o saat dilimini tiyatroya ayırır. Bu temel fark, öğrencinin çalışmaya katılım biçiminde kıyaslanamaz bir niteliksel fark yaratır.
Çalışma ortamını kurarken dikkat edilmesi gereken iki önemli nokta disiplin ve katılıma açık olma ilkesidir. Disipline edilmiş bir ortam kurma hem belirli kuralları olan hem de katılımcıların kendilerini rahat hissedecekleri bir ortamın inşasını gerektirir. Disiplinden kasıt ceberut bir ders ortamı kurulması değildir. Tiyatro çalışmasına katılanların o ortamın kurallarına uyması beklenir; öte yandan ortama katkı sunmak istediklerinde ise önlerinin açılmasını hatta teşvik edilmelerini gerektirir. Tiyatro çalışmasına gençler çok farklı motivasyonlarla katılmış olabilirler: sosyalleşme, kız/erkek arkadaş bulma, kendini beğendirme, şamata yapma, kendini ifade etme/gerçekleştirme, vb. Önemli olan bu motivasyonların zaman içinde dönüşmesi ve teatral bir üretimin parçası oldukları hissinin geliştirilmesidir. Bunu sağlayan da ortamın disiplini ve katılıma açıklığıdır.
Tiyatro çalışması örgütlenirken genellikle düşülen bir hata eğitmen tarafından bir eleme yapılıp sadece “yetenekli” olduğu düşünülen gençlerin çalışmaya dâhil edilmesidir. Bu, benim anladığım anlamda Lise Tiyatrosu’nun temeline dinamit koyan bir yaklaşımdır. Çünkü Lise Tiyatrosu profesyonel bir ürün sergilenecek bir alan değildir. Temel kaygı öğrencinin gelişimi ve sanatla kurulan ilişkinin geliştirilmesidir. Bu nedenle yıllar boyunca hiçbir zaman eleme yapmadım. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan ve disiplinli bir biçimde çalışmalara katılan herkesi sahneye çıkardım. Yetenekli olmak elbette bazı oyuncular için hızlı ilerlemek konusunda bir avantaj yaratır ama yetenekli olduğuna inanan ya da kendilerine böyle oldukları empoze edilen öğrencilerin birçoğunun yerinde saydığı ve zamanla çalışmadan düştüğü de sıkça gözlemlenen bir vakadır. Üstelik birçok utangaç ya da “yeteneksiz” görülebilecek öğrencinin çalışma içinde zamanla güven ortamı oluştukça çok iyi oyunculara dönüştükleri, ne ailelerinin ne de okuldaki çevrelerinin kendilerinden beklemedikleri bir performans sergilemeleri sık sık yaşanan bir olgudur. Bu nedenle baştan bir yetenek elemesi yapmak Lise Tiyatrosu’nu yozlaştıran bir uygulamadır. İsterse yüz kişi katılmak istesin, zamanla bu sayı zaten azalacak ve katılım arzusu ile dolu, disiplinli öğrencilerden oluşan bir kadro ortaya çıkacaktır.
Bu noktada çalışmaların “eğlendirici” olması gerektiğini belirtmem gerekir. Disiplinden anlaşılan şeyin asık suratlı bir otoriterlik olmadığını bir kez daha vurgulamak isterim. Bu nedenle çalışmanın başlangıcının ve sonunun eğlenceli bir biçimde yürütülmesi akıllıca bir taktik olacaktır. Çalışmaya eğlenceli başlamak o çalışmanın verimli devam etmesi için bir motivasyon kaynağı olacaktır; çalışmayı eğlenceli -ya da yüksek- bitirmek ise öğrencinin bir sonraki çalışmaya motive gelmesinin garantisi olacaktır. Bu arada eğlence kavramını da sorgulamak gerekir. Eğlence disiplinsiz bir biçimde şamata yapmak anlamına gelmez. Tiyatro çalışmasında asıl eğlence iyi bir çalışma, egzersiz, koreografi yapmaktan, oyun parçası üretmekten, vb. duyulan haz anlamına gelir. Öğrenci ancak iyi bir şeyin parçası olduğunu hissettiğinde eğlenmeye başlar.
Tiyatro çalışmasının en kritik ve en zorlu noktası bir ekip oluşturmaktır. Bu her zaman çalıştırıcının gündeminde olması gereken bir meseledir. “Yetenekli birkaç oyuncu bulayım, diğerlerine de küçük roller vereyim” bakışıyla ekip oluşturulamaz. Herkesin kendini güvende hissettiği (mesela yaptığı hatalara gülünmediği), katkı sunmak istediğinde önünün açıldığı bir ortam kurmak ekip oluşumu için elzemdir. Bütün katılımcılar çalışma ortamının gerekli bir parçası olduklarını, dışlanmadıklarını hissetmelidirler. Bu, çalıştırıcı için bazı çalışma dışı sohbetleri de zorunlu kılar. Çünkü katılımcılar çalışmaya beyaz bir sayfa olarak gelmezler; okullarından, ailelerinden, arkadaş çevrelerinden taşıdıkları irili ufaklı meselelerle gelirler. Çalıştırıcı bu meselelerin farkında olarak davranmalı, bu meseleleri ilgili öğrenciyle ya da arkadaş çevreleriyle konuşmalı, çalışma içinde ona göre adımlar atmalıdır. Elbette mükemmel bir ekip oluşturmak zordur ama Lise Tiyatrosu’nun sergilediği oyunlarda hem icracıları hem de izleyenleri etkileyen / tatmin eden şey sahnede birbiriyle uyumlu bir biçimde var olan, kolektif bir üretimi ortaya koyan bir ekip ruhunun ortaya çıkmasıdır.

Eğitim Çalışmalarının Gerekliliği
Lise Tiyatrosu’nda genellikle düşülen hatalardan biri oyunculara herhangi bir eğitim vermeden doğrudan oyun çalışmasına odaklanmaktır. Oysaki oyun çalışmasına geçmeden önce 8-10 seanslık bir eğitim çalışması örgütlemek hem topluluğun ekip olma ruhunu kurmak açısından, hem bireysel olarak katılımcıların gelişip oyuna/sahneye hazır hâle gelmeleri açısından zorunlu bir aşamadır.
Eğitim çalışmalarının illaki profesyonel bir niteliğe sahip olması gerekmez (ne kadar nitelikli çalışmalar olursa o kadar iyidir elbette); önemli olan şey bu çalışmalarda yukarıda bahsedilen güven ortamının ve ekip ruhunun kurulması ve sahneyle -sahnenin yasalarıyla- tanışılmasıdır. Temel sahne ve tiyatro bilgilerinin verilmesi, -Stanislavski’den faydalanarak- basit fiziksel aksiyon çalışmalarının yürütülmesi, partnerlik ve kolektif oyunculuk pratiklerinin geliştirilmesi bu çalışmaların temelini oluşturabilir. Basit düzeyde vokal ve diksiyona dönük çalışmalar yapılabilir. Bunun yanı sıra fiziksel alıştırmalar (vücut çalışması, ağır çekim hareket etme çalışması, ritmik hareket, müzikle yapılan çalışmalar, vb.) özellikle de beden kullanımı zayıflamış yeni nesiller için sahneye çıkma aşamasına gelmeden önce elzem çalışmalardır -hem de son derece keyiflidirler.
Eğitim çalışması sonrasında doğrudan oyun çalışmalarına geçmeden önce oyuna dönük doğaçlamalar yapılması (oyundaki sahnelere benzer sahnelerin gençlerin diliyle doğaçlama çalışmaları yoluyla üretilmesi) oyun çalışmasına geçildiğinde ekibin işini kolaylaştıracaktır.
Oyun Metni ve Dramaturgi
Lise Tiyatrosu’nda karşılaşılan en önemli sorunlardan biri gençlerle birlikte sahneye taşınmaya uygun oyun metinlerinin olmamasıdır. Her sene başında eğitmenler sahneleyebilecekleri bir oyun metni arayışına girerler ve sık sık bu arayış hatalı sonuçlara ulaşır. Bunun nedeni gençlik tiyatrosuna uygun metinlerin -özellikle de Türkiye’de- üretilmiyor olmasıdır. Mevcut tiyatro edebiyatı yetişkinlere göre üretilmiştir. Ne gençlerin ilgilendiği meseleleri merkeze alırlar ne de gençlerin diline göre yazılmışlardır. Gençlerin dilinden kasıt sadece onların konuştuğu dil anlamında değil, aynı zamanda onların hoşlanacağı ve içinde var olmaktan keyif alacakları oyun dili/üslubu anlamındadır.
Bu sorunun aşılması için oyun metinlerinde değişiklik yapmayı göze almak gerekir. Elbette bunu yazarın anlattığı hikâyeyi, tartıştığı meseleyi dikkate alarak yapmak elzemdir. Oyun metinlerinde değişiklik yaparken kişiler arası çelişki ya da çatışmaların “basitleştirilmesi”, berraklaştırılması gerekebilir. Benim çalıştığım sürece başvurduğum metinler ağırlıklı olarak Brecht, Lorca, Shakespeare gibi klasikleşmiş yazarların metinleri oldu. Bu metinleri kısaltmayı, gençlerin diline uyarlamayı tercih ettim. Bunu yaparken de mizahi anlatımı ön plana çıkardım, oyunlardaki dinamizmi vurguladım, çelişkileri, çatışmaları daha berrak, daha belirgin hâle getirdim.
Oyun seçiminde yaşanan sorunlardan birisi de tiyatro edebiyatının erkek egemen tarihinden gelen bir sorunla ilgili. Oyun metinlerinin çok büyük bir kısmı erkek karakter ağırlıklıdır. Kadın karakterler hem az sayıdadır, hem de erkekler kadar iyi tasvir edilmemiştir. Gelgelelim genel bir eğilim olarak tiyatro çalışmalarına katılan öğrencilerin büyük bir çoğunluğunu kadın oyuncular oluşturur. Bu yüzden oyunlara yeni kadın karakterler eklemek, bazı karakterleri kadın karakter hâline getirmek ya da cinsiyetsizleştirmek gerekebilir.
Oyunlarda yaptığım bir başka değişiklik, oyunun desantralize edilmesi olarak nitelendirilebilir. Oyunlar genellikle belli karakterleri merkeze alarak yapılandırılmıştır. Bu da kadroda az sayıda oyuncunun dişe dokunur bir rol üstlenmesi meselesini getirir. Birçok oyuncu çok küçük roller üstlenirler ve oyunla ve çalışmayla olan bağları zayıflar. Bu sorunu aşabilmek için oyuna kalabalık kadrolu sahneler eklemek, bazı rollerin işlevini birkaç karaktere bölmek, oyuna yeni tiplemeler eklemek gibi çözümler üretilebilir. Bu yöntem hem kadronun oyunu daha çok sahiplenmesini getirir, hem de oyuncuların gelişimi açısından çok daha fazla katkı sunar.
Oyun sahnelerken Lise Tiyatrosu’nda ihmal edilen öğelerden biri dramaturgidir. Oyunlar çoğunlukla nitelikli bir yorumlama süzgecinden geçmeden seyirci önüne çıkar. Gençlerin masa başında yapılan teorik çalışmalara dönük isteksizliği anlaşılır bir meseledir. Ama dramaturgi çalışmasının illaki masa başında yapılması da gerekmez. Sahne üstü dramaturgisi diyebileceğimiz bir yöntemle oyuncuların çalışacakları sahneye dair akıl yürütmeleri, yorum yapmaları sağlanabilir. Çalışılan her yeni sahnede eğitmen sorularla ilerleyerek gençleri bir tartışmaya katabilir, sahnede bulunan karakterler ve vukuatlar üzerine tartışmalar yürütebilir. Burada eğitmenin kendi bakış açısını dayatmaktan ziyade gençlerin tartışmaya katılmasını sağlaması daha doğru bir yöntem olacaktır. Bu gerçekleştiği takdirde gençler oyunu daha çok sahiplenecekler ve daha katılımcı bir ortam oluşacaktır. Dramaturgi çalışması kadın dramaturgisi (feminist dramaturgi), ekolojik dramaturgi, sınıfsal dramaturgi, iktidar dramaturgisi gibi eksenler üzerinde durularak yürütülebilir.

Oyun Çalışması
Oyun çalışması sırasında nasıl bir kadro politikası uygulanması gerektiğine dair ipuçlarına yukarıda değinmiştim. Önemli olanın birkaç oyuncunun virtüözleştiği bir star sistemi olmadığını, Lise Tiyatrosu’nda hem seyirciyi hem de katılımcıları etkileyen asıl unsurun takım çalışması ve ekip ruhu olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim. Tam da bu kaygıdan yola çıkarak rol dağılımının mümkün olduğunca geç yapılmasını öneriyorum. Çalışmalar boyunca roller sürekli farklı oyuncular tarafından denenmelidir. Bu deneme süreci bütün katılımcıların oyunculuk yeteneklerinin gelişmesine katkı sunar. Bir oyuncu bütün yıl boyunca sadece bir sahnede küçük bir rolü icra etmekle yetinirse oyunculuğu ne kadar gelişebilir ki? Ve ne kadar o oyun çalışmasının vazgeçilmez bir parçası gibi hissedebilir kendini? Rol dağılımını geciktirme yönteminde kritik olan nokta rol dağılımının önemli bir şey olmadığı hissini ve anlayışını öğrencilerde oluşturmaktır; önemli olan kolektif bir bütünün parçası olmaktır.
Buna ek olarak oyunda var olmayan çok sayıda karakterin doğaçlamalar sırasında oyuna dâhil edilebileceğini de hatırlatmak isterim. Bu durum özellikle oyun metninde yeterli rol olmaması durumunda çok faydalı olacaktır. Başıma gelen istisnai bir vaka olarak şunu anmadan geçemeyeceğim: Bir oyun çalışması sırasında metinde yazılı hiçbir rolü olmayan bir oyuncu arkadaş oyunun her sahnesine dönük doğaçlama çalışmalarında o kadar üretken davrandı, o kadar sahneleri zenginleştiren tiplemeler yarattı ki, oyun seyirci karşısına çıktığında -oyun metninde yazılı olan hiçbir rolü olmamasına karşın- sahnede en uzun süre kalan ve seyirci tarafından beğeniyle izlenen oyuncu o oldu.
Oyun çalışması sırasında dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri eğitmenin kendi imgelerini oyunculara dayatmamasıdır. Lise Tiyatrosu yönetmen tiyatrosunun bir alanı olarak görülmemelidir. Ne eğitmen bir tanrı-yönetmendir ne de katılımcılar onun “muhteşem” imgelerini sahneye taşımakla mükellef kuklalardır. Eğitmenin işlevi oyuncuların getireceği malzemeyi tartışmak ve şekillendirmektir. Bu yüzden kendi imgelerini dayatmaktan kaçınmalı, oyuncuları imge üretmeye teşvik etmelidir. Ancak bu şekilde samimi ve organik bir temsile ulaşmak mümkün olacaktır.
Son olarak vurgulamak istediğim bir mesele daha var. Bu mesele hem oyun seçimi hem dramaturgi hem de oyunun sahnelenmesi süreciyle bağlantılı. Bazı çalıştırıcıların kendi dünya görüşleri doğrultusunda “karanlık” oyunlar sahnelediklerine tanık oldum. Ağır meselelerin işlendiği, ağdalı bir üsluba sahip, kasvetli ve içinde yaşadığımız dünyaya ve geleceğe dair karamsar oyunlar izledim. Gençlerle çalışma yürütürken bunun doğru bir tercih olduğunu düşünmüyorum. Profesyonel bir tiyatro böyle bir tercihte bulunabilir ve bu türden oyunlar sergileyebilir. Ama gençlere karamsar dünya tasarımına sahip oyunlar oynatmak ve izletmek bana etik ve pedagojik olarak çok doğru gelmiyor. Bu nedenle olsa gerek 21 yıl boyunca sahnelediğim oyunlarda hep mizahi anlatım ve lirik bir üslup baş başa gitmiştir. Bu tarz oyunların gençler tarafından daha çok sahiplenildiğini ve izleyen seyircilerin de bu türden öğelerle donatılmış oyunlara daha çok ilgi gösterdiklerini söyleyebilirim. Toplumsal meseleleri gündemine alan ve bunu yaparken de hem mizahın eleştirel gücüne yaslanan hem de lirizmin pozitif duygularını içeren oyunlar, gençlerin geleceğe dönük daha mücadeleci, sorgulayıcı, katılımcı bireyler olarak topluma katılmalarına yardımcı olacaktır.
TEB Oyun Dergisi‘nin 52. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.






