Öridike’nin Karanlık Suları… Simgeden Özneye Dönüşüm Mümkün Mü?
Sophie Dionysopoulou’nun mitlerden yola çıkan yeniden yazımlarından biri olan Karanlık Sular Yunan mitolojisinin aşk hikâyelerinden Orfeus ve Öridike’nin trajik hikâyesini bakış açısını değiştirerek farklı yorumlamalara izin veren akışkan bir performans metnine dönüştürüyor.
Kaynak mitte tanrılarla müzik konusunda boy ölçüşen bir ölümlü olan ve lir çalarak müziğiyle herkesi büyüleyen, etkileyen, mutluluk yayan Orfeus, aşık olduğu Öridike’yle evlendiği gün, eşini, aşkını kaybeder. Genç kadını kırlık alanda bileğinden yılan sokar ve ölümüne neden olur. Bu kaybın acısına dayanamayan Orfeus, müziğinin büyüsüyle yeraltı tanrısını etkileyerek ölüler diyarına gidip Öridike’yi yaşama geri getirmek ister ama bir şartı vardır yeraltı tanrısının. Yeraltından, karanlık mağaradan yeryüzüne çıkana kadar sevgilisinin ardından gelip gelmediğine bakmayacaktır, ancak böyle onu geri alabilecektir Orfeus. Oysa ışığa doğru ilerlerken acele eder genç adam ve arkasına bakar ve Öridike sonsuza kadar yeraltına geri döner. Onu yeniden kaybetmiştir Orfeus. Bundan sonra onun müziği kaybedilen, erişilemeyen aşkının acısını çalar, anlatır durmadan. Kaynak mitin aşk hikâyesinde Orfeus’un sevgilisini arayışı ve aşkını kaybedişi vurgulanmaktadır.

Mitin hikâyesinde Öridike olmak ne demektir? Öridike’nin aşkı nasıl yaşadığını bilmeyiz. Öridike’nin ne istediğini de bilmeyiz. Sesini de duymayız. Aşk ve arzu nesnesi olmak dışında bir varlığı var mıdır? Karar veren o mudur? Aşk hikâyesi Orfeus’un mu yoksa Öridike’nin mi hikâyesidir? Konuşan, sesi duyulan, lirinden çıkan müziği her yerde dolaşan Orfeus, sessiz ve ölü olan, duyulmayan, konuşamayan Öridike. Kaynak mitten farklılaşan yeniden yazımda, Karanlık Sular metninde Öridike’nin merkezde olduğunu görürüz.
Sekiz tablo ve tablolar arası intermezzo olarak verilen ara geçişlerle ilerleyen, akan, tekrarlanan bir müzik partisyonu gibi düşünülmüş, bestelenmiş bir metin Karanlık Sular. Sesten görüntüye kayan deneysel bu metinde belirtilen ışık oyunları, seslerin ve müziğin ritmi, ani sert sessizlikler veya yumuşak geçişlerle, buna uyumlu hareket ve repliklerle, kesik kesik sözler ve epizodik bir anlatıyla birleşiyor ve metnin yarattığı atmosfer okurun/izleyicinin zaman algısını değiştiriyor. Ses ve sessizlik, ışık ve karanlık, hareket ve durgunluk anları, kısa epizotların çarpıcı yoğun duygu anları, mitin simgesel anlatı zamanıyla günümüzün şimdisi arasında gidip gelen bir algı yaratıyor. Metnin bu tasarımı ve parçalı kurgusal yapısı okuru/izleyiciyi oyunun simgesel boyutunu ve soyutlamasını anlamaya, anlamlandırmaya yöneltiyor.
Bilinçle bilinçdışı arasından varoluşun temeline doğru, aşk ve ölümün içiçe simgelendiği arkaik bir soyutlamanın, kültürün ortak bilinçdışının uçlarına doğru sesleniyor oyun. Narsistik arzunun erişilmezliği. Sonsuz arzunun ve aşk arayışının, sonsuz aşkın hazzında kalma isteğinin ve kaybedilen bir cennetin mitsel eril dilin kurguladığı bir düş olduğu gerçeği. Bütün bunlar Öridike’nin karanlık sularına, onun dünyasına doğru ilerledikçe görünür oluyor. Kendi karanlık sularımızın da keşfi belki bir anlamda. Acı çekilen yer, kederlerin yeri karanlık sular, ama yeniden doğuşların da yeri.
Karanlık Sular performans metni Orfeus’un ölüler diyarına girişiyle başlıyor. Karşılaşma anında başta bilinçsizdir Öridike, hatırlamaz, kim olduğunu bilmez. Sözcükleri yoktur. Orfeus ona öğretir sözcükleri, hikâyesini, aşkı ve ölümünü. Öridike’yi tanımlar, Öridike’nin kim olduğunu ve olanları anlatır ona. Öridike’nin kurtarıcısı olacaktır, ona yaşam verecektir, onu hayata döndürecektir. Neden?… Kendi aşkını sonsuza dek yaşamak için. Çünkü, ona aittir Öridike. Orfeus için var olmalıdır yeniden. Onun için beyaz elbisesini giymelidir. Orfeus onu görmek istediği hâle getirir. Öridike’yi olduğu gibi kabul etmez. Başta talep eden, hükmeden Orfeus’tur. Aşk onun hükmetme ilişkisini hafiflettiği bir araç gibidir, aşık olduğu için her yaptığının doğru olduğuna inandırır kendini, aşk meşru kılar onu. Öridike onun arzusunun nesnesidir, bedeni de ruhu da ona aittir. Oysa Öridike başta Orfeus’un varlığından, dokunmasından çok ürker. Çünkü Orfeus ölüler diyarında yüzü görünmeyen biridir, sadece sesi duyulur.
Oyunda Öridike Orfeus’la yeryüzüne, ışığa gitmek ister mi? Romantik aşk bir olmayı, eriyip tek olmayı imler ama iki ayrı dünya vardır. Orfeus’un aşkı onları birleştirebilir mi? Öridike bir sese aşık olmuştur, ama bir insanda yok olmak, eriyip gitmek istemez, aşık olduğu sesin sahibini görmek ister. Kendi aşkını yaşamak, tanımak ister. Anlarız ki aşk da, onu öldüren yılan da Orfeus’un sesidir aslında.

Epizotlar ilerledikçe bilinçlenen, bilinci yükselen Öridike, bulunduğu yerde karanlık sularda kalmak ister. Orfeus’un tanımladığı kişi değildir. İnsan değildir, neyse odur. Öridike bulunduğu diyardan Orfeus’un gitmesini ister, onunla birlikte ışığa doğru yürümek de istemez. Oysa Orfeus kendine ait bilir kadını. Onundur ve kaybettiği için öfkelidir, nefret eder ondan bu yitimden dolayı. Ve geri alacaktır ona ait olanı. Ölüler diyarından geri getirecektir Öridike’yi dünyaya, yaşama. Peki kimin yaşamıdır, kimin yaşam alanıdır Öridike’nin geri döneceği yer? Sahi Öridike Orfeus’a mı aittir? Yoksa onun zihnindeki aşk hikâyesine mi? Orfeus’un hayal ettiği, inandığı, olmasını istediği şey ile ölüler diyarında karşılaştığı gerçek farklıdır. Öridike tanımak, bilmek ister Orfeus’u, yüzünü görmek ister onun. Kalıplarını kırar, parçalar, öfkelenir, ışığa gitmek istemez ve hatırlar, bir hayal, her yere yansıyan bir görüntü olarak görünür Orfeus’un yüzü. Zaman dolar. Bu nedenle de kaybeder Orfeus’u. Kaynak mitten farklılaşır böylece hikâye.
Oyunun sonunda değiş-tokuş yaparlar; Orfeus ölüler diyarından yeryüzüne dönmek zorundadır, giderken Öridike’ye ait bir şey ister ve kadının beyaz elbisesini alır, Öridike’nin siyah elbisesini istemez, üzeri metallerle bezeli diğer elbisesini de istemez. Beyaz elbise saf, uysal, melek kadın imgesinin ve o arzulanan bedenin simgesidir. Öridike ise Orfeus’un sesini ister. Ölmeden önce onun verdiği sesle hıçkırır. Orfeus’un sesi Öridike’yi bir aşk ve arzu nesnesi olarak yaratmış ve öldürmüştür. Ölüm ve aşkı birleştirmiştir. Ozanın aşk hikâyesinde Öridike’nin yeri arzulanan eş ve sevgili, kaybedilen eş ve sevgili imgesidir, yani ozanın özlenen ama erişilemeyen narsistik sonsuz aşk arayışının nesnesidir. Böyle bir hikâyede Öridike yeniden bir özne olarak doğurabilir mi kendisini? Hikâyeden, tanımlanmış kimliğinden, benliğinden, rolünden, kalıplardan çıkıp özgürleşebilir mi? Öridike’nin bir özne olduğu, kendisi gibi olduğu bir aşk hikâyesi yazılabilir mi? Kendi aşk hikâyesini, aşkı nasıl yaşadığını yazabilir mi Öridike? Kendini kendi bulunduğu karanlık sulardan simgesel bir ölümle yeniden doğuracaktır belki de.
Arzunun nesnesi kültürel olarak inşa edilmişse, sembollerle beslenen yüceltmeler yaratarak aşkın akışkanlığını dondurmak da mümkün olabilir. Bilinçdışının arzuları simgesel anlamlarla dizginlenip yönlendirilebilir. Yasaklanan ölüm, bilinçdışındaki arzuyla birleşen ölüm, mitsel ölüm… Kendi arzumuzla, yasak ölümümüzle karşılaşmak, korkumuzla, dışladığımız ötekimizle karşılaşmak, gölgemizle birleşmek olası mı? Kültürün tanımladığı aşkı dışlayan bir yer mi ölüler diyarı? Sonsuz aşkın, hazzın aranışı, hayal edilen sevgili, kurgulanmış narsistik arzu eril bir düş mü yoksa?
Peki, bakış açısını değiştirerek yeni aşk hikâyeleri yazmak mümkün mü? Öridike, bir aşk hikâyesini var eden tanımlanmış arzu nesnesi olmaktan, erişilemeyen/kaybedilen sevgili imgesinden sıyrılıp özneye dönüşebilir mi? Öridike kendi sesini bulabilir mi? Kim olduğunu, hikâyesini kendi sesiyle kendisi anlatabilir mi?
Oyunu farklı, çeşitli biçimlerde yorumlamak olası, buna izin veren, yaratıcılığı besleyen, sembolik, esnek bir metin Karanlık Sular.
TEB Oyun Dergisi‘nin 52. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.






