Yargının Kördüğümleri: Downstate Okuma Tiyatrosu Üzerine
Hukuk, fail ve mağdur arasında tarafsız bölgede konumlanan bir tür hakemlik sistemi üzerine kuruludur. Ancak, özellikle cinsel suçlarda bu bölgenin sınırları muğlaklaşır ve suç sadece hukuki yaptırımlarla sonlanmaz. Hukuki yaptırımın ardından, toplumsal cezalandırma farklı biçimlerde varlığını sürdürür; linç, damgalama, dışlama, tecrit ve hatta cinayet işleme gibi. Tüm bu sosyolojik tepkiler, yargının adalet ilmekleri arasında kalan kördüğümleridir ve mağdur, fail, suç ve ceza kavramları bağlamındaki etik bir gerilim hattında yeniden karşı karşıya gelir. Bruce Norris’in Downstate adlı oyunu, tam da bu gerilim alanını pedofili suçları ve toplumsal vicdan ekseninde ele alan çağdaş Amerikan tiyatrosu örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.
Noyan Ayturan’ın Sürgün adıyla Türkçeye kazandırdığı Downstate adlı tiyatro metni, İstinaf Protokolü tarafından “Metin Meclisi” programı kapsamında Koma Sahne’de okuma tiyatrosu olarak izleyiciyle buluştu. Programın sonunda gerçekleştirilen söyleşi, metnin ortaya attığı etik ve toplumsal sorunların seyirciler tarafından birlikte tartışılmasına olanak sağladı. Yalnızca bir izleme deneyimi sunmakla yetinmeyen bu okuma, seyirciyi görünmez bir jüri konumuna yerleştirerek, onları cinsel suçlar gibi toplumsal açıdan en bıçak sırtı meselelerden biriyle doğrudan yüzleşmeye davet etti.
Oyun, pedofili suçlarından hüküm giymiş Fred, Dee, Felix ve Gio’nun aynı rehabilitasyon evinde kesişen yaşamlarını konu alıyor. Farklı yaş, sınıf ve kültürel geçmişlere sahip bu dört karakter, cezalarının büyük bölümünü tamamlamış olmalarına rağmen hukuki yaptırımın ötesinde işleyen toplumsal dışlanma ve sürekli denetim mekanizmalarıyla yüzleşmeye devam ederler. İki perdeden ve tek mekândan oluşan oyun; çocukluğunda piyano öğretmeni Fred tarafından tecavüze uğrayan Andy’nin, yıllar süren terapi sürecinin ardından eşi Em’i de yanına alarak, Fred’le yüzleşmeye gitmesiyle açılıyor. Tecrit evine yapılan ilk ziyaret, Andy’nin umduğu yüzleşmeyi sağlayamaz. Ancak unuttuğu cep telefonunu almak için eve ikinci kez dönmek zorunda kalması, oyunun dramatik gerilimini harekete geçiren temel kırılma noktasına dönüşür. Bu ikinci ziyaret, yalnızca Andy ile Fred’i değil, aynı evde yaşayan diğer karakterleri de geçmişleriyle yeniden yüzleşmeye zorlar.

Fred hapishanede maruz kaldığı şiddet sonucu omurgası zarar gördüğü için tekerlekli sandalyeye mahkûm kalmıştır. Dee Fred’in bakımına yardım eden, siyahi ve eşcinsel bir performans sanatçısıdır. Dee’nin suçu 14 yaşındaki bir erkekle iki yıl kadar uzun bir süre boyunca cinsel ilişki yaşamasıdır. Dee, oyundaki etik tartışmaları görünür kılan ve karakterlerin söylemlerini sürekli sorgulayan bir tür mentor figür olarak öne çıkar. Bir diğer suçlu Felix, yıllar önce tecavüz ettiği kızının, doğum gününü kutlamak için onunla iletişim kurmaya çalışırken, denetimli serbestlik kurallarını ihlal eder. Gio ise yetişkin olmadığını bilmediği bir kızla cinsel ilişki yaşadığı için 3. dereceden suçludur ve kendi suçunu diğerleriyle aynı ağırlıkta görmeyerek cezası sonrasındaki yaşam planlarına odaklanır. Bu dört adamla sürekli temas hâlinde olan devlet görevlisi Ivy, hukuk, bakım ve bürokratik denetim arasındaki gerilimin somutlaştığı kilit karakterlerden biridir. Gio’nun sevgilisi Effie ise genç bir kızdır ve suçun doğrudan faili ya da mağduru olmamasına rağmen, bu damgalanmış eril dünyanın içine kendi iradesiyle girerek anlatıya farklı bir perspektif kazandırır. Böylece oyun yalnızca fail ve mağdurları değil; hukuk sistemini, toplumu ve bu yapıların arasında konumlanan bireyleri de sahneye taşır. En nihayetinde seyirci de bu dağılımın bir parçasına dönüşür; susanlar, yargılayanlar, affedenler ve linç kültürüne katılanlar arasındaki yerini yeniden düşünmek zorunda kalır.
Downstate, seyircisini rahatlatan ya da kesin bir ahlaki hükme ulaştıran bir anlatı kurmak yerine, onu etik ve hukuki belirsizliklerle yüzleşmeye davet eder. Oyunun dramatik dilini inşa eden Norris, son derece ağır ve rahatsız edici bir konuyu gündelik yaşamın sıradan diliyle hafifleterek, trajik etkiyi bilinçli biçimde kırarak anlatıyı kara mizahın sınırlarına taşır. Diyaloglarda sıkça başvurulan mizah, ironi ve ani ton değişimleri, seyircinin duygusal olarak tek bir konumda sabitlenmesini engeller. Oyun metnindeki dil kırılmaları, Brechtyen anlamda bir yabancılaştırma etkisi yaratarak edilgen özdeşleşmenin önüne geçer ve seyirciyi eleştirel düşünmeye yönlendirir. Bu nedenle seyirci, meşhur “haşlanan kurbağa” metaforundaki gibi farkına varmadan anlatının içine çekilmez; aksine, adeta bir poşet çayın kaynar suya tekrar tekrar daldırılıp çıkarılması gibi, oyunun yarattığı gerilime sürekli yaklaştırılır ve ondan yeniden uzaklaştırılır. Böylece Downstate, pedofiliyi bireysel bir suç anlatısının ötesine taşıyarak Amerikan hukuk sistemi, cezalandırma politikaları, siyaset ve iktidar ilişkileri üzerinden modern toplumun adalet anlayışını sorgulayan politik bir metne dönüşür.
Oyunun okuma tiyatrosu olarak sahnelenmesi, bu sorgulamayı daha da görünür kılan önemli bir dramaturjik tercihtir. Dekor, kostüm, aksesuar ve ayrıntılı sahne hareketlerinden büyük ölçüde arındırılan anlatı, seyircinin dikkatini bütünüyle metne ve karakterlerin söylemlerine yöneltir. Didaskalilerin işaret ettiği sahne evreni geri plana çekilirken, metnin düşünsel katmanı öne çıkar ve seyirci görsel temsilden çok ahlaki ve hukuki sorgulamayla baş başa bırakılır. Oyuncuların prova süreci olmaksızın metinle buluştuğu bu okumada ses tonları, vurgu, konuşma ritmi ve yerinde duraksamalar karakterlerin psikolojik kırılmalarını başarıyla yansıtır. Özellikle gerilimin yükseldiği anlarda kullanılan sessizlikler ve ton değişimleri, okuma tiyatrosunun biçimsel yalınlığını bir eksiklik olmaktan çıkararak metnin düşünsel yoğunluğunu artıran estetik bir imkâna dönüştürür.
Oyunun başarısı, seyirciyi mağdur ile fail arasında taraf seçmeye zorlamasında değil; hukuk, adalet, ceza ve toplumsal yargı arasındaki sınırların nerede başlayıp nerede sona erdiğini sorgulatmasında yatar. Hukuki ceza tamamlandığında toplumsal cezalandırma da sona erer mi? Adalet yalnızca mahkeme salonlarında mı tesis edilir, yoksa kamusal hafızada yeniden mi üretilir? Böylesine rahatsız edici bir metin, toplumsal kutuplaşmanın ve linç kültürünün belirginleştiği Türkiye’de aynı açıklıkla sahnelenebilir mi?
İstinaf Protokolü’nün okuma tiyatrosu yorumu, metnin dili ve oyunculuk aracılığıyla bu soruları görünür kılarak seyirciyi ezberlenmiş hükümlerin ötesine taşıdı; böylece yargının kördüğümlerinin nasıl çözülebileceğine ilişkin eleştirel bir tartışma zemini oluşturdu.
Emeği Geçenler:
Noyan Ayturan, Ferdi Çetin, Burcu Ger, Yaman Ceri, Umut Beşkırma, Sera Armağan, İrem Dilaver, Cansın Bezircilioğlu, Fikret Cenk Üçüncü, Volkan Işık
TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer eleştiri yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.





