DTCF Tiyatro Bölümü’nün Mezuniyet Oyunları Yazı Dizisi 1: 2022 Yılının Oyunu Hayvan Çiftliği için Rejisör Utku Saçak ile Söyleşi
Mezuniyet oyunları, profesyonel sanat hayatlarına adım atmak üzere olan genç sanatçı adayları ve onları yetiştiren kişiler için ayrı bir önem taşıyan yapımlardır. Bu halleriyle üzerinde durulması, düşünülmesi gereken ve tiyatro sanatının şimdiki zamanı ile geleceği hakkında fikir verebilecek kilometre taşlarıdır. Bu minvalde, ülkenin en köklü tiyatro geleneklerinden birini temsil eden DTCF Tiyatro Bölümü’nün 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait mezuniyet oyunlarına dönük olarak üç bölümde, soru-cevap şeklinde kaleme alınması düşünülen çalışmalardan ilki olan Hayvan Çiftliği hakkında bölümün araştırma görevlisi ve aynı zamanda oyunun yönetmeni de olan Utku Saçak ile aşağıdaki görüşme gerçekleştirilmiştir.
Aynur Demircan: DTCF Tiyatro Oyunculuk Anasanat Dalı’nda araştırma görevlisi olarak görev yapıyorsunuz. Bize biraz kendiniz ve tiyatro geçmişiniz hakkında bilgi verir misiniz?
Utku Saçak: Tiyatroya mesleki olarak yönelmem Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde makine mühendisliği okurken başladı. Daha önce oluşan ve ODTÜ Oyuncuları’nda daha da perçinlenen tiyatro ile ilişkim, üçüncü yılında olduğum makine mühendisliğini bırakmama ve DTCF Tiyatro Bölümü Oyunculuk Anasanat Dalı’nda lisans eğitimine başlamama sebep oldu diyebilirim. DTCF Tiyatro Bölümü’ndeki dört yıllık eğitimimin ardından yine aynı bölümde yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Bu süreçte üç yıl boyunca Ankara Devlet Tiyatrosu’nda oyuncu olarak görev yaptım. Bölümde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladıktan sonra da üç sezon bir dizide rol alma fırsatım oldu. Tüm bu süreçte çeşitli oyunlarda yönetmen yardımcılığı ve yönetmenlik yaptım. Hâlen doktora eğitimim devam etmekte.

Hayvan Çiftliği oyunundan bir kare.
A.D: Bir tiyatro bölümünün, 4 senelik eğitim süreci sonunda ortaya çıkan en özel ve önemli etkinliği mezuniyet oyunlarıdır denilebilir. DTCF Tiyatro Bölümü’nün 2022 yılındaki Hayvan Çiftliği ve 2024 yılındaki Gök Kubbe oyunlarını yönettiniz. Her iki oyun da hem oyunculuk sanatına adım atmak üzere olan genç oyuncuların performansları hem de genç bir rejisör olarak sizin yönetmenliğiniz açısından umut verici yapımlardı. Bu yüzden emeği geçen herkesi tebrik etmek isterim. Hayvan Çiftliği oyunundan bahsederek başlayalım. Hayvan Çiftliği, George Orwell tarafından 1945 yılında kısa bir roman formunda yazılmış olan ve iyi bilinen bir politik-alegorik eser. En klasik dramaturgi sorusu olan “Neden bu metni seçtiniz” ile başlayalım.
U.S: Tebriğiniz için ekip arkadaşlarım ve kendi adıma teşekkür ederim. Öncelikle metni seçerken eğitim sürecinin gerekliliği olarak mezun olacak sınıfın dinamiğine ve yapısına uygun, rol dağılımı açısından elverişli metinler üzerine yoğunlaşıyoruz. Ulaşabildiğimiz metinler arasında bu doğrultuda bir ön elemeden sonra metnin bağlamı, tartışmaya açtığı konular, üst ve alt temalar ve bu temaların günümüz dünyasındaki karşılığına bakıyoruz. Sahneleme süreci için sahne olanakları bakımından elverişli olup olmadığı da bir etken oluyor. Orwell’ın distopyasıyla yıllar önce karşılaştığımda roman birçok kişide olduğu gibi bende de çarpıcı bir etki bırakmıştı. Bu etki, metnin bahsettiğim oyun seçimi ile ilgili gereklilikleri karşılamasıyla birleşince Hayvan Çiftliği mezuniyet oyunu olarak seçilmiş oldu.
A.D: Oyunun dramaturgisini nasıl yaptınız? Tiyatro Anasanat Bölümü’nde öğrenci olan herkesin ansambl ruhuyla oyun çıkardığını bildiğimiz bir süreçte, metnin sahne adaptasyonunu günümüze uyarlarken yapılan tercihler de oldu mu? Oyunda sürekli tekrar eden bazı replikler var: “Bütün hayvanlar eşittir. Bağzı hayvanlar daha eşittir”, “İnsansız, efendisiz yaşayalım”, “İki bacaklılar düşmanımızdır. Dört bacaklılar ise dostumuz” gibi. Orwell’ın aslında Stalinizm’e bir eleştiri olarak yazdığı oyun, zaman içinde bütün diktatoryal rejimleri, emek ve sermaye çelişkisini, sınıf çatışmalarını hedefe alan ortak bir metne dönüşmüş durumda. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
U.S: Mezuniyet oyunlarının çalışma süreci sizin de belirttiğiniz gibi kuram, yazarlık, oyunculuk öğrencilerinin ortak ve yoğun çabasını içeriyor. Oyun çalışılırken dördüncü sınıf kuram ve yazarlık öğrencilerini içeren bir dramaturgi ekibi kuruldu. Dramaturgi için bu ekip çalışırken ekibin içinde olan bazı öğrenciler aynı zamanda reji asistanlığı yaptılar. Asistanlarla birlikte uyarlanmış metinde, reji yorumu doğrultusunda çeşitli düzenlemeler yaptık. Tabii sahneleme sürecinde de ortaya çıkan fikirler doğrultusunda bazı sahneler yeniden yazıldı. Oyunun özellikle başlangıç ve final sahnesini de içeren bu değişimlerin amacı, bazı çevreler tarafından yalnızca Stalinizm’e eleştiri olarak kabul edilen ve yorumlanan metni daha evrensel ve güncel bir çizgiye taşımaktı. Ayrıca gerek metin düzenleme sürecinde gerekse sahnelemedeki tercihleri, oyundaki/toplumdaki yanı başında gerçekleşen adaletsiz süreçlerde eylemsiz kalan rol kişilerinin/bireylerin süreçlerine ve sistemin rıza üretim mekanizmasına işaret etmek amacıyla gerçekleştirdik. Yine metnin tartışmaya açtığı totalitarizm, sınıf çatışması, sömürü, ötekileştirme, mülkiyet, toplumsal baskı ve şiddet gibi çoğaltabileceğimiz konular dışında da oyundaki metin düzenleme/sahneleme seçimlerimizle karamsar bir yapıya sahip olan metni değişime işaret eden bir yorumla sonlandırmak istedik.

A.D: Eşit ve özgür bir dünya hayali kurarken, birdenbire özgürlüğe kavuşmuş olma hâli, hayvanlar arasında bundan sonra ne yapılacağı bilinmeyen bir kargaşaya sebep oluyor. Oyun ilerlerken daha ağır çalışan köleler haline gelen ve içlerinden daha muktedir bir diktatör çıkaran Hayvan Çiftliği’nde oyuncuların kostümleri de giderek bu süreci gösterecek şekilde değişiyor. Kostümler konusundaki karar verme aşaması ve tasarım hakkında neler söylenebilir?
U.S: Oyunun kostüm tasarımını Şeyma Gökçe Cengiz yaptı. Birlikte konuştuğumuz süreci belki şöyle özetleyebilirim: Diğer alanlarda olduğu gibi kostüm yapım aşamasında da tüm ekip ve özellikle oyuncular, kostümlerin dikiminden uygulamasına kadar uzun saatler çalıştılar ve çok emek verdiler. Kostümler için hem çiftliğin “eşitlik” ilkesini destekleyecek hem de yeni düzenin olanaklarının sınırlılığını yansıtacak temel bir baz oluşturmakla başladık. Renk seçimi de bu doğrultuda doğaya ilişkin olana işaret ederken bütünlüğü bozmayacak şekilde tercih edildi. Bu bazın üstüne rol kişilerinin özelliklerinin yansıtılacağı saç-makyaj tasarımı ile destekli eklentiler yapıldı. Yeni yaşanmış ve bitmeyen bir çatışmanın izlerini taşıması amacıyla her karakterde farklılık içerecek şekilde şerit kumaşlar kullanıldı. Hikâye ilerledikçe çiftliğin zenginleşen ve yoksullaşan sınıfları doğrultusunda rollere bağlı olarak kostüm parçaları ekleme veya deforme görünümler oluşturma yönünde seçimlerimiz oldu.
A.D: DTCF Melahat Özgü Sahnesi’nin açık biçim tekniğe imkân veren yapısını el verdiğince elastik şekilde kullanıyorsunuz. Sahnede dekor ve aksesuar konusunda ise neredeyse Fakir Sanat anlayışı ile temas eden bir azlık var: Büyük siyah plakalara tebeşirle yazılmış bazı sloganlar ve bir de yukarıdan sarkan birkaç kalın urgan dışında hiçbir şey olmayan bir sahnede oyununuzu var ediyorsunuz. İzleyenler olarak, oyunda da anıldığı gibi “Kutsal Topraklardan, Şeker Dağı’na” doğru oyuncularla eş zamanlı bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu süreçte oyunda insanın kendisini madende, mağarada, sorgu odasında, hapishanede, ahırda, zindanda, yeraltında hissetmesi de oyunculukların ve rejinin gücü ile oluyor. Bu yolculuk sırasında sahne üzerindeki yalınlık tercihinizi açıklar mısınız?
U.S: Bu tercihin temel sebeplerinden biri oyunculuğu ön planda tutma isteğim. Sahnedeki diğer bütün etmenlerin önüne oyuncunun performansını koymayı ve oyuncunun icrasını destekleyici unsurların da oyuncuya daha fazla hizmet edecek şekilde kullanımını geliştirmeyi amaçladım. Minimum aksesuar ve dekor parçası kullanmamın bir başka amacıysa oyunun söylemini, sahnelerin atmosferini destekleyecek simgesel anlatıma olanak vermesiydi. Geniş ama dekorsuz bir oyun alanı, oyuncuların zaman zaman fazladan maruz kaldığı kullanımlarına açık halatlar, zemine dağılmış ve yine olay örgüsünün ilerlemesiyle daha fazla anlam kazanan ve kullanılan tebeşirler, oyunun görsel atmosferine katkı sağlayan, aynı zamanda kendi başına anlam üreten kafa lambaları bu doğrultuda seçimler oldu. Sahnelerin analizi ile birlikte oyunun bütününde kullanılabilecek aksesuarlar işlevsellikleri ve anlatım güçlerine göre bir havuzdan seçilerek kullanıldı diyebilirim.

A.D: Biraz da reji tercihlerinden bahsedelim. Metnin sahneye taşınması yoluyla, okuyucuda bıraktığından daha çarpıcı bir etki bıraktığını söylemek mümkün. Bunu yaparken tiyatronun “şimdi ve burada” olma özelliğine ayrı bir vurgu yaptığınız görülüyor. Seyir yeri ve sahne arasındaki ilişkinin defalarca yeniden düzenlendiği bir sürece tanıklık eden seyircinin de oyunun bir parçası haline getirilmesi söz konusu. Seyirci ve oyunun sonunda üzerinde bırakmak istediğiniz etki konusunda neler söylemek istersiniz?
U.S: Seyircinin deneyimini anlamlandırma, sahnedeki eyleme bir ortak olarak konumlandırma, yaratıcı sürecin oyuncu ve seyirci birlikteliğiyle icra edilmesi, dolayısıyla oyuncu-seyirci ilişkisi gibi konular merak ettiğim, sahneleme süreçlerinde farklı uygulamalarla sonuçlarını deneyimlemeye çalıştığım alanlar oldu. Daha önce bahsettiğiniz gibi bölümün sahnesi, tasarımı ve seyircinin deneyimini çeşitlemek için seyir yerinin konumu açısından elverişli. Dolayısıyla seyirciyi, oyun boyunca iktidar mekanizmasının bir üyesi, şiddetle son bulan bir çatışmanın hem mağduru hem uygulayanı, değişime giden bir yolun şiddetli savunucusu ve çoğunlukla da örgütlü ve bilinçli bir mücadeleyi seçmeyip kaybolan hakların, yıkımla sonuçlanan süreçlerin bir izleyicisi rollerinde konumlandırmayı amaçladığımızı söyleyebilirim. Oyunun finalindeyse sahneleme seçimiyle, daha önce de bahsettiğim gibi sistemin döngüselliğini kabul etmekle birlikte karamsar bir şekilde sonlandırmak istemedik.
A.D: Oldukça yorucu bir oyunculuk performansını başarıyla yerine getiren oyuncuların vücudunda zamanla değişiklikler gözleniyor. Terleme, tükürük, gözyaşı, kostümlerin kirlenmesi gibi etkileri birebir takip edebiliyorsunuz ve bunların ortadan kaldırılması için bir çaba olmadığı görülüyor. Bunlar da bilinçli birer tercih mi yoksa süreçte ortaya çıkan doğal reaksiyonlar olarak mı alımlanmalı?
U.S: Öncelikle yaklaşık beş ay süren hazırlık süresi boyunca şimdi mezun olan son sınıf ve ikinci sınıftan aramıza katılan oyunculuk öğrencilerinin çok sıkı çalıştığını, performanslarını layığıyla yerine getirdiklerini söylemeliyim. Belirttiğiniz gibi çeşitli araçlarla sağlanan bu “kirlilik”, anlatımı kuvvetlendirecek bir unsur olarak kullanılmak istendi. Oyunun hikâyesi boyunca çiftlikte arttığı belirtilen sınıfsal eşitsizlikle birlikte zenginleşme, teknolojik ilerleme, ekonomik gelişmelere paralel olarak artan kirlenme ve oyuncu bedeninin verdiği tepkiler rol kişilerinin de maruz kaldığı baskı, şiddet ve yaşama koşullarına işaret ediyordu. Dolayısıyla özellikle temizleme ya da yok etmek yerine belirginleştirmeyi seçtik.
A.D: Bir çiftlikte geçen olaylarda oyun kişileri de tamamen hayvanlardan oluşuyor: Domuzlar, eşek, at, keçi, köpek vb. Oyuncularınızın tamamı rollerini oynadıkları hayvanlara uygun bir hareket sistemi içinde gerçekleştirdiler. Çoğu zaman parmak uçlarında durdukları, iki büklüm hareket ettikleri ya da yerde çeşitli devinimler sergiledikleri bir fiziksel oyunculukla çalışmanın rejisör ve oyuncu açısından zorlukları nelerdir?
U.S: Tabii hem benim için hem de oyuncular açısından hazırlık ve uygulama kısmı bu yönden çeşitli zorluklar yarattı. Oyuncunun bedenini ve bedenle bağlantılı olarak sahne konsantrasyonunu hazırlamaya yönelik ısınma çalışmaları ayrı bir önem kazandı. Metne, durumlara, rol kişilerine yaklaşım bağlamında yaptığımız doğaçlama çalışmaları, daha çok bedene yöneldi. Süreç bizi oyuncunun sınırlarını daha fazla zorlamaya, bedenle ifadenin olanaklarını daha fazla araştırmaya itti. Zaman zaman daha kısa süreli provalar yapmak zorunda kalırken zaman zaman da hayvan formalarını kullanmadan ilerlemeyi seçtik. Ayrıca insan bedeni ve oyuncuların büründükleri rol kişilerinin fiziksel formları arasındaki farklılıklar ne kadar üzerine çalışılsa da çeşitli zorluklar oluşturdu.

A.D: Oyuncular seslerini de çok çeşitli ve yadırgatıcı biçimde kullanıyorlar: Böğürme, çığlık, bağırma, fısıldama, histerik kahkahalar yerini bazen koro seslerine ya da canlandırdıkları hayvanların seslerini yankıladıkları durumlara bırakıyor. Bu da insan olarak en derinde yatan karanlıklarımızı bulup çıkarmak ve onlarla yüzleşmek için birer davetiyedir diyebilir miyiz? Bu konuda ses, vurgu ve tonlama için ayrı bir çalışma yapmanız gerekti mi?
U.S: Oyuncular bildiğiniz gibi dördüncü sınıfa gelene kadar her sene ses, nefes ve konuşma derslerinde belirli bir birikim ve deneyime sahip oluyorlar. Oyunun çalışma sürecinde bu birikimle birlikte çalıştığımız hayvan formlarında işitsel unsurları daha belirgin kullanma yoluna gittik. Bu noktada oyunculukta hayvan imajları çalışması destekçimiz oldu. Yine hayvan çalışması doğrultusunda oluşturulan planlı ve serbest doğaçlamalar yaratımda bir başka destekçimizdi. Anlatımda oyuncunun enstrümanlarını daha efektif kullanma yönelimimiz oyunun müziği konusunda da önceliğimiz oldu. Dengin Ceyhan’ın bizim için bestelediği şarkı dışında oyuncular zaman zaman bedenleriyle oluşturdukları ritme eklenen sizin de belirttiğiniz çeşitli nidaları kullandılar. Bu nidaları sahnelerle ve birbirleriyle uyumlu belirli bir zamanlama dâhilinde eklemlemeye çalıştık. Bu çalışmalara provalar sırasında ayrıca zaman ayırdık.
A.D: Seyirciler, kimi sahnelerde kör karanlıkta sadece keskin ve tiz çığlıklara maruz kalıyorlar. Buna ek olarak oyuncular kimi sahnelerde seyir yerini bizzat ihlal ederek, izleyiciyi huzur dolu yerinde tedirginlik, rahatsızlık ve tekinsizlik duyguları ile baş başa bırakıyorlar. Bunlar da klasik reji yorumlarına bir meydan okumadır yorumu yapılabilir mi?
U.S: Meydan okuma ifadesi biraz iddialı olabilir aslında. Daha önce de belirttiğim seyircinin eyleme, atmosfere, hikâyeye dâhil olması, zaman zaman da yabancılaştırılması doğrultusunda sahneleme unsurlarını farklı biçimlerde kullanmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Oyun metni de içerdiği karanlık atmosferiyle seyircide tekinsizlik hissi oluşturmak için bu araçlara davetiye çıkaran bir metin olduğundan seçimlerim bu yönde oldu.
A.D: Oyun sırasında atmosferi yaratırken “az karanlık, loş, çok karanlık ve zifiri karanlık ya da irkiltici bir aydınlık” kullanımı ile aydınlatmadan çok karartmaya dönük bir ışık rejisini efektif bir şekilde kullandığınızı söyleyebilir miyiz? Işık tercihleriniz için de rejisörlük imzanızın önemli bir unsuru denilebilir mi?
U.S: Işık kullanımı çok sayıda sahne ve bağlantılı olarak mekân içeren oyun metninin atmosfer, sahne geçişleri ve sahne estetiğini oluşturmak açısından detaylı çalıştığımız bir alan oldu. Oyun alanını daraltmak, dereceli kullanımla atmosfer çeşitliliği sağlamak ve yine bu amaçlara hizmet eden ama aynı zamanda hareketli ışık kaynakları oluşturmak için kafa lambalarını kullanmak işimizi kolaylaştırdı diyebilirim. Kafa lambaları çok odaklı sahne kurulumuna yardımcı olurken bir yandan da oyunun dramaturgisine simgesel anlatımıyla destek oldu. Oyunun ışık tasarımında yine dördüncü sınıf yazarlık ve kuram öğrencileriyle birlikte çalıştık. Ayrıca süreç boyunca bölüm başkanımız aynı zamanda oyunun süpervizörü Doç. Dr. A.Kadir Çevik’in geri bildirimleri bize rehber oldu.
A.D: İnsanı, dört bacaklılardan ayırt eden iki özellikten biri konuşma diğeri ise gülmedir. Bu iki özelliğin de oyun sırasında ironik bir şekilde kullanıldığı görülüyor. Konuşma ve gülme hakkında yeniden düşünmek için oyununuz bir vesile oluyor. Oyun sonrasında konuştuğunuz seyircilerden aldığınız tepkiler nasıldı? Klasik reji uygulamalarından oldukça farklı bir yöntemle hazırlanmış bu sarsıcı oyunu nasıl karşılıyorlar? Oyun hedefine ulaşıyor diyebilir misiniz? Oyundaki Benjamin’in türküsündeki gibi “Güzel olacak mı yarınlar/Yok olacak mı bu koşumlar üzerimizden/Gün doğacak mı topraklara/Özgür olduğumuz gün?”. Yoksa yel değirmenlerine karşı mı savaşıyoruz?
U.S:Genel olarak sağ olsun seyircilerimizin olumlu geri dönüşler yapması ve oyunlar sonrası metnin tartışmaya açtığı konularla ilgili kendimizi konuşuyor olarak bulmak bizi mutlu etti. Eğitim süreci içinde sahnelenen bir oyun olduğu için bir başka amacın aslında bütün ekibe fayda sağlaması olduğunu da söyleyebilirim. Sorunuzun son kısmını da metinde sevdiğim, yine Benjamin’in en yaşlı domuzdan yıllar önce duyduğu ve alıntıladığı sözleriyle cevaplayayım: “İsyanın ne zaman geleceği bilinmez, belki bir hafta belki yüz yıl sonra… Ama şu an ayağımın altındaki samanı gördüğüm kadar açık görebiliyorum ileriyi”.
A.D: Cevaplarınız için çok teşekkür ederiz. Hem size hem de yeni mezun genç sanatçılara aydınlık, başarılı ve bol alkışlı bir sanat yaşamı dileriz.
TEB Oyun Dergisi‘nin 50. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.





