Leziz, Düşmeyeceğiz

İki kadın leziz bir soslu makarna yiyecek ama domates yok, kıyma yok, krema yok, o yok, bu yok. Malzemeler eksik, sos yapamıyor Ezgi. Göremediğimiz mutfakta makarna suyu oyun boyunca kaynıyor da kaynıyor, neredeyse taşıp ocağı söndürecek. Ocakları sönecek neredeyse Ezgi ve Özlem’in; evsiz kalacaklar. Bir ay sonra kontratları sona eriyor; üst kattaki Alp’in anne babası binaya geri taşınıyor. Kimliklerini saklamak zorundalar… Mı?

Ezgi ve Özlem aynı ilişki içinde iki ayrı hayatta kalma rejimi benimsemiş bir çift. Cinsel kimliklerine dair geliştirdikleri kamusal mücadele yöntemleri, evin içinde askıya alınmış gibi gelse de, kriz anında bu ayrımın hızla çöküşünü izliyoruz. Dışarının normları, bakışı ve tehdidi üst kata taşınacak yaşlı ev sahibinin kapıdan içeri girmesiyle eve taşınıyor. Sokakta öğrenilmiş refleksler salona, mutfağa, banyoya yayılmak zorunda kalıyor. Buna rağmen bir kimlik saklama komedyası izlemiyoruz; ne de bir açılma trajedisi. Ev sahibi türlü işaretler aldığı halde bu cici kızların lezbiyen olduğunu anlamayacak safdil biri değil. Kadınlar da somut gerçekliklerle mücadele ederek yeni bir anlatı kurmaya çalışan trajedi kahramanları değil. Bunların yerine büyük yazgıların, geri dönülmez kararların, arındırıcı felaketlerin değil, askıda kalmış bir hikâyenin dramaturjisini izliyoruz. Doruğa tırmanan bir çatışma görmüyoruz, ağır ateşte kaynıyor bu hikâye; fokurdamıyor.

Tornavida, alet çantası, sönükse de penis

Reji ve metin askıda kalma hâlini doruk üretmeyerek, ritmi yükseltmeyerek ve sahnedeki her eylemi yarım bırakılmışlık duygusu içinde tutarak kuruyor. Cebinden şak diye tornavida çıkarabilecek donanımdaki ev sahibi klimayı tamir edemiyor; keza bir ara gidip alet çantasıyla geri döndüğünde banyoyu da. Hayatlarına müdahale eden bu kişi erkeksiz eve erkeklik marifeti sunamıyor, tıpkı sönük bir penis gibi. Erkekliğin işlev iddiası ile fiiliyattaki karşılığı arasındaki boşluk vurgulanıyor. Bu adam bir karikatür değil. Grotesk ya da kötü de değil. Tam tersine gündelik ve tanıdık. Performatif boyutu eksik de olsa hâlâ normatif bir güç olarak orada duruyor. Bu, oyunun politik çizgisini çok iyi yansıtan bir tercih. Çünkü gerçek hayatta da eril hegemonya illa yapıp edebilmeyle ve başarıyla değil, ısrar ve süreklilikle kuruluyor. Toplumsal cinsiyet rollerine dair ikircikli anlatının en güzel karşılık bulduğu nokta burası. Adamın beceriksizliği onu komedi unsuruna dönüştürmüyor; hâline gülüyoruz, kendimize güler gibi, o kadar. Baskı altına almaya niyetlendiği kadınlar karşısında erkekliğini işe koşamayıp “rezil olan” bir adam değil bu. Daha az erkekse de ataerkinin gayet muktedir bir taşıyıcısı hâlâ. Evin ve kadınların kaderi yine onun elinde çünkü çifte güce sahip; hem maddi üstünlüğü hem de kalkmadığı sanılsa da penisiyle. Anlıyoruz ki penis her zaman penetre etmekle ölçülmez; sallanması kâfidir.

Leziz_Bahçe Galata
Fotoğraf: Gençer Yurttaş

İktidar mekâna göre yeniden ölçekleniyor

Işık oyunlarına başvurulmayan bu oyunda kapanışa doğru sarı ışıktan beyaz ışığa geçilip yeniden sarı ışığa dönülen bir sahne izliyoruz. Ev sahibi sanki mod değiştirip “hanımından gizli” bir sigara istiyor kadınlardan; yirmi sene önce bırakmış ama “nefis çekiyor”, ne yapsın. Sarı-beyaz-sarı ışık geçişinin parazit yaptığını düşünüyorum burada; netleşemeyen rolleri, çözülemeyen hâlleri bırakacağız, dağınık kalacak, demek istiyor herhalde yönetmen. Büyük anlatılarla bir derdi olmadan yaşayıp giden bu adamın kendi evinde gönlünce sigara içemediği aşikar; oysa sağlığa zararlı diye üstünlük kurmaya çok meraklıydı az önce. Demek ki onun da küçük kaçamaklara, gizli hazlara ihtiyacı var. Canı sigara çektiğinde, Ezgi ve Özlem’le kontratları devam ederse, kadınların evine inerek arada kaçamak yapabilir. İktidar mekâna göre yeniden ölçekleniyor; bu ev kendi mülkü olsa da, sigarayı ancak kiracıların açtığı özgürlük alanında içebiliyor. Bu küçük zafer bana haz veriyor. Yine de oyun hiç kolaya kaçmıyor, hile yapmıyor; bu kısıtlılık, heteronormativiteden kaçınmayı çok iyi başaran Leziz’in içinde, adamı daha az erkek de yapmıyor üstelik; aksine karakteri boyutlandırıyor. Ev sahibi olarak elinde tuttuğu iktidarın onu tümgüçlü kılmaya yetmediğini görüyoruz; konu bir şeyler yapıp etme özgürlüğüne geldiğinde kadınlar ondan daha özgür. Fakat iktidar kimde? Her şeye rağmen onda. Eşyaları tamir edemese de, sigara içtiğini gizlemek zorunda kalsa da.

Ezgi’ye karşı Özlem’e karşı Ezgi

Özlem sürekli tetikte, ihtimalleri hesaplıyor; hesaplamama “lüksü” yok. Dik durma performansı sergilemenin yorgunluğu onu Ezgi’ye göre daha yüzleşmeci kılıyor. Ezgi ise bu yüzleşmeyi çoğu zaman erteleyen, yumuşatan, dağıtan bir savunma mekanizmasına sahip. Hiç hesap yapmıyor değil ama iş yerinde insanlara Ahmet diye biriyle yaşadığı yalanını uydurmayı, varoluşsal bir inkâr değil de alelade bir yalan gibi görecek kadar “uysal”. Hayatta kalmak ve devam etmek bir esneklik meselesi gibi görünüyor herhalde ona. Aralarındaki bu çatışma sınıfsal eksene yerleşiyor. Kimlik politikalarının yine ekonomiyle belirlendiği bir düzleme çekiliyoruz. Aralarındaki sınıfsal fark, ilişkideki gerilimi kişisel bir uyumsuzluktan yük paylaşımındaki eşitsizliğe kaydırıyor. Özlem’in yüzleşmeciliği kaygılı mizacından ileri gelmiyor belli ki; öğrenilmiş bir bunalıma başkaldırma ihtiyacından ileri geliyor. Sürekli tetikte olmanın psikosomatik sonuçlarını sergiliyor sahnede; durduğu yerde duramıyor, ellerini ovuşturuyor, kaşlarını çatıyor, çenesini kilitliyor, nefesini tutup bırakıyor, bakışlarını kaçırıyor. Kazandıklarını kaybederse elinde sıfır kalacağının bilinci onu hâlden hâle sokuyor. “Benim için endişenin korkuya ne kadar benzediğini anlamıyorsun. Paranoya diyip duruyorsun. Ama benim için dünyanın burasında bir şekilde kurabildiğim bu hayat, bu bir başarı. Bu birileriyle edilmiş bir mücadelenin karşılığı. Ve evet bu kim olduğumla ilgili,” diyor Ezgi’ye. Ezgi bir aşığı kaybetme riskini tartışmanın göbeğine yerleştirirken, Özlem sahip oldukları hayatın tümden ellerinden kayıp gitme riskini konuşmak istiyor. Böyle bir diyalog imkânsız; aynı yöne bakmıyorlar. Diyaloğun imkânsızlığı, garip bir şekilde, ilişkilerini mümkün kılıyor. Ezgi’nin de benzer sınıfsal kırılganlıklara sahip olduğu bir dünyada beraberlikleri sürmeyebilirdi, diye düşüncelerle ayrılıyorum oyundan. Ezgi’nin esnekliği gerçekten sürdürülebilir mi? Özlem’in dikliği gerçekten tek seçenek mi? Bu ucu açık sorular “doğal gelmiyor da tanıdık geliyor.” Ezgi’ye karşı Özlem’e karşı Ezgi; bir o oluyoruz, bir öteki.

Leziz_Bahçe Galata_2
Fotoğraf: Gençer Yurttaş

Ezgi ve Özlem kendi takımını tutuyor

Leziz, evin içini bir sığınak olarak değil, açıklık-kapalılık geriliminin ve sınıfsal kırılganlıkların yoğunlaştığı bir mekân olarak kuruyor. Oyun queer bir ilişkinin, sert bir maskülenite performansıyla karşılaşmadığında bile, savunma hattına kolayca itilebildiğini gösteriyor. Bu savunma hâli barınma güvencesizliği, mülksüzlük korkusu ve ekonomik daralmayla perçinleniyor. Cinsel kimlik konusu “Dört duvar arasında n’aparsanız yapın,” diyerek geçiştirilen sözde soyut bir kültürel tartışma olmaktan çıkıyor; barınma, mülkiyet ve geçim baskısıyla iç içe geçmiş, bel büken bir hayat memat meselesine dönüşüyor.

Çelişki sergilemekten kaçmayan, izleyiciye duygusal boşalım yaşatmadığı halde onu bunalıma da sürüklemeyen, sloganik bir gövde gösterisine sığınmayan, kavga ederken bağırmayan bir oyun bu. Böyle bir zeminde iki kişinin, birbirine itiraz ederek bile olsa, konuşması kendi takımını tutmak demek oluyor. Kırılganlığını direnişe tahvil eden Özlem evlerine kadar sızan dış dünyaya “Leziz!” diye haykırıyor; tutkulu olma hakkı ve şansına sahip Ezgi ise “Düşmeyeceğiz!” demeyi ısrarla sürdürüyor. Ben de bu ikisini birleştirip “Leziz, düşmeyeceğiz,” çıkarımını kalbime koyuyor, başlığa taşıyorum.

Künye

Yapım: Bahçe Galata

Yazar: Yaşam Özlem Gülseven

Yönetmen: Anıl Can Beydilli

Yardımcı Yönetmen: Beril Çelik

Dramaturg: Tuğba Sorgun

Oyuncular: Dilşah Demir, Ceren Taşçı, Metin Coşkun

Işık Tasarımı: Yasin Gültepe

Ses ve Efekt Tasarımı: Ozan Ekinciel

Danışman: Saim Güveloğlu

Afiş Tasarımı: Tolga Güneş


TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer eleştiri yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Zeynep Nur Ayanoğlu

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin