Merhaba
Uzun bir aranın ardından 52. sayımızla yeniden birlikteyiz. Bu sayıda, “Güz” ve “Kış” sayılarını “Bahar” sayısı olarak tek bir kapsamlı edisyonda buluşturma kararı aldık. Oldukça yoğun ve zengin bir içerik sizleri bekliyor.
Bu kez okuma deneyimini daha bütünlüklü ve erişilebilir kılmak için yazılarımızı tematik başlıklar altında topladık. Böylece ilgi duyduğunuz alanlara kolaylıkla yönelirken, sayı boyunca kurulan düşünsel hattı da izleyebileceksiniz.
Ayrıca bu sayımızda, “Kolonyalizm ve Tiyatro” başlığı altında akademik makalelerden oluşan kapsamlı bir araştırma dosyasına da yer veriyoruz. Bu dosyada özellikle genç araştırmacıların çalışmalarının katkısı dikkat çekiyor. Tiyatroyu kolonyal geçmiş, temsil politikaları ve kültürel iktidar ilişkileri üzerinden yeniden düşünmeye davet eden bu bölümün, alandaki tartışmalara önemli bir zemin sunacağına inanıyoruz.
Gelelim ilk bölümümüze, “Toplumsal Cinsiyet ve Tiyatro” dergimiz için önemli bir izlek, bu başlık altındaki ilk yazımız bir söyleşi. Barış Celiloğlu 25 yıldır İngiltere’de oyunculuktan, yönetmenliğe ve akademisyenliğe kadar tiyatronun her alanında aktif olarak emek veren, Londra’da kendi tiyatrosunu kurmayı başaran, uluslararası projelere imza atan göçmen bir kadın sanatçı. Artık İstanbul’da, ancak iki ülkede de üretmeye devam ediyor. Onu tanıtmak, yaptığı işleri sizlerle paylaşmak ve toplumcu/ feminist bu sanatçıyı ülkemizde de görünür kılmak istedik.
İkinci yazımız yeni çıkan bir kitap üzerine, Sophie Dionysopoulou’nun yazdığı mit kaynaklı iki kadın oyununu içeren İphigenia Euripides Sokağı’nda adlı eser, aynı adlı oyunun yanı sıra Karanlık Sular adlı bir diğer oyunu da içeriyor. Öridike mitiyle bağlantılı Karanlık Sular oyununu Fakiye Özsoysal, kaynak mitle yazarın yorumu arasındaki farkları tartışarak, toplumsal cinsiyet açısından değerlendiriyor. Sahne Yayınları tarafından basılan kitabın çevirisi Canan Domurcaklı’ya ait.
Üçüncü yazımız Zehra İpşiroğlu’nun Hatırlayamadıklarımız adlı romanının bir okuma tiyatrosuna dönüştürülme serüveni üzerine. Ebru Suna’nın kaleminden “Sesle Hakikatı Anlatmak” başlığı altında yayınlanan bu yazıdan sonra Berliner Ensemble’dan anneler ve annelik üzerine bir oyun eleştirimiz var. Motherfuckinghood adlı oyunu Aslı Kaplan değerlendirdi.
İkinci başlığımız “Romandan Tiyatroya”. Bu başlık altında iki yazımız var. İlki Nurten Kum tarafından yazılan bir inceleme. Zülfi Livaneli’nin Serenad romanından Nadia İçin Serenad adıyla uyarlanan oyun Struma gemi faciası etrafında hatırlama ve yüzleşmeyi dramaturjinin merkezine koyarak romandan farklı bir yol izliyor. Oyunun yönetmeni ise Ebru Tartıcı Borchers. Oyun Köln’de Oberhausen tiyatrosunda sahneleniyor. İkinci yazı Vatermal roman uyarlaması üzerine. 3. kuşak Türkiyeli genç bir yazarın, Necati Öziri’nin Almanya’da Göç Sonrası Edebiyat başlığı altında değerlendirilen romanı önce Alman Kitap Ödülü ve 2024 yılında Ruhr Edebiyat Ödülü almış. Ardından, 2025’te bir tiyatro oyunu olarak sahnelenmiş ve seyirci salonları doldurmuş. Songül Kaya’nın kaleminden romanla oyunun ayrıntılı bir karşılaştırma analizini sizlerle paylaşıyoruz.
“Dünya’dan Sesler” başlığımız altında yine Almanya’dan Yasemin Dayıoğlu imzalı Oratoryo: Doyçland adlı bir oyun eleştirimiz var. Yine göç temasının bu kez sahnede eski bir Mercedes’le simgelendiği, müzik ağırlıklı bu oyun Caner Akdeniz rejisiyle sahnelenmiş. Dramaturg ise Jascha Fendel. Seyircinin müzik yoluyla, hatta dansa davet edilerek sahneyle güçlü bir bağ kurmasını sağlayan oratoryo formundaki bu ilginç oyunun düşünsel ve eleştirel boyutu oldukça güçlü.
Bu bölümümüzdeki son yazımız Avusturyalı koreograf ve yönetmen Florentina Holzinger’in A Year Without Summer adlı gösterimi üzerine. Berlin Volksbühne’de sergilenen oyun güçlü bir feminist perspektifle kadın bedeni, gençlik, güzellik, cinsellik gibi kavramları sert, cüretkar ve tersine bir sahne estetiğiyle sorgulayan çok katmanlı bir performans. Geleneksel seyirciyi rahatsız edebilecek bu performansı Aslı Kaplan değerlendirdi.
Gelelim “Eleştirel Düşünce ve Eğitimde Tiyatro” başlığımıza… İlk yazımız Zehra İpşiroğlu imzalı “Görünmeyeni Görünür Kılmak: Eleştirel Düşüncenin İzinde” başlığı altında günümüzde eleştirinin işlevi, alımlama, tiyatro eleştirisi, hatta feminist eleştiriden dizi eleştirisine kadar genişleyen ve bu bölüm için bir alt yapı niteliğinde bir inceleme. Ardından Nihal Kuyumcu’nun “Özgürlüğe Giden Yolda Bir Araç: Eğitimde Tiyatro” başlıklı yazısında eleştirel düşünce ve tiyatro ilişkisini örneklerle anlattığı eğitimde tiyatro ve forum tiyatro çalışmaları var. Daha sonra Cüneyt Yalaz, “Lise Tiyatrosu: Sorunlar, Olanaklar, Öneriler” başlığı altında 21 yıldır liselilerle yaptığı tiyatro çalışmalardan ve deneyimlerinden süzülen saptamaları ve gençlerle tiyatro çalışmanın önemini ve değerini vurguluyor. Yalçın Baykul ise “Dersleri Muzip Kılmak ya da Tiyatroyla Güldürerek Eğitmek” başlıklı yazısıyla eğitimde tiyatronun güler yüzlü, mizahla harmanlanmış yanını vurgulayarak öğrenmenin ve öğretmenin “korku dolu otoritesinden arınıp” empatiye açılan yolları paylaşıyor. Hemen ardından Orhun Şemin imzalı “Grips Tiyatrosu ve Dünyayı Değiştiren Çocuklar” yazımız var. 1969 yılında kurulan ve çocuk tiyatrosunda bir devrim niteliği taşıyan Grips Tiyatrosu’yla ilgili bu inceleme, konu başlığımızla doğrudan ilişkili, aynı zamanda Grips Tiyatrosu’nun çok değerli bir tanıtımı. Bu bölümün bir diğer yazısı ise Umut Tellioğlu’nun kaleme aldığı “Yakınlığın Sanatı: Üniversitelerde Oda Tiyatrosu Geleneği”. Üniversitelerimizdeki tiyatro geleneğini ve kulüp yapılanmasını tarihsel perspektiften günümüzün üretim koşullarına dek derinlemesine her boyutuyla anlatan bu kapsamlı yazı, eğitimde tiyatro bölümümüzün ilköğretimden başlayarak, üniversitede sonlanan yolculuğunu da tamamlıyor. Bölümün son yazısı ise konuyla ilgili bir dizi kitabın tanıtımı ve bu yayınlarla ilgili yaptığımız kısa bir söyleşi. Kısa bir süre önce MEB Güzel Sanatlar Liselerinin tiyatro bölümleri için özel tasarlanan dört yeni ders kitabı yayınlandı. Biri Tiyatro Tarihi ve üçü Dramaturji ders kitaplarından oluşan bu setin editörlüğünü Prof. Dr. Fakiye Özsoysal ve Prof. Dr. Metin Balay yapmış. “Tiyatro Eğitiminde Yeni Bir Dönem” başlığıyla yayınladığımız tanıtım ve söyleşiyle bu bölümü kapatırken, tiyatro eğitimini eleştirel düşünceyle bağlantılı biçimde her yönüyle mercek altına alıyoruz.
Arada Fahri Yiyin’in kaleminden “Anlatıdan Anlık Güldürüye: Stand-Up’ın Tiyatro İle İmtihanı” başlıklı bir yazımız var. Yine tarihsel perspektiften, ülkemizdeki meddah geleneğine uzanan sonrasındaysa tek kişilik oyunların stand-up türüyle bağlarını tartışan yazı, sonuçta stand-up türünü hepsinden farklı bir yerde konumlandırıyor.
Bu sayımızda “Kolonyalizm ve Tiyatro” başlıklı akademik ağırlıklı bir dosyamız var. Yedi Tepe Üniversitesi’yle yaptığımız işbirliği sonucu yayınlamaya karar verdiğimiz bu makaleler üç farklı yazardan altı oyunu kapsıyor. Koffi Kwahule’nin Bira Fabrikası ve Jean Genet’in Zenciler’i Özgür Deniz Ergözoğlu, Carly Churchill’in Bulutların Üzerinde ve Jean Genet’nin Paravanlar’ı Merve Nur Şirin ve Athol Fugard’ın Ada ve Tom Stoppard’ın Hint Mürekkebi ise S. Gamze Nergis tarafından kapsamlı bir şekilde araştırılarak makale hâline getirilmiş. Kolonyalizm ve post kolonyalizm üzerine bu özel oyunlar yoluyla düşündüren ve bunu zaman zaman toplumsal cinsiyet perspektifiyle de bağlayan bu inceleme yazıları başta söylediğim gibi oldukça kapsamlı bir dosya oluşturuyor.
Dergimizin 2009 yılından itibaren Tiyatro Eleştirmenler Birliği (TEB) tarafından sahiplenilmesinde büyük emeği olan ve uzun yıllar TEB başkanı olarak görev yapan eleştirmen ve değerli insan Üstün Akmen’i yitireli 10 yıl oldu. Dikmen Gürün “Üstün Akmen’i Bir Kez Daha Sevgiyle Anmak” başlıklı yazısında onun eleştiri kültürümüze kattıklarından ve yayınladığı toplu eleştiri kitaplarından söz ederek, sanata gönül vermiş bu üretken yazarı saygıyla anıyor. Biz de tüm yayın kurulumuz ve TEB camiamız adına güzel anısını saygıyla yaşatmaya çalışıyoruz.
“Devlere Veda” başlığımız altında 2025 yılında yitirdiğimiz, dünyadan ve ülkemizden üç çok önemli tiyatro insanını anıyoruz. Zeynep Oral 20. ve 21.yüzyıla damgasını vuran Robert Wilson’ı, Zehra İpşiroğlu 60’lı 70’li yıllardan bu yana Alman Tiyatrosu’nda devrim yaratmış ünlü yönetmen Claus Peymann’ı, Nurdan Arca ise 1.5 yıl önce kaybettiğimiz Genco Erkal’ı yıllar içinde kendi karşılaşmaları ve yaptığı Dostlar Tiyatrosu Belgeseli yoluyla anlatarak yeniden unutulmaz kılıyor.
Bu kez yazıma ülke gündemiyle başlamadım. Oysa ekonomik krizin hayatlarımızı her geçen gün biraz daha daralttığı bir dönemdeyiz. Tam da böyle bir zamanda, Şubat ayı itibarıyla İstanbul sahnelerinde 300’ün üzerinde oyun perde açıyor. Bu sayı, yalnızca niceliksel bir veri değil; umudunu yitirmeyen genç toplulukların, tüm imkânsızlıklara rağmen üretmekte ısrar eden bağımsız tiyatroların direncini gösteren güçlü bir işaret.
Çoğu mekânsız, yüksek sahne kiralarıyla ve kamusal destekten yoksun biçimde var olmaya çalışıyor, kendi olanaklarıyla ayakta duruyor, zaman zaman örgütlenerek dayanışma ağları kuruyor. Belki de bugün attıkları bu inatçı adımlar, yarının kültürel iklimini belirleyecek; tiyatromuza yeni sözler, yeni bir estetik, yeni değerler katacak.
Onları görün. Bir bilet alarak yalnızca bir oyun izlemeye değil, bir varoluş mücadelesine ortak olun. Yaşamınıza tiyatroyu katmak, kolektif belleğimizi canlı tutmanın en güçlü yollarından biri. Çünkü tiyatro, seyircinin soluğuyla nefes alır; o nefes kesildiğinde sahne kararır.
53. sayımızda tekrar buluşmak dileği ve sanatla, tiyatroyla yollarınızı ayırmamanız umuduyla yaklaşan Dünya Tiyatro Günü’nü de şimdiden kutluyoruz.
TEB Oyun Dergisi‘nin 52. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.






