Anlatıdan Anlık Güldürüye: Stand-Up’ın Tiyatro ile İmtihanı
Giriş
Tiyatro tarihinin anlatıldığı birçok eserde ilk gösterinin M.Ö. 534 yılında Atina’da yapıldığına rastlamaktayız. 2500-3000 yıllık geçmişe sahip olan tiyatronun yüzyıllar içerisinde gelişimi ve değişimi de kaçınılmaz olmuştur. Tiyatronun ilk ortaya çıkışından günümüze kadar olan gelişimini bir insana benzetmek mümkündür fakat doğan, büyüyen ve ölen insandan farklı olarak tiyatro doğdu, büyüyor ve insan var olduğu sürece ölümsüz olmaya devam edecektir. Memet Fuat “Tiyatro Tarihi” isimli eserinde iki çeşit tiyatroya yer veriyor, bunlardan ilki metne, oyuncuya, sahne-dekora ve seyirciye dayanan klasik tiyatro sanatıdır. İkincisi ise günlük hayat davranışlarını ve taklitlerini içeren tiyatro olayıdır. İlk insanların avlama taklidini yapması, ortada dil yokken hareket ve figürlerle ne yapılması gerektiğini göstermesi ve bu insanların birbirlerini yönetip yönlendirmesi ilk tiyatro esintilerinin ne şekilde başladığını da gösteriyor.
Gerek oyuncuyu gerekse seyirciyi bulunduğu ruh hâlinden alıp uzaklara götürme başarısını gösteren tiyatro; deneyimleri, olayları, önermeleri, düşünce ve problem zenginliğini bünyesinde barındırarak geçmişe ve geleceğe ışık tutabiliyor. Bu denli köklü olan bu sanat dalında çok kişilik oyunlar olabildiği gibi tek kişilik oyunlara da rastlanabiliyor. Dekor, sahne, kostüm gibi uğraşların daha az olduğu tek kişilik oyunlarda ağırlıklı olarak oyuncunun performansına odaklanılıyor, tek kişi olan oyuncunun bu baskıyı kaldırabilmesi ve oyununu minimum hata ile icra etmesi gerekiyor. Batı dünyasında daha eski geçmişe sahip olan tek kişilik oyunların ülkemizde yaygınlaştığı yıl ise 1980 ve sonrası olarak öngörülüyor fakat sahnede icra edilen ve tek kişi tarafından ortaya konan şeylerin tamamına tiyatro denmemelidir. Bu çalışma içerisinde de stand-up gösterilerinin bir tiyatro türü olmadığına, meddahlığın sahip olduğu nitelikleri karşılamadığına fakat kendi başına bir sahne veya performans gösterisi olabildiğine değinilmektedir.

Tek Kişilik Oyunlar
Erbil Göktaş, 1999 yılında hazırlamış olduğu “Tek Kişilik Oyun Olgusunun Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosunda Yansıması” isimli doktora tezinde, tek kişilik oyun olgusunun ortaya çıkmasının nedenleri arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel değişimlerin önemli rol oynadığını ifade etmiştir. Çalışmanın devamında da tek kişilik oyunları üç ayrı başlık altında incelemiştir: canlandırmaya dayanan oyunlar, seyirciyi oyuncu ya da gözlemci yerine koyan oyunlar ve anlatıya dayanan oyunlar.
Canlandırmaya Dayanan Oyunlar: Oyuncunun sahnede bir veya birkaç karakteri canlandırdığı türdür ve burada kapalı biçime ait özellikler yer almaktadır. Dolayısıyla oyuncu ile seyirci arasında dördüncü duvar oluşmaktadır. 1912’de Ahmet Nuri Sekizinci tarafından yazılan Münevver’in Hasbihali, 1950’de Aziz Nesin tarafından kaleme alınan Çiçu ve 1975’te Ferhan Şensoy tarafından sahnelenen Şu Gogol Delisi eserleri bu türe örnek teşkil etmektedir.
Seyirciyi Oyuncu Yerine Koyan Oyunlar: Bu türde oyuncu, metin doğrultusunda seyirci ile iletişime geçmektedir. Sahnede kurgulanan çatışma da buna göre şekillenir. Açık biçime uygun olan bu türde örneğin oyuncu hırsız, seyirci polis olabilir veya oyuncu memur, seyirci ise memura başvuran vatandaş rolünü üstlenebilir. Anton Çehov’un Tütünün Zararları isimli eseri ve Barry Collins’in Yargı adlı oyunu bu türe giren örneklerdendir.
Anlatıya Dayanan Oyunlar: Seyirciyle doğrudan konuşulan oyunlardır ve genellikle açık biçime uygundur. Bu türde oyuncunun seyirci ile etkileşimi oldukça yüksektir; soru sormak, laf atmak gibi yöntemler yaygın olarak görülmektedir. Erol Toy’a ait Meddah, Ferhan Şensoy’un Ferhangi Şeyler oyunu ve Cahit Atay’ın yazdığı Cennet Ana ve Oğulları bu türe örnek olarak gösterilebilir.
Görüldüğü üzere, tek kişilik oyunlar kendi içerisinde de farklı başlıklar altında toplanmaktadır. Dramatik anlatım ve içerik düşünülerek oyunun sınıflandırılması yapılmalı, özellikle de biçime göre yanılsama olup olmaması konusunda karar verilmelidir.
Erbil Göktaş, ilgili çalışmasında tek kişilik oyunları şu şekilde tanımlamaktadır: “Tek kişilik oyunlar, sahnede yalnızca bir oyuncunun yer aldığı, bu oyuncunun gerektiğinde farklı karakterlere bürünebildiği ve çeşitli kişilikleri ardı ardına canlandırdığı tiyatro biçimleridir. Bu tür oyunlarda oyuncu, yalnızca sahne üzerindeki unsurlarla değil, kendi iç dünyasıyla da çatışma yaratabilir. Oyuncu, sahne dışında hayalî karakterlerle veya izleyiciyle doğrudan ilişki kurabilir; bazı durumlarda izleyiciyle kurulan bu iletişim, oyunun temel dinamiğini oluşturabilir. Oyun, dramatik ya da açık biçim gibi tiyatro anlayışlarının kurallarına bağlı kalınarak hazırlanır ve tiyatro sanatının estetik ve teknik gerekliliklerine uygun şekilde sahnelenir. Bu yapı, oyuncunun hem anlatıcı hem de karakter olarak işlev gördüğü, tek başına birden çok rolü üstlendiği bir anlatım biçimidir.”
Meddahlık
Meddah kelimesi Arapça kökenli olup “metheden, öven” anlamına gelmektedir. Hikâye anlatıcılığına dayanan meddahlık, geleneksel Türk tiyatrosunda da önemli bir yer edinmeyi başarmıştır. Ortaya çıktığı ilk dönemlerde dinî konuları ele alan ve dinin yayılmasını sağlayan meddahlık, zamanla din dışı konularda da uygulanmıştır ve bu meddahlara “kıssahan” adı verilmiştir. Özdemir Nutku, Âşık ve Meddah Hikâyeleri adlı eserinde şu hususlara yer vermektedir: “Meddahlar, kıssahanlar, şehnamehanlar, halkın bulunduğu yerlerde İslâm tarihinin ve İran edebiyatının kahramanlarına ilişkin hikâyeleri ve şiirleri okuyorlardı. Bunlar halk arasında seviliyor ve yayılıyordu. Klasik İslâm kültürünün ve klasik edebiyatın Osmanlıların büyük merkezlerindeki bu güçlü etkileri, aynı toplumsal ve edebî çevrelerin yarattıkları âşık türü üzerinde kuşkusuz etkili olmuş ve bu türe çeşitli öğeler vermiştir.”
Hikâye anlatıcılığını odak noktasına alan meddahlık, 20. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür. Sadece güldürmek veya eğlendirmek gibi amaçları olmayan meddahlık, seyircide coşkunluk, üzüntü, merak ve acıma gibi duyguları da uyandırmaktadır. Meddah, hikâye anlatıcılığının yanında izleyicileri etkileyen bir oyuncudur; bunu özellikle taklit, mimik, hareket, ses ve tiplemelerle zenginleştirmektedir.
Meddah gösterilerinde seyirciye oldukça yakın durur; bu sayede kuvvetli bir bağ kurar ve hikâyelerini merak-geciktirme gibi anlatım biçimleriyle sunar. Meddahın aksesuarları, sahnesi ve kullandığı eşyalar tesadüfen seçilmemiştir; sopa ve mendil bunlara iyi bir örnektir. Ayrıca gösterinin başlangıç cümleleri ile kapanış sözleri belirli kalıplarla söylenmektedir.
Gerçek anlamda meddahlık yaptığı belirtilen son kişilerin İsmail Efendi, Kadri Efendi, Âşki, Süruri ve Tahsin Efendi olduğu çeşitli kaynaklarda aktarılmaktadır. Atila Kartal tarafından kaleme alınan Meddahlık Geleneğinin Günümüz Sanatçılarındaki Yansımaları Üzerine Bir Değerlendirme isimli makalede ise İsmail Dümbüllü’nün geleneksel anlamda meddah olduğu, ancak hikâye anlatıcılığından çok taklit yeteneğiyle ön plana çıktığı belirtilmiş ayrıca son meddahlardan birinin de Erol Günaydın olduğu ifade edilmiştir.

Stand-Up Komedi
Erbil Göktaş 1999 yılında yazmış olduğu tezinde stand-up’ın 19. yüzyılın ortalarında Amerika’da ortaya çıktığını ve kitlesel bir eğlence türü olduğunu ifade etmektedir. 1800’lü yıllarda Amerika’da nüfusun artması, çoğunluğun erkek ve göçmenlerden oluşması ucuz ve basit eğlence talebinin de artmasına yol açmıştır. Dolayısıyla bu dönemde ortaya çıkan formların abartılı ve kontrol dışı olduğu fikri oluşmaktadır. Amerikan eğlencesi olarak bilinen vodvilin 1890’lı yıllarda geliştiği ve 20. yüzyıla kadar büyümesini sürdürdüğü bilinmektedir; kısa tanımı ise müzikli tiyatro oyunu şeklindedir. Çalışmanın devamında stand-up komedyen teriminin ilk kez 1966 yılında kullanıldığı öne sürülmektedir. O dönemdeki stand-up komedyeninin tanımı, “sahnede, seyircinin önünde tek başına başarılı şakalar sergileyen, mizahî yorumlar yapan” biri olarak yapılmıştır. Jerry Seinfeld, Bill Cosby ve Richard Pryor gibi isimler de ilk stand-upçılar olarak öngörülmektedir.
Türkiye’de stand-up esintileri ilk olarak 1988 yılının sonlarında görülmektedir ve ilk kullanan kişi Rüstem Batum’dur. İki Ters Bi Düz Laflara adlı gösterisinde stand-up duyuruları yapan Batum, ilk stand-up yapanın kendisi olmadığını; Orhan Boran ve Celal Şahin’in daha önce stand-up gösterileri yaptığını söylemiştir. Bunun üzerine internette birçok kaynakta Orhan Boran’ın 1960’lı yıllarda gece kulüplerinde stand-up yaptığı ve TRT Arşiv içerisinde 1978 yılına ait stand-up kaydının bulunduğu tespit edilmiştir. Türkçeye “ayaküstü komedi” veya “ayaküstü eğlence” olarak çevrilebilen stand-up, 1990’lı yıllarda yaygınlaşmış ve günümüzde de üst seviyede popülerliğe ulaşmıştır. Mehmet Ali Erbil, Cem Yılmaz, Cem Özer, Yalçın Özden, Ata Demirer, Uğur Yücel, Beyazıt Öztürk bu akımın başlangıcında ve yayılımında etkin rol oynayan isimler olmuştur.
Mevcut zamanlarda da stand-up gösterilerinin oldukça yaygın olduğu görülmektedir. Sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte daha erişilebilir hâle gelen stand-uplar, hem düşük maliyetli olması hem de eğlendirme amacından dolayı geniş kitlelere ulaşabilmektedir. Güldürmeyi, farklı anı, olay veya hikâyelerle seyirciyi sadece hoş tutmayı amaçlayan bu gösterilerde argo kullanımı da oldukça yüksek seviyede olabilmektedir. Mehmet Gedik ve Erhan Akın tarafından hazırlanan Tek Kişilik Gösterilerde (Stand-Up) Kullanılan Argo Dilinin Tespiti Üzerine Bir İnceleme isimli makalede Ata Demirer, Cem Yılmaz ve Atalay Demirci incelenmiştir. Türkiye argosunun öbeklendirilmesinin ardından ilgili kişilerin argo kullanım sıklıkları, gösterilerde yapılan gözlemlerle birlikte derlenmiştir. Çalışmanın sonucunda Ata Demirer’in iki gösterisinde 84 argo ve küfür nitelikli cümle/kelime kullandığı belirlenmiştir. Cem Yılmaz ise yedi gösterisinde toplamda 248 argoya yer vererek gösteri başına ortalama 35 argo kullanımı gerçekleştirmiştir.
Stand-up olarak ortaya konan bu gösterilerin herhangi bir didaktik amacı ve öğretisi bulunmamaktadır. Hoş ama içerik bakımından boş olarak nitelendirilebilecek bu gösterilerde alaycı üsluba da sıkça rastlanmaktadır. Gösteriyi yapan kişinin seyirciyi aşağılayacak seviyede karşısına alması veya sırf komikliği üst seviyeye taşımak için anlattığı olay üzerinden kişi ya da kişileri hedef göstermesi, stand-up’ın ilk yıllarında ortaya çıktığı kitleyle bugünlerde de bağdaştığını göstermektedir. Toplumsal, ekonomik ve gündelik olayların da artış gösterdiği bu son dönemlerde toplum, eğlenmeye, gülmeye ve bir anlık da olsa hoş vakit geçirmeye daha meyilli olabilmektedir. Bu meyil, stand-up gösterilerinin artmasına olanak sağlamış ve yüzlerce insanın komedyenliğe geçmesine katkıda bulunmuştur. Stand-up, içerik ve kapsam bakımından ele alındığında ise meddahlığın devamı olmamakta; hatta tiyatro olarak da nitelendirilmemektedir.
Stand-up Tiyatro mudur? Meddahlığın Devamı Sayılabilir mi?
Tiyatro Tiyatro Dergisi’nin Mart 1998 sayısında Hülya Nutku “Stand-up Comedy Tiyatro mudur?” başlıklı yazısında stand-up’ın tiyatral olmadığını, modern meddah olarak sınıflandırılmaması gerektiğini ve oyunculuk donanımının yanında meddahlıkta taklitten çok dramatize edilen bir öykünün canlandırma çabasının bulunduğunu ifade etmektedir. Meddahlık sahip olduğu köken ve yaygın olduğu dönem bakımından stand-up ile bir tutulmamalıdır. Meddahlık insanları sadece güldürmeye odaklanan bir tiyatro türü değildir, anlatılan hikâyeler birbirinden kopuk olmamakla birlikte belirli önermeleri de içerebilmektedir. Meddah argo kullanımını düşük seviyede tutmakta ayrıca hiciv olarak bilinen yergiyi de kısıtlamaktadır. Stand-up güldürmeyi hedefi hâline getiren, güldürmeye giden yolda her şey mübahtır fikrini destekleyen ve tiyatral alt yapıyı barındırmayan bir gösteri olarak kalmaktadır.
Sevda Şener’in Erbil Göktaş’a yazmış olduğu 28/05/1997 tarihli mektupta stand-up için tiyatro niteliği taşıdığına emin olduktan sonra tek kişilik oyun kapsamına alınabileceğini belirttiğini görmekteyiz, bunun için metin incelemesi ve kurgu düşünüldüğü zaman tek kişilik oyun olamayacağı düşünülmektedir. Turgut Özakman’ın 30/06/1997 yılında yazdığı diğer mektupta ise “stand-up, one-man show gibi tek kişilik gösterileri tiyatro olarak değerlendirmek, kanımca olanaksızdır. Bunlar sadece gösteri olarak adlandırılabilirler.” ifadesi yer almaktadır. 2 Ocak 1999 yılında Sabah-Tele Şamdan dergisinde “Alasya Sahnelere Dönüyor” başlıklı yazıda Zeki Alasya “stand-up tek kişilik gösteri tiyatronun ta kendisidir. Eğer yapılan şey belli bir yükseltinin üzerine çıkıyorsa ve kitleler izliyorsa bu tiyatrodur.” açıklamasını yapmıştır. Buna karşılık olarak Erbil Göktaş “tek kişi yapılan konserler de tiyatro mu sayılacak?” sorusu ile konuya açıklık getirmiştir. Hülya Nutku stand-up adıyla yapılan şeyin tüketim toplumunda anlık bir espri üretimi olduğunu, seyircinin kolaya kaçtığını ve sonucu hemen kabul ettiğini ifade etmiştir.
Mehmet Emin Bars tarafından kaleme alınan Geçmişten Günümüze Meddahlık Geleneğindeki Değişim/Dönüşümler: Meddahlıktan Stand-Up’a isimli makalede meddahlık ve stand-up özelinde benzerlik ve farklılıklar ortaya konmuştur. Çalışmanın sonucunda meddahın stand-upçı olmadığı, ikisinin birbirine yakın olduğu fakat birebir yerine geçmediği vurgulanmıştır. Atilla Kartal’ın 2017 yılında yayımladığı Meddahlık Geleneğinin Günümüz Sanatçılarındaki Yansımaları Üzerine Bir Değerlendirme isimli makalesinde de meddahın halk tiyatrosu ile epik destan geleneği arasında bir yerde durduğu, stand-up yapan kişilerin ise anlık güldürü odaklı bir eğlencenin merkezinde yer aldığı gözlenmiştir.
Günümüz stand-up komedyenlerinden Baturay Özdemir 23 Temmuz 2024 tarihinde katıldığı Ali Sunal ile Aramızda programında meddahlık yapanlara kıyasla bazı kıstasları karşılamadıklarını belirtmiştir, bu görüş incelenen makale ve araştırmaları destekler niteliktedir. Diğer taraftan 18 Kasım 2023 tarihli Okan Bayülgen ile Uykusuzlar Kulübü isimli programda Cem Özer stand-up için “meddahtır” ifadesini kullanmıştır, aynı programda bulunan Okan Bayülgen ise stand-up ile meddahlığın birbirine çok yakın olduğunu söylemiştir. Stand-up ile meddahlık için ortak yönler kadar farklılıklar da bulunmaktadır ayrıca meddahlık geleneksel Türk tiyatrosunda köklü bir geçmişe sahiptir. Stand-up bir tiyatro türü olmamakla birlikte sahne sanatı, performans veya gösteri sanatı olarak nitelendirilebilir ayrıca bunu yapmanın da yetenek ve kıvrak zekâ gerektirdiği de bilinmektedir.
Sonuç
Tek kişilik oyunların, stand-up ve meddahlığın ele alındığı bu çalışmada birden fazla makale ve tez kullanılarak derleme yapılmıştır. Meddahlık, köklü bir gelenek olarak anlatı, dramatizasyon, oyunculuk ve kültürel birikimi içeren, felsefî ve sanatsal bir derinlik barındıran bir tiyatro türüdür. Stand-up ise kısa süreli, güncel ve sonuç odaklı güldürüye dayalı, çoğunlukla argo ve gündelik dile yaslanan bir sahne performansıdır. Her ne kadar performans teorisi bağlamında bir sahne sanatı olarak ele alınabilse de, stand-up’ın anlatı bütünlüğü, dramatik yapı, karakter derinliği ve estetik kaygı gibi tiyatronun temel unsurlarını taşımadığı açıktır. Bu nedenle stand-up, meddah geleneğinin devamı sayılamayacağı gibi, tiyatro olarak da kabul edilemez; daha çok sahne veya performans sanatı kapsamında değerlendirilebilecek, anlık güldürüye odaklanan modern bir gösteri türü olarak konumlandırılmalıdır. Sonuç olarak, meddahlık ile stand-up arasında kurulan yüzeysel benzerlikler, bu iki gösteri biçiminin aynı kategoride değerlendirilemeyeceğini göstermektedir. İlave olarak toplumda stand-up’a olan ilginin yüksek seviyede olduğu değerlendirilmiştir. Yaşanan günlük, ekonomik ve toplumsal olayların etkisinde insanların gülmeye, eğlenmeye duyduğu ihtiyacı giderme noktasında stand-up önemli bir yer edinmiştir.
Kaynakça
1.Göktaş, E., “Tek Kişilik Oyun” Olgusunun Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosunda Yansıması, Doktora Tezi, 1999.
2. Fuat, M., Tiyatro Tarihi, 3. Baskı, 2010.
3. Nutku, O., Âşık ve Meddah Hikâyeleri, Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi, 2006.
4. Kartal, A., Meddahlık Geleneğinin Günümüz Sanatçılarındaki Yansımaları Üzerine Bir Değerlendirme, TARR, 2017.
5. Gedik, M., Akın, E., Tek Kişilik Gösterilerde (Stand-Up) Kullanılan Argo Dilinin Tespiti Üzerine Bir İnceleme, Ekev Akademi Dergisi, 2016.
6. Nutku, H., Stand-up Comedy Tiyatro mudur?, Tiyatro Tiyatro Dergisi, 1998.
7. Bars, M. E., Geçmişten Günümüze Meddahlık Geleneğindeki Değişim/Dönüşümler: Meddahlıktan Stand-Up’a, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 2019.
8. İpek, B., Alasya Sahneler’e Dönüyor, Sabah-Tele Şamdan, 1999.
9. Cankara, M., Cem Yılmaz Bir Modern Meddah mıdır?, Mitten Meddaha Türk Halk Anlatıları, 2006.
10. Sevindik, A., Kara, N. N., Türk Meddahlık Geleneği ve Stand-Up: Kültürel Dönüşümün Yansımaları, Tokat 2. Uluslararası Bilim Kongresi, 2023.
11. Sekmen, M., Oyuncu Meddah ya da “Kendi ve Diğerleri” Mekanizması, Tiyatro Araştırmaları Dergisi, 2010.
12. Arıkan, S. E., Performans Teorisi Bağlamında Günümüz Mizahına Bir Örnek: Ankara’da Stand-up, Kültürel Miras Araştırmaları, 2021.
13. Gürler, G., Ofansif Mizah, Toplumsal Eşitsizlikler ve Politik Doğruculuk: Stand-Up Komedileri Üzerine Eleştirel Bir Analiz, Ankara Üniversitesi İLEF Dergisi, 2020.
TEB Oyun Dergisi‘nin 52. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.






