Tiyatro Hazinemizden Sergisi Üzerinden Tiyatromuzu Düşünmek

“Tiyatro Hazinemizden” Sergisi

Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV) tarafından, Sivil Toplum için Destek Vakfı (STDV) ve Türkiye Mozaik Foundation katkılarıyla hayata geçirilen “Tiyatro Hazinemizden / The Treasures of Our Theatre” arşiv sergisi, 27 Kasım 2025 – 31 Ocak 2026 tarihleri arasında Depo İstanbul’da katılımcılarını ağırlayarak tiyatro tarihimizin tozlu raflarına taptaze bir soluk üfledi. Serginin küratörlüğünü, vakfın kurucu başkanı olmasının ötesinde tiyatro tarihine ve dramaturgi disiplinine adadığı ömrüyle, tiyatro yazınımızın duayen isimlerinden biri olan Esen Çamurdan Hocanın üstlendiği yardımcı küratörler olarak ise Aylin Erkan ile Ceren Uyan’ın eşlik ettiği sergi; Türk tiyatrosu tarihi açısından tarihsel bir bağlam çerçevesinde, özellikle ‘Türkiye tiyatrosunun’ çok katmanlı ve çoğul belleğini TTV arşivinden özenle seçilmiş nadide belgeler aracılığıyla görünür kıldı. Sera Dink imzalı sergi tasarımı ise arşivi sadece muhafaza edilen bir “geçmiş” olmaktan çıkarıp; bugüne temas eden, güncel sorular doğuran ve kesintisiz bir yeniden okumayı talep eden dinamik bir “hâfıza alanı” olarak kurgulamıştı. 

Etkinlik Afişi (TTV’nin resmî web sayfasından alınmıştır)

“Tiyatro Hazinemizden” sergisi, tiyatronun yalnızca sahnede gerçekleşen bir sanat formu olmadığını; anılarda, belgelerde, yazışmalarda, notlarda ve kuşaktan kuşağa aktarılan anlatılarda da yaşamaya devam ettiğini hatırlatan bir buluşma alanı sunuyordu. Dolayısıyla bu özenli çalışma, bir bellek işlevi görerek; belgeyi donuk bir tarih nesnesi katılığına hapsetmek yerine, onu âdeta yaşamın canlı sürekliliği içinde yeniden konumlandırıyordu.

“Tiyatro Hazinemizden” sergisi yekpare ve otoriter tarih anlatıları kurmak yerine, gündelik emeğin kılcal damarlarından beslenen; parçalı, bazen kırılgan ama her zaman çok sesli bir belleği paylaşıma açtı aslında. Bu yaklaşım, ziyaretçiyi pasif bir “seyirci” konumundan çekip alarak, tiyatro belleğiyle doğrudan temas kuran bir “tanık ve okur” mertebesine davet etti diyebilirim.

Kişisel olarak bu sergiyle kurduğum bağ, sergi salonunun duvarlarını aşan, çok daha köklü bir mutfak mesaisine dayanmaktadır. Henüz sergi fikrinin taslak aşamasında olduğu, o yorucu ama heyecan verici hazırlık evresinde; Kasım 2024 – Ocak 2025 tarihleri arasını kapsayan üç aylık süreçte, Türkiye Tiyatro Vakfı bünyesinde içerisinde yer aldığım gönüllü çalışmalar, serginin “görünmeyen” temel taşlarına dokunmamı sağladı. Vakfa bağış yoluyla ulaşan ham materyallerin tasnif edilmesinden, belgelerin tarihsel bağlamlarına göre ayrıştırılmasına kadar uzanan bu süreçte; arşivin yalnızca bir sonuç değil, muazzam bir sabır ve kolektif emekle örülen bir yaşama pratiği olduğuna bizzat tanıklık ettim.

Bu mutfak mesaisi, “Tiyatro Hazinemizden”i bitmiş bir sergi projesinden öte; arkasında çok sayıda görünen yahut görünmeyen emeğin, titiz bir tasnif sürecinin ve kurumsal hassasiyetin bulunduğu uzun soluklu bir sürecin ürünü olarak okumama imkân tanıdı. Sergi, bu yönüyle yalnızca sergilenen belgelerle değil; o belgelerin bir araya geliş süreçleriyle, bekleyişleriyle ve henüz açığa çıkmamış potansiyelleriyle de anlam kazanan bir çalışma olarak ayrı bir bağ kurmamı sağladı. Sonuç itibarıyla sergi, sadece geçmişi sergilemekle kalmadı; o geçmişi bugüne taşıyan “emeğin kendisini” de sessiz ama derinden selamlayan bir hafıza duruşuna dönüştü.

Arşiv Olarak Bellek: Serginin Temel Yaklaşımı

Serginin omurgasını, TTV arşivinden gün yüzüne çıkarılan muazzam bir malzeme yelpazesi oluşturuyordu. Bu seçki, kuru birer belge yığını olmaktan öte, tiyatronun can damarlarını hissettiren birer hayat izi niteliğindeydi: Sararmış sicil defterleri, aceleyle düşülmüş kişisel notlar, emeğin somut karşılığı olan maaş bordroları, kurum içi yazışmaların resmiyetine karışan içten mektuplar, fotoğraflar, kitaplar ve dergiler… Sahne tasarımlarının estetik kaygısından afişlerin ve karikatürlerin toplumsal eleştirisine, oyun metinlerinin ilk taslaklarından provaların o ter kokan çalışma notlarına uzanan zengin bir çeşitlilik. Bu çeşitlilik, parçalı yapı üzerinden tiyatronun gündelik emekle örülmüş, kolektif ve “çoğul tarih anlatısını” görünür kılıyordu.

Sergiden (TTV’nin resmî web sayfasından alınmıştır)

“Tiyatro Hazinemizden”, belgeleri didaktik ve doğrusal bir kronolojiye hapsetmekten titizlikle kaçınmıştı. Tasarımın sunduğu bu özgürlük alanı, izleyiciyi farklı dönemlere ve kurumlara âit izlerin beklenmedik anlarda yan yana geldiği, çağrışımlarla katmanlaşan bir okuma evrenine davet ediyordu. Bu kurgu sayesinde arşiv, tozlu ve durağan bir depo imgesinden sıyrılarak; bugünün tiyatro düşüncesini kışkırtan, yeni sorular doğuran ve her bakışta kendini yeniden üreten devingen bir bellek alanına dönüşüyordu. Arşivin bu dinamik yapısı, mutfakta geçirdiğim hazırlık sürecinin o üç aylık kısa zaman aralığında bizzat deneyimlediğim üzere; geçmişin sadece korunan bir emanet değil, geleceği kuran kurucu bir irade olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Mekân ve Tasarım: Okuma Deneyimi ve Tanıklığın Estetiği

Serginin Depo İstanbul’da konumlanması, küratoryal yaklaşımı mekânsal düzlemde de tahkim eden temel unsurların başında geliyordu. Sera Dink’in kurguladığı tasarım dili, belgeleri mesafeli birer “kutsal nesne” olarak kaideler üzerine yerleştirip yüceltmek yerine; onları okunabilir, neredeyse dokunulabilir ve her dâim düşünmeye kışkırtan yaşayan unsurlar olarak mekâna nakşetmişti.

Sergi salonun bir kısmı, Depo İstanbul (TTV’nin resmî sosyal medya hesabından alınmıştır)

Afişlerle örülü duvarlar, vitrinlerdeki evrak yoğunluğu ve metin panolarının yalın dili, izleyiciyi sessiz bir müze ziyaretçisinden ziyade, hâfızayla temas kuran bir okur konumuna taşımıştı. Sergi bu yönüyle, bakmaktan çok okumayı, seyretmekten çok düşünmeyi öneriyordu. Bu noktada sergi, izleyicisine sadece “bakmayı” değil, derinlikli bir “okumayı”; sadece “seyretmeyi” değil, o belgelerin arasından süzülüp gelen emeği “düşünmeyi” teklif ediyordu. 

Sergiden Estetik Alana: Etkinliklerle Katmanlaşan Bellek

“Tiyatro Hazinemizden”, sergi mekânıyla sınırlı kalmayan bir program anlayışıyla şekillenmiştir. Sergiye eşlik eden söyleşiler, atölyeler ve rehberli turlar, arşivin sözlü târih ve canlı tanıklık boyutunu güçlendirir.

Bu programın en dikkat çekici duraklarından biri, yakın zamanda kaybettiğimiz tiyatro devimiz Genco Erkal’ın sahne arkadaşlarıyla gerçekleştirilen söyleşidir. Moderatörlüğünü Ferdi Çetin’in üstlendiği buluşmada, Tülay Günal, Meral Çetinkaya, Bülent Emin Yarar ve Erdem Akakçe gibi son derece kıymetli konuklar, Genco Usta ile sahne deneyimlerini ve ortak üretim süreçlerini izleyiciyle paylaştılar. Bu tanıklıklar, vitrinde görülen belgeleri yaşayan anlatılara dönüştürerek serginin belleğini bedensel ve sözlü bir katmanla genişletmiştir.

Etkinlik afişi (TTV’nin resmî web sayfasından alınmıştır)

Moderatörlüğü, tiyatromuzun entelektüeli ve meslekî anlamda idolüm, Prof. Dr. Kerem Karaboğa Hoca tarafından gerçekleştirilen ve serginin âdeta can damarını oluşturan, “Bize Bir Tiyatro Müzesi Gerek!” başlıklı söyleşi; sergiyi, yalnızca geçmişin envanterini tutan bir arşiv dizgesi olmaktan çıkarıp Türkiye’de tiyatro belleğinin kurumsallaşmasına ilişkin eksiklikleri ve geleceğe dâir talepleri odağına alan politik bir tartışma zeminine taşıdı. Bu buluşma, “Tiyatro Hazinemizden” sergisinin sadece bir sunum değil, aynı zamanda kolektif bir hafıza inşası için güçlü bir çağrı niteliği taşıdığını görünür kıldı.

Etkinlik afişi (TTV’nin resmî web sayfasından alınmıştır)

Program dâhilinde gerçekleştirilen atölyeler ise serginin pedagojik ve katılımcı yönünü güçlendirmiştir. Özellikle Dilan Erdoğan ve Emre Bilgiç’in yürütücülüğünü üstlendiği çocuklara yönelik yaratıcı drama çalışmaları, arşivin farklı yaş gruplarıyla buluşmasını sağlayarak sergiye önemli bir pedagojik açılım sunmuştur. Bu atölyeler aracılığıyla arşiv; genç kuşaklar için soyut, donmuş bir geçmiş anlatısı olmaktan çıkarak, oyunla deneyimlenebilir ve doğrudan ilişki kurulabilir dinamik bir alana dönüşmüştür.

Etkinlik afişi (TTV’nin resmî sosyal medya hesabından alınmıştır)

Ceren Uyan eşliğinde gerçekleştirilen Fotoğraf Nakış Atölyesi ise sergiyi “yaşayan ve dönüşen” bir atölyeye çeviren en özgün dokunuşlardan biridir. Arşivlik fotoğraflar üzerine iğneyle işlenen nakışlar, ipliklerin kurduğu fiziksel bağlar aracılığıyla belleği simgesel bir düzlemde yeniden tahayyül etmeye imkân tanıyan nakış eylemi, burada; hem geçmişle kurulan hassas bağı hem de bu bağın sabır, emek ve süreklilikle örülmesini temsil eden güçlü bir metafor olarak sergi anlatısını katmanlaştırdı diyebilirim. Bu yönüyle atölye, serginin temel felsefesini somutlaştırmanın ötesinde, Türkiye Tiyatro Vakfı’nın gerek misyon ve vizyonunu gerekse sergi bağlamında belleği bugüne eklemleme düşüncesini yansıtan etkileyici bir uygulama alanına dönüştürmüştür.

Etkinlik afişi (TTV’nin resmî web sayfasından alınmıştır)

Bu söyleşi ve atölyeler haricinde yapılan diğer; “Bir Gün Biz Turnedeyken, Tiyatroyu Biriktirmek, İnsanın Annesi Suna Pekuysal Babası Ergun Köknar Olunca” isimli söyleşi, buluşma ve bunların yanı sıra sergi turları da yine alanın düşünsel anlamda katmanlarını derinleştiren unsurlar olarak değerlendirilebilir.

Etkinliklerin afişi (TTV’nin resmî web sayfasından alınmıştır)

Türkiye’de Tiyatro Müzesi İhtiyacı!

Serginin bütününe yayılan o aşikâr doku ve etkinlik programının satır aralarına sızan örtük mesele, Türkiye’nin kültür atlasındaki en derin boşluklardan birine işaret ediyordu: Kalıcı ve kapsamlı bir tiyatro müzesinin yokluğu. “Tiyatro Hazinemizden”, münferit ve takdire şayan bireysel çabalarla, âdeta “iğneyle kuyu kazarcasına” ayakta tutulmaya çalışılan bu devasa belleğin, kurumsal bir zırh ve kamusal bir yapı olmaksızın sürdürülebilir kılınamayacağını bizlere bir kez daha acı bir biçimde anımsattı.

Arşiv malzemesinin korunması kadar erişilebilir kılınması da önemlidir: Arşiv malzemesi için asıl mesele, onun sadece steril odalarda “korunması” değil; yaşayan bir organizma gibi toplumun erişimine açılması ve araştırmacılarla, genç kuşaklarla buluşturulmasıdır. Bu yönüyle 31 Ocak’ta kapılarını kapatan bu sergi, nihayete ermiş bir sonuç değil, bir çağrı niteliği taşır: Tiyatro belleğinin, geçici sergilerle sınırlı kalmayan, sürekli ve kamusal bir müze yapısıyla desteklenmesi gerekliliği.

Terminolojik Bir Eşik: Tiyatro Hazinemizden Tiyatromuzun Hâfızasına

“Tiyatro Hazinemizden” başlıklı sergi; doğrudan bir terminoloji yahut kuramsal tartışma yürütme iddiası taşımamaktadır. Ancak bir araya getirdiği ve sunduğu arşivsel malzemenin çok katmanlı yapısı ve tarihsel süreklilik içindeki çeşitliliği aracılığıyla, tiyatro tarih yazımında uzun süredir dolaşımda olan kritik bir kavramsal ayrımı yeniden düşünmeye imkân tanımaktadır: “Türk Tiyatrosu” ve “Türkiye Tiyatrosu” adlandırmaları. Bu iki kavram arasındaki gerilim çoğu zaman ideolojik bir karşıtlık üzerinden okunsa da; söz konusu ayrım, esasen tarihsel, dönemsel ve yöntemsel bir perspektifle ele alındığında çok daha rasyonel bir çerçeve sunmaktadır.

Bugün akademik anlamda veya eleştirel yazında giderek daha sık karşılaşılan, “Türkiye Tiyatrosu” kullanımı, ulusal kimlik tartışmaları ekseninde politik bir tercih olarak okunmaktadır. Buna karşın bu kavramı, “Tanzimat Tiyatrosu, Meşrutiyet Tiyatrosu” gibi dönemleri içerisine alan “Osmanlı Tiyatrosu” ya da daha sonraki “Cumhuriyet Dönemi Tiyatrosu” gibi, belirli bir tarihsel ve coğrafi kesiti işaret eden dönemsel bir adlandırma olarak değerlendirmek daha yerinde görünmektedir. Bu yönüyle “Türkiye Tiyatrosu”, tiyatro tarihimizin bütününü kapsayan bir üst başlıktan ziyade; çağdaş üretim ilişkilerini, kurumlaşma biçimlerini ve coğrafi sürekliliği tarif eden teknik bir kavram olarak ele alınabilir.

Akademik perspektiften bakıldığında ise “Türk Tiyatrosu” kavramı; Meddah, Karagöz ve Orta Oyunu gibi geleneksel formlardan başlayarak Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan; Halk, Gelenek, Modern ve Çağdaş tiyatroyu birlikte düşünen uzun erimli bir kültürel ve estetik sürekliliği kapsayan üst başlık niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda “Türk Tiyatrosu”, belirli bir ulusal kimliği yüceltme çabasından ziyade; tarihsel devamlılık, biçimsel aktarım ve kültürel mirasın izini süren kurucu bir tarih yazımı kavramı olarak işlev görmektedir.

Buna karşılık “Türkiye Tiyatrosu” kavramı, tiyatro tarihini tekil bir estetik ya da homojen bir kimlik anlatısına indirgemeden; farklı dönemlerin, üretim biçimlerinin ve kültürel kesişimlerin aynı tarihsel zeminde birlikte düşünülmesine imkân tanır. Bu sayede tiyatro belleği, “ulusal bir öz” arayışından ziyade, kolektif üretim ilişkileri, kamusal mekânlar ve estetik çeşitlilik üzerinden okunabilir hâle gelir. Doğru bağlamda kullanıldığında bu terim, tiyatro tarih yazımını daraltıcı bir kimlik söyleminden uzaklaştırarak, çoğulcu ve kapsayıcı bir okuma alanı açmaktadır. Fakat bu kavramın sunduğu imkânlar kadar, beraberinde taşıdığı riskler de bulunmaktadır. “Türkiye Tiyatrosu” ifadesi, bağlamından koparıldığında, tiyatro tarihini yalnızca Cumhuriyet sonrası ile sınırlayan ya da geleneksel biçimleri tarih dışı bırakan daraltıcı bir okumaya kapı aralayabilir. Oysa bu adlandırma, özellikle Cumhuriyet sonrası dönemin kurumlaşma süreçleri, modernleşme dinamikleri, yeni üretim biçimleri ve çağdaş pratikleri üzerinden şekillenen bir tarihselleştirme ihtiyacından doğmaktadır. Bu nedenle “Türkiye Tiyatrosu”, tüm tiyatro tarihimizi kapsayan bir üst başlık olmaktan çok, belirli bir tarihsel kesiti ve üretim alanını tanımlayan dönemsel ve teknik bir kavram olarak değerlendirilmelidir.

Bu çerçevede tiyatro tarihimizin ana ekseni ve kapsayıcı şemsiyesi “Türk Tiyatrosu” başlığı altında düşünülürken; “Türkiye Tiyatrosu” ifadesi, bu geniş tarihsel gövde içinde yer alan güncel bir dönemsel katmanı ve çoğulcu üretim alanını işaret etmektedir. Avrupa tiyatro tarih yazımında “Alman Tiyatrosu” ya da “Fransız Tiyatrosu” gibi adlandırmaların, dönemsel ayrımlarla birlikte kullanılması nasıl yerleşik bir yöntemse, benzer bir tarihsel tutarlılıkla Türk tiyatrosunu da ana eksenini kaybetmeden dönemsel kavramlarla okumak mümkündür. Bu anlamda sergi, fikrimce; “Türkiye Tiyatrosu” kavramını, “Türk Tiyatrosu” üst başlığını dışlayan bir alternatif olarak değil, onun çağdaş, çok sesli ve arşivle görünür kılınan bir tarihsel evresi olarak düşünmeye davet etmektedir.

Sonuç itibarıyla, sergide yan yana getirilen belgeler ve kurumsal kayıtlar, bu iki kavramın birbirini dışlayan değil, tamamlayan bir ilişki içinde ele alınması gerektiğini açıkça göstermektedir. “Türkiye Tiyatrosu” burada, “Türk Tiyatrosu” tarihinden kopuk bir alternatif olarak değil; bu geniş tarihsel gövde içinde, Cumhuriyet sonrası dönemin üretim dinamiklerini görünür kılan bir ara katman, bir dönem adlandırması olarak konumlanmaktadır diye düşünülmelidir. Bu yaklaşım, tiyatro belleğini ideolojik kutuplaşmaların sığlığından kurtararak, tarihsel süreklilik ve çoğulculuk temelinde hepimizi yeniden düşünmeye davet etmektedir.

Bir Sergiden Fazlası: Tiyatro Belleği İçin Açılan Bir Eşik

“Tiyatro Hazinemizden / The Treasures of Our Theatre” sergisi, Türkiye’de tiyatro belleğine ilişkin tartışmaları yalnızca arşivsel bir görünürlük düzeyinde değil; kurumsal sorumluluk, kolektif emek ve tarih yazımı açısından da yeniden düşünmeye davet eden nadir çalışmalardan biri olarak kayda geçmektedir. Sergi, tiyatroyu donmuş bir geçmiş anlatısına indirgemek yerine; belgeler, tanıklıklar ve etkinliklerle örülmüş çok katmanlı bir bellek alanı olarak ele alarak, arşivin yaşayan ve dönüşen bir yapı olduğunu güçlü biçimde hatırlatmıştır.

Bu yönüyle “Tiyatro Hazinemizden”, bir sergi olmanın ötesinde, Türkiye’de tiyatro tarihinin nasıl korunacağı, nasıl aktarılacağı ve nasıl okunacağına dâir eleştirel bir öneri sunmaktadır. Serginin küratoryal yaklaşımı, mekânsal tasarımı ve eşlik eden etkinlik programı belgenin yalnızca saklanan değil, yeniden üretilen ve anlamlandırılan bir varlık olduğunu ortaya koymuş, izleyiciyi pasif bir seyir konumundan çıkararak belleğin aktif bir tanığına dönüştürmüştür. 

Öte yandan sergi, Türkiye’de kalıcı ve kamusal bir tiyatro müzesine duyulan ihtiyacı açık biçimde görünür kılmıştır. Geçici sergi formatı içinde ortaya konan bu zenginlik, tiyatro belleğinin bireysel gayretlerle ya da sınırlı süreli projelerle sürdürülemeyeceğini, aksine kurumsal, sürekli ve erişilebilir bir yapı gerektirdiğini bir kez daha göstermiştir. Bu bağlamda “Tiyatro Hazinemizden”, tamamlanmış bir sonuçtan ziyade, ertelenemez bir çağrı olarak okunmalıdır.

Kuramsal düzlemde, terminolojik açıdan ise sergi; “Türk Tiyatrosu” ve “Türkiye Tiyatrosu” adlandırmaları arasındaki gerilimi keskinleştirmek yerine, bu iki kavramın tarihsel süreklilik içinde nasıl birbirini tamamlayabileceğine dâir yapıcı bir düşünme alanı açmıştır. Sergide yan yana getirilen belgeler, tiyatro tarihinin tekil ve otoriter bir anlatıyla değil, dönemsel, çoğul ve ilişkisel bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, tiyatro belleğini ideolojik kutuplaşmaların dar alanından çıkararak, tarihsel süreklilik ve kültürel çoğulluk zemininde yeniden kurmayı mümkün kılmaktadır.

Sonuç olarak “Tiyatro Hazinemizden”, geçmişi yalnızca sergilemekle yetinmeyen, belleğin nasıl korunacağına, kimler tarafından ve hangi sorumlulukla taşınacağına dâir derinlikli sorular üreten bir hafıza pratiği sunmuştur. Sessiz ama ısrarlı bir biçimde, tiyatro tarihimizin yalnızca hatırlanmaya değil, düşünülmeye, tartışılmaya ve kurumsal olarak sahiplenilmeye muhtaç olduğunu hatırlatan bu sergi, tiyatromuzun belleği adına kıymetli bir eşik olarak değerlendirilmelidir.

“Tiyatro Hazinemizden”, tiyatromuzun belleğini yalnızca korumayı değil, paylaşmayı ve yeniden düşünmeyi hedefleyen bir sergi olarak öne çıkıyor. Sergi, arşivi geçmişe ait bir yük olmaktan çıkarıp bugünün sorularına açan bir alan hâline getirirken, etkinlik programıyla bu belleği canlı tanıklıklar ve pedagojik açılımlarla zenginleştiriyor.

Türkiye Tiyatro Vakfı’nın bu çalışması, tiyatro belleğinin kurumsal ve kamusal sorumluluklarla ele alınması gerektiğini hatırlatan güçlü bir örnek sunuyor. “Tiyatro Hazinemizden”, izleyiciyi yalnızca geçmişle değil, tiyatronun geleceğiyle de yüzleştiren bir davet olarak hafızada yerini alıyor.

Son kertede evet,

Bize bir tiyatro müzesi gerek!


TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer yazılara buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Sâlih Banazılı

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin