Sahnede Geleceği Yavaşlatmak: Tiyatronun Zaman İnşası

Dromolojiye Karşı Dramaturji

            “Tiyatro salonları alternatif-geleceklerin hikâyeler üzerinden tasarlandığı politik mekânlar değil, hız aşırtmayla sürüklendiğimiz gelecek zamana karşı bir direniş olarak zihinsel derinleşebildiğimiz temrin alanlarıdır. ”

 Direkt ve kuru nasihatlerden ziyade başkalaşmış bir zaman-mekân bağıntısından süzülen anlatılar üzerimizde etki bırakır. Tiyatro bağlamında düşünürsek izleyici olarak ilk fark ettiğimiz şey sadece bir hikâyenin izharı değil, zamanın kendisinin farklı kurallara tabi olduğudur. Bu, “morfolojisi değişmiş zaman” deneyimi için tiyatronun çekiciliğini korumasını sağlayan en radikal unsurudur desek abartmış olmayız.  Çünkü dijital çağın aceleci ve parçalanmış anlatılarına karşı sanat dallarından ancak tiyatro dramaturjik tekniklerle zamanı yavaşlatabilir ve bizi şimdide kararlı kılan bir aura yaratabilir. Böylelikle sahneyi bir aynaya çevirir. Ve biz o aynaya yalnızca bakmayız — soluklanırız, hatırlarız, derinleşiriz.

Paketlenmiş dijital içeriklerin kuşatması altındayız; adeta bir odaklanamama salgını yaşıyoruz. Multitasking’i norm hâline getirdik, akışkan tercihlerimiz yüzünden tek bir işe çıpalanmakta zorlanıyoruz. Tıpkı veriler gibi zihnimiz de bulutlarda geziniyor. Bu hallaç pamuğu ortamında sahne sanatları bizi gerçek hayata geri çağıran nadir elementlerden biri olarak konumlanıyor – kulağa paradoksal gelebilir, zira tiyatro da bir hayal ürünü-. Ancak işlevsel olarak günümüzün en sarmal (immersive) sanat formudur diyebiliriz.

Her şeyden önce tiyatro deneyimi izleyicinin idrakiyle uyumlu bir gözlem süresi sunar. Karakter kişisinin incelikli jestleri arasında nefes tutuşunu saniye saniye sayarken aynı anda büyük resme ve hikâyenin felsefi referanslarına da nüfuz edebiliriz. Bu tür eşzamanlı farkındalıklar zihinsel kapasitemizde genişlemeye vesile olur.  

Algıda Spektral Genişleme  

Bir eylemi tekrar etmek gündelik hayatta bıktırır. Hatta mükemmelin bile tekrarı cazibesini yitirir. Bu minvalde Pina Bausch’un dans tiyatrosu ilginç bir tersine örneklik teşkil eder. Dansçıların aynı hareketi onlarca kez sil baştan tekrarlaması ilk bakışta biteviye monoton görünse de aslında yaratıcı/doğurucu açılım ile sonuçlanır. Tek yapmamız gereken tekrarlara “tahammül etmektir”.

Her tekrar özerk bir bağlam içinde yapıldığından yeni bir anlam katmanı devşirir. Peşi sıra gelen tekrarlar ne mekanik bir kopyadır, ne de tamamen özgün bir yaratım; ikisi arasında sürekli salınan metamodern[1] bir üretim biçimidir. Ton olarak Bausch genelde oldukça hissi bir perdeden mesajını iletir. Rasyonel aklı hedeflemez. Koreografisinin ortaya koymak üzere olduğu anlam katmanları, biz tekrarlara tahammül ettikçe çiçek gibi açılır. Tahammül diyorum çünkü seyirciden istenen aslında bir “zaman kredisi”dir. Bausch geri ödeme olarak ilk önce dikkat kesilmemiz gereken bir şeyler olduğunu sezdirir. Dikkatin yarattığı zihinsel derinlik ve örüntü arayışı yeni anlamların filizlendiği bir zemine dönüşür.   

Tanztheater Wuppertal Pina Bausch Performs at BAM. Fotoğraf: Ursula Kaufmann

  “Heterokron[2] Deneyimler” – İç İçe Geçen Zaman Katmanları

 Zamanın çok katmanlı yapısına ve şimdiyi sahne üzerinde nasıl deneyimlediğimize Pirandello’nun Altı Kişi Yazarını Arıyor oyunundan devam edelim. Karakterler, kendi gerçekliklerini savunurken aynı zamanda kurmaca olduklarını da kabul ederler (oyun içinde oyun). Bu paradoksal durum insanın varoluşsal derdidir: hem belirli koşulların içinde sıkışmışlık hem de kendini yaratma özgürlüğüne sahiplik. Oyunun isminden anlaşılacağı üzere karakterler yazarlarını ararken aslında varoluş potansiyellerini gerçekleştirmek esas gayeleridir – tıpkı gündelik yaşamda bizim de yaptığımız gibi-. Pirandello’nun (o dönem inovasyon olan) oyun içinde oyun tekniği sayesinde esas iç içe geçirdiği şey öykülerden ziyade zaman katmanlarıdır: Oyunun kendi zamanı, karakterlerin yaşadığı zamanlar ve tabii ki biz izleyicinin deneyimlediği zaman. Hepsi için ayrı birer düzlem kurar. Bu zaman girdabının yarattığı yabancılaşma etkisi ile hayatı başka türlü yaşamanın da mümkün olduğunu idrak etmemiz istenir.

Keza Romeo ve Juliet trajedisine zaman perspektiften yeniden baktığımızda, aslında eseri “acele etmenin trajedisi” olarak da okuyabiliriz. Juliet’in mezarlıkta uyandığı an ile Romeo’nun kendini öldürdüğü an arasında geçen birkaç dakika, tüm trajedinin merkezindeki zamanlama sorununu özetler. 

Bu sırada Shakespeare birbiriyle asla karışmayan zaman katmanlarının çatışmasını da gündeme getirir. Özellikle aşk zamanı ile toplumsal zaman birbiriyle örtüşmez. Romeo’nun “Güneş doğmasın” arzusu kronolojik zamana karşı bir isyandır. Balkon sahnesindeki mahrem, yavaş, şiirsel gece zamanı ile sokak kavgalarının aceleci ve şiddetli gündüz zamanı ayrı kutuplara aittir. Ayrıca oyunun sonlarına doğru  denkleme yeni bir boyut daha katılmıştır -izleyici sonu bildiği için her anı gerilim dolu izlerken- karakterler gelecekten habersiz umutla hareket ederler.  

Aşkın nefretten daha çok zamana ihtiyacı vardır. Ama modern dünya bize bu zamanı vermez. Tıpkı Montague ve Capulet ailelerinin çocuklarına fırsat vermemesi gibi.  

Temporal Direniş – Hıza Karşı Sahne

Sahnenin başkalaşmış zamansal boyutunu Paul Virilio’nun hız eleştirisi çatısında ele alalım. Virilio, çağdaş dünyada yaşanan “dromolojiyi” – hız bilimini- analiz ederken teknolojiyle yaşanan hız aşırtmaların insan deneyimini nasıl etkilediğini inceler. Ona göre modern yaşam, sürekli hızlanan bir makineye dönüşmüştür. Ve bu hız insanın düşünme, hissetme ve deneyimleme kapasitesini aşağı çekmektedir. Hız, fiziksel devinimi yüceltirken algısal ve düşünsel körleşmeyi kâle almaz. Güneş batarken insanoğlu artık kitleler hâlinde tıpkıbasım bir yeknasaklığa mahkum edilmiştir.

Bu mahkumiyete karşı “Tiyatro hıza karşı en mükemmel direniş alanlarından birini sunuyor” demiştik. Robert Wilson’ın Einstein on the Beach [3] prodüksiyonunda bu direniş çok net görülür. Dört buçuk saat süren performans geleneksel tiyatro süresini misliyle aşar. İzleyici istediği zaman çıkıp girebilir, salon sürekli hareket hâlindedir, ama sahne kendi zamanını korur. Virilio’nun eleştirdiği hızlı tüketime karşı ironik bir yavaşlama taktiği uygulanmaktadır. Wilson, hızın körelttiği algıyı kanırtarak açmaya çalışır; her sahne uzun süreler sabit kalır, ışık değişimleri yavaştır ve hatta hareketler ağır çekimdedir.

Robert Wilson-Einstein on the Beach. Fotoğraf: Carole Parodi

Yavaşlayan Zamanın Poetikası

Gaston Bachelard için poetik zaman, kronolojik zamanın dışında, yaratıcılığın ve hayal gücünün açtığı farklı bir zamansal boyuttur. “Şimdiki anın metafiziği” olarak adlandırdığı bu yaklaşımda gerçek yaratıcılık ne geçmişin tekrarında ne de geleceğin planlanmasındadır. Ancak şimdiki anın yoğunluğunda gerçekleşir. Anlarda Varoluş hâlinin (instants) dramatik olarak ne ile doldurulacağıyla ilgilenir. Dramaturjinin sunduğu yavaşlık, sadece pasif bir duraklamayı değil, aktif düşünme sürecinin de kapısını aralayacaktır. Bu yüzden Anlar statik noktalar yerine, sürekli kendini yenileyen dinamik bir süreç olarak tanımlanır.

Elbette durağanlık deyince Çehovsuz olmaz. 

Keza Çehov’un Üç Kız Kardeş oyunundaki karakterlerin sürekli ertelenen Moskova hayali, Bachelard’ın poetik zamanına mükemmel bir örnektir. Moskova, hiçbir zaman gidilecek somut bir yer değil, sürekli yaratılan ve yeniden yaratılan bir arzu nesnesidir. Her “gelecek yıl Moskova’ya gideceğiz” cümlesi, salt bir ertelemenin ötesinde, aynı zamanda hayalin kendisini zenginleştiren yaratıcı bir eylemdir. Moskova fikri her seferinde başka detaylar, başka anlamlar kazanır. Karakterler Moskova’ya gittiklerinde bu hayalin büyüsü kaybolacaktır, çünkü asıl önemli olan yolculuk değil, yolculuğu hayal etme hâlidir.

İşte bu hayal kurmaca anları, Bachelard’ın az önce değindiğimiz “şimdiki anın yoğunlaşması” olarak tanımladığı şeydir. Çehov’un karakterleri ne geçmişte yaşarlar ne de geleceğe kaçarlar[4], şimdiki anın içinde muhtemel geleceği yaratırlar. Tiyatro izleyicisi olarak biz de kronolojik zamanın dışına çıkıp Bachelard’ın poetik zamanına gireriz.

Dromolojik Despotizme Karşı Sistematik Direniş

Yavaşlığın sekizinci büyük günah sayıldığı bir çağda, tiyatro yalnızca estetik hazlara hitap eden gösterimci bir anlatı sanatı olmanın ötesinde etkili bir zaman terbiyecisidir. Sahnede yükselen her replik hızın tekdüzeliğine karşı açılmış bir cephedir. Hız ve Gelecek takıntılı zihinlerimizdeki “hemen şimdi”nin tahakkümüne karşı “derin şimdi”yi hatırlatır.

Tiyatrolar, egemen zaman anlayışına karşı küçük ama sistematik direniş alanlarıdır ve her perde açılışı, çalınmış dikkatimizi geri alma çabasının küçük bir zaferidir. 

Dipnotlar

[1] Metamodern: Postmodernizmi aşarak hem ironik hem samimi olabilen, paradokslar üzerinden konuları yorumlayan günümüz tiyatro anlayışıdır. 

[2] “Heterokron” kavramı Yunanca “heteros” (farklı) ve “khronos” (zaman) kelimelerinden türemiştir. Farklı zaman düzenlerinin eşzamanlı varlığını ifade eder. 

[3] https://www.ebsco.com/research-starters/literature-and-writing/einstein-beach-philip-glass

[4] Vermeulen & Van den Akker’ın “metamodern osilasyon” kavramı: İki kutup arasında sürekli salınım halinde olmayı, birini seçmemeyi ifade eder. Tiyatro bağlamında, sahnede samimiyet ile mesafeli duruşu, geçmiş ile geleceği, gerçeklik ile kurmaca arasında kurduğu dinamik hareketi tanımlar.


 Ömer Fani 

Ömer Fani, Koç Özel Lisesi’nin ardından Yeditepe Elektronik Mühendisliği eğitimi aldı. Ardından inorganik fotosentez ile enerji hasadı tezi için Cenevre’de bidisipliner fiziksel kimya bölümüne devam etti. Yüksek Lisansını tamamlamaksızın farklı şirketlerde görev aldı. 2010’lu yıllarda  Roma’daki Cultures of Science and ArT ve Lugano’daki Art History & Visual Culture yaz sanat okullarına katıldı. Tiyatro sanatının ifade menzilinin genişliği ve şehir yaşamında ikame edilebilecek modern bir ritüel olabilmesi ilgisini çekti. Arkada bıraktığımız iki sezonda toplam iki yüz kırktan fazla oyun izleyerek dramatik kurgu ve çapraz metin okumaları ekseninde düşünmeye başladı. Hedefi, birbirinden tamamen farklı üç oyun yazıp yönetmektir.


TEB Oyun Dergisi‘nin 51. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Ömer Fani

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin