Görünmeyen Bağlarla: Ekolojik Bir Sahne Tahayyülü

Tiyatro bir temsil sanatı olmasının yanında toplumsal belleğin taşıyıcısı, karşılaşmaların mekânı ve ortak geleceğe dair tahayyüllerin kurulabildiği kolektif bir alandır. Bugün, yani ekolojik kırılmaların, iklim krizinin, teknolojik dönüşümlerin ve toplumsal eşitsizliklerin derinleştiği çağda tiyatronun işlevselliğini ne denli koruyabildiği de yeniden düşünülmektedir. Bugünün gündemindeki gelişmelere matuf olarak da bu düşünce giderek daha fazla ekolojik bir düşünceyle iç içe geçmektedir. Tiyatronun yalnızca neyi anlattığı değil nasıl anlattığı; hangi ilişkiler, yapılar ve malzemelerle düşündüğü daha belirleyici hâle gelmiştir. Tiyatronun günümüzdeki işlevselliği meselesinde; insan-merkezli, ikili karşıtlıklardan oluşan yapısı sorunsallaştırılmış ve tiyatroyu oluşturan tüm bileşenler için yeni arayışlar söz konusu olmaya başlamıştır. Son yıllarda bu yeni arayışlar doğrultusunda sahne tasarımında malzeme seçimleri de etik, ekolojik ve düşünsel sorumluluklarla yeniden düşünülmeye, değerlendirilmeye başlanmıştır. Daha önceleri bu tercih sürdürülebilirlik ile ilgili iken sonrasında dekorun da sahnenin aktif bir öğesi olması gerektiği yönündeki yaklaşım güç kazanmış, malzeme seçimi de bu anlayışla birlikte evrilmiştir.  

Bu çerçevede miselyum, yani mantarların yer altında kalan bölümü; yüzde yüz geri dönüştürülebilir, çevre dostu bir malzeme oluşu ile birlikte aynı zamanda sahneleme anlayışında dönüşüm yaratan düşünsel bir öneri olarak da öne çıkmaktadır.

Miselyum, aslında mantarların görünmeyen ama yaşamsallığını sağlayan kısmıdır. Toprağın altında ağ şeklinde yayılım gösterir. Miselyumun toprağın altındaki işlevleri mantarın beslenmesini sağlamak, toprağın altındaki malzemeleri ayrıştırmak, dönüştürmek, besin döngüsünü sağlamak, diğer bitkilerle bağ kurmak, bilgiyi taşımak (tehlike anında diğer bitkilere bir nevi sinyal yollamak gibi) ve bu işlevleri sayesinde toprağın sürekliliğini sağlamaktır. Bu ağsallık düşünsel ve estetik bir model olarak da karşımıza çıkar.  Hızla çoğalabilmesi, dayanıklı olması, atıkları dönüştürebilmesi ve geri dönüştürülebilir olması gibi özellikleri sebebiyle günümüzde biyo-kompozit malzeme olarak kullanılıyor ve konu üzerine araştırmalar, geliştirme çalışmaları sürüyor. Yapı malzemelerinde, tekstilde, mimaride, ambalajlarda vb alanlarda kullanılıyor. Hollanda tasarım haftasında geçiçi bir etkinlik alanı olarak inşa edilen ‘’The Growing Pavilion’’, MoMA PS1 sergi alanı için yapılan 13 metrelik ‘’Hy-Fi Tower’’ kulesi, Grown bio adlı firmanın ürettiği ambalajlar buna örnek olarak gösterilebilir. 

Miselyumun yapısı.

Çok yakın bir süreçte de tiyatro dekorlarında da kullanılmaya, tercih edilmeye başlandı. Miselyum ve benzeri malzemelerin sahneye taşınması onun canlı ve organik bir malzeme olması ve üretim sürecinde bile koşullara göre kendi tepkileri ile çoğalması, ısıya, neme hatta ışığa göre bile değişmesi gibi özellikleri ile tiyatro sahnesini statik, sabit ve kontrol edilebilir bir yüzey olmaktan çıkararak canlı, dönüşebilir ve ilişki kurabilen bir organizma olarak yeniden tanımlayabilme olanağı sağlayabilir. Malzemenin büyümesi, ayrışması, çürümesi ile oluşması ya da yeniden üretilebilir olması onu mekâna ve izleyiciye tepki verebilen bir varlık hâline getiriyor çünkü. Her ne kadar bu problemler oluşmasın diye fırınlansa da bu ihtimale her zaman açık bir malzeme. 

Bu yönüyle miselyumun kullanılması, tiyatronun estetik ve düşünsel yapısında da bir kırılma noktasıdır. Miselyum kendi yapısı gereği de tiyatroya insan merkezli olmayan, ağsal ve çoğulcu bir düşünme biçimini çağırır. Böylece tiyatro doğayla yeniden ilişki kuran, birlikte yaşama biçimlerini araştıran ekolojik bir tahayyül alanına dönüşebilir.

Bu dönüşümün sahnedeki yansımaları çok çok yakın dönemde gerçekleşmiş, yeni yeni denenmeye başlamıştır. Örnekleyen ilk yapımlardan biri Kevin Rittberger’in yazdığı, Nora Schlocker’in yönettiği Der Entrepreneur (Girişimci) adlı oyundur. 2022 yılında pandemiden sonra yapılmıştır. Ekolojik ve ekonomik çöküş sonrası bir geleceği konu edinen bu oyunda, kapitalist sistemin çöküşüyle birlikte yeni bir yaşam formunun olanakları sorgulanmaktadır. Oyunun sahne tasarımının bir kısmı, TU Dresden’de geliştirilen miselyum temelli biyokompozit malzemeyle inşa edilmiştir. Bu tercihin estetik olduğu kadar politik bir anlamı da vardır: doğaya geri dönebilen, dönüşebilir bir yapı; sistemin çözülmesine dair anlatıyla doğrudan ilişki kuruyor. Kâr odaklı bir sistem içinde, kontrol etme ve müdahale etme takıntısının karşısında konumlanıyor. Miselyumun sahnede yer alması anlatının tematik çerçevesiyle bütünleşerek malzemenin kendisini bir düşünce taşıyıcısı hâline getiriyor.

Benzer şekilde 2023 yılında Emel Aydoğdu’nun Almanya’da sahneye koyduğu, Till Wiebel’in yazdığı Funken (Yıldızlar) adlı oyunda da miselyum estetik ve düşünsel bir yapı olarak kullanılmıştır. Gençler arasında gelişen ilişkiler üzerinden dayanışma, birlikte hayal kurma ve karşılıklı bağlılık temalarını işleyen bu yapımda, sahne tasarımı doğrudan miselyumun ağsal ve simbiyotik yapısını görselleştirir. 

Bu iki örnek, tiyatronun kendini malzeme ve mekân üzerinden nasıl yeniden kurguladığını ve miselyumun sahnede kullanılmasının etik, estetik, politik bir duruş olduğunu da gösteriyor. Böylece tiyatro görünmeyen bağlarla örülü bir yapı olarak hem doğayla hem de seyirciyle yeni türden bir ilişki kurma çağrısında bulunur. Tiyatro artık insan özneler etrafında dönen anlatıların ötesinde insan dışı öznelerin, doğal süreçlerin ve malzemenin hafızasının da yer bulduğu bir düşünme biçimine dönüşmektedir. Ayrıca tiyatro böylece üretim biçimiyle de bir duruş sergiler: geçici değil iz bırakan, tek kullanımlık değil dönüşebilen ve ağsal yapılarla kurulan…

Der Entrepreneur. Fotoğraf: Sandra Then

Miselyum, tiyatro sahnesine taşındığında başka türlü bir düşünce tarzının, başka türlü bir dramaturjinin, başka türlü bir sahne tahayyülünün taşıyıcısı olur. Miselyum yapısı gereği dağılmadan çoğalan, kırılganlıkla birlikte direnç taşıyan bir varoluş şekline sahiptir. Tiyatro sahnesinde miselyumun kullanımı bu yapısal metafor üzerinden de anlam kazanır.  Tiyatroyu bu bağlamda düşünmek onu ilişkisel bir organizma olarak kavramayı gerektirir. Sahne ve dekor, bir arka plan ve mekân tasviri olmanın dışında zamanla dönüşen, iz bırakan, kendini yeniden üreten canlı bir varlıktır artık. Miselyum gibi sahne de görünmeyen bağlarla kurulur: Oyuncularla, izleyiciyle, mekânla, malzemeyle, geçmişle ve gelecekle… Tiyatro böylece birlikte inşa edilen, birlikte hatırlanan ve birlikte hayal edilen, birlikte düşünülen bir alan olma özelliğini güncel bir biçimde koruyarak bir tür ilişki kurma pratiğine dönüşür. Sahne; miselyum gibi ilişkiler kurar, bilgiyi taşır, ağlar örer.

Bu yazının temel savlarından biri, tiyatronun geleceğinin yalnızca biçimsel ya da tematik değil düşünsel bir dönüşümle mümkün olduğudur. Bu dönüşüm, tiyatroyu insan merkezli anlatıların ötesine taşıyarak, doğayla felsefi bir ortaklık kurmaktan geçiyor. Miselyum burada bir malzeme olmanın yanında bu ortaklığın simgesidir. Doğayla rekabet eden değil onunla simbiyotik ilişkiler kuran bir tiyatro tahayyülü bugün hem estetik hem de politik olarak bir direniş alanı da sunar. Direniş artık klasik anlamda doğrudan çatışmanın, ikili karşıtlıkların değil; simbiyozun, dönüşümün ve ilişkilenmenin biçimi hâline gelir. Tiyatro sahnesi bu anlamda bir eylem alanı olmanın yanında bir ağ alanıdır da; temasların, kırılganlıkların ve dayanıklılıkların birlikte var olabildiği bir zemin. Direniş burada yaşamı çoğaltmanın estetiğidir adeta.

Kısaca; Tiyatroyu “görünmeyen bağlar üzerinden örülen bir kolektif hafıza alanı’’ (tıpkı miselyum gibi) olarak düşünmek onu bir yaşam pratiğine, bir direniş biçimine dönüştürür. Miselyum gibi düşünen bir tiyatro dönüştürür. Yalnızca göstermekle yetinmez, ilişkilendirir. Bu tiyatroda direniş, kırılganlığı saklamadan direnç üretmenin yollarını arar. Ve en önemlisi sahne artık müşterek bir yaşamın, birlikte var olmanın ve başka bir dünyanın mümkünlüğüne dair kolektif bir tahayyül zemini olabilir.

Kaynakça

Akgül, O. Ö. (2023). Eko-Estetik ve Eko- Dramaturjik Yaklaşımlar Üzerine Düşünmek. RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi

Ağır, B., & Balkaya, M. A. (2022). Ekodrama: Çevreci Tiyatro, Sahne ve Performans Ekolojileri. İstanbul: Kriter Yayınevi. 

Demirci, E. (2025, Mayıs 13). Üretilen değil yetişen malzeme: Miselyum. Yapı Kataloğu. https://www.yapikatalogu.com/blog/uretilen-degil-yetisen-malzeme-miselyum_250

Kevin Rittberger, Der Entrepreneur. 

Kutbay, N. H. (2022). Miselyum ile geliştirilen biyokompozit malzemelerin analizi ve kullanım alanlarının değerlendirilmesi [Doktora tezi, Gazi Üniversitesi]. Ulusal Tez Merkezi. 

Raatstheater Braunschweig. (2023). Funken [Theater production]. https://staatstheater-braunschweig.de/produktion/funken 

Sarıay, E., Cörüt, A., & Büyükakıncı, B. Y. (2023, Haziran 22). Miselyum kompozitlerinin sürdürülebilir yapı malzemesi olarak kullanımı. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Dergisi. Saygı, S. Çağdaş Sanatta Doğa Algısı ve Ekolojik Farkındalık, DOI: 10.17490/Sanat.XXX 

Staatstheater Braunschweig. (2023, 17 Mayıs). Mit „Funken“ präsentiert das JUNGE! Staatstheater ein preisgekröntes Jugendstück in  einem neuartigen ökologischen und recyclingfähigenBühnenbildmaterial. https://staatstheaterbraunschweig.de/fileadmin/Pressemitteilungen/PM_2023-05-17_Funken.pdf 

The Entrepreneur [Theater production]. https://www.residenztheater.de/en/stuecke/detail/the-entrepreneur


Semra Akkan

Düzce’de doğdum. Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji lisans eğitimimin yanında Felsefe alanında yandal yaptım. Ardından formasyon eğitimimi tamamladım. Şu anda da Kocaeli Üniversitesi’nde Dramatik Sanatlar alanında yüksek lisans yapıyor; bir yandan da çocuklarla, gençlerle tiyatro ve drama dersleri yürütüyorum. Bunun yanı sıra huzurevinde yaşamını sürdüren yaşlı bireylerle, gönüllü olarak zaman zaman drama atölyeleri düzenliyorum. Son yıllarda özellikle ekodramaturji üzerine yoğunlaştım. Doğa ile insan arasındaki ilişkiyi sahnede nasıl temsil edebileceğimizi, hikâyelerimizi nasıl daha sürdürülebilir ve bütüncül anlatabileceğimizi araştırıyorum. Bu inançla hem akademik hem de yaratıcı alanlarda üretimler yapıyor, sahnede doğaya duyarlı bir dil geliştirmenin yollarını arıyorum.


TEB Oyun Dergisi’nin 51. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Semra Akkan

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin