Türkiye’de Kukla Tiyatrosu: Uluslararası Kukla Festivalleri Ölçeğinde Bir Alan Okuması – 1

Bu çalışma, hacimsel genişliği ve ele aldığı festival-oyun çeşitliliği nedeniyle iki ayrı yazı hâlinde kurgulanmıştır. Birinci bölüm, Türkiye’de kukla tiyatrosunun güncel durumunu; uluslararası kukla festivalleri ölçeğinde, kurumsal yapı, repertuar eğilimleri, dramaturjik yönelimler ve temsil politikaları üzerinden bütüncül bir alan okuması olarak ele almaktadır. 

Bu metin, Türkiye’de kukla tiyatrosunun güncel durumuna dair nihâi bir değerlendirme yazısı değildir. Aksine bu çalışma; yaşayan, dönüşen ve sürekli yeniden biçimlenen kukla sanatını, belirli bir zaman dilimi aralığında ortaya çıkan temsil örnekleri üzerinden okumayı amaçlayan bir alan araştırması niteliği taşımaktadır.

Bu alan okuması, 2025 yılı içerisinde gerçekleşmiş olan üç uluslararası kukla festivalini merkeze almaktadır: Uluslararası İstanbul Kukla Festivali, Uluslararası Ankara Kukla Festivali, Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali. 

Bu üç festival üzerine daha önce TEB Oyun dergimizde yayımlanan söyleşi ve izlenim yazıları aşağıdaki bağlantılardan okunabilir; 

https://tiyatroylailgilihersey.com/uluslararasi-bursa-karagoz-festivali/

https://tiyatroylailgilihersey.com/uluslararasi-ankara-kukla-festivali/

https://tiyatroylailgilihersey.com/uluslararasi-istanbul-kukla-festivali/

Bu çerçevede amaç, tekil oyun eleştirilerinden ziyade, kukla tiyatrosunun Türkiye’de bugün nerede durduğunu ve hangi yönlerde hareket ettiğini görünür kılmaktır. Araştırma nesnesi olarak tekil sanatçılar, bireysel topluluklar ya da münferit yapımlar değil, festivaller tercih edilmiştir. Çünkü festivaller, kukla sanatının bugünkü dolaşımını görünür kılan temel odak noktalarıdır.

Festival ortamları ulusal ile uluslararası olanın, geleneksel ile çağdaş olanın ve farklı estetik yaklaşımların aynı zaman ve mekânda karşılaşmasına imkân tanır. Aynı yıl içerisinde üretilen yapımların benzer izleyici profilleri önünde, benzer koşullarda izlenebilmesi ise karşılaştırmalı bir okuma zemini oluşturmaktadır.

Öte yandan festivaller yalnızca temsillerin sergilendiği geçici alanlar değildir. Oyunlar gelip geçicidir, ancak festival programları yıllara yayılan bir üretim hafızası inşa eder. Bu yönüyle festivaller, Türkiye’de kukla sanatının düzenli biçimde üretilebildiği, görünürlük kazandığı ve kurumsal destekle temas edebildiği en istikrarlı yapılardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Bu nedenlerle dosya, “sanatçı merkezli” bir bakıştan ziyade alan merkezli bir perspektifle ele alınmıştır. Metin, bir tanıtım ya da reklam niteliği taşıyan festival değerlendirmesi olmayı değil; sahne sanatları bağlamında eleştirel, düşünsel ve estetik bir inceleme yazısı olarak konumlanmayı amaçlamaktadır.

Bu yazının doğal devamı niteliğindeki 2. Bölüm ise burada çizilen kuramsal ve dramaturjik çerçevenin sahnedeki somut karşılıklarını incelemeye odaklanacaktır. İstanbul, Ankara ve Bursa festivalleri kapsamında izlenen yapımlar, bu kez oyun eleştirileri ekseninde, kukla dramaturjisi, sahne estetiği, teknik yeterlilik ve temsil stratejileri bağlamında ayrıntılı olarak değerlendirilecektir. Böylelikle iki yazı birlikte okunduğunda; biri alanın genel haritasını çıkaran, diğeri ise bu haritayı sahne örnekleri üzerinden derinleştiren tamamlayıcı bir bütün oluşturmayı hedeflemektedir.

Sonuç Değil, Süreç

Kukla tiyatrosu; tarihsel olarak köklü bir mirasa, güçlü bir kültürel belleğe ve çok katmanlı bir geleneğe sahip olmasına rağmen, Türkiye’de çağdaş sahne sanatları içerisinde çoğu zaman sınırlı biçimde tartışılmaktadır. Üretim pratikleri, dramaturjik yönelimleri ve temsil stratejileri bütünlüklü bir çerçevede ele alınmamaktadır. 

Bu dosya tam da bu eksikliği görünür kılmak amacıyla hazırlanmıştır.

Bir Sahne Dili Olarak Kukla

“Kukla nedir?” sorusu bu metinde bir tanım arayışı olarak değil; düşünmeye açılan bir eşik olarak sorulmaktadır.

Kukla, yalnızca bir nesnenin hareketi değildir. İnsanın bedenini, sözünü ve iradesini başka bir varlık üzerinden görünür kılma çabasıdır. Bu nedenle kukla, tiyatronun en eski dolaylı anlatı biçimlerinden biri olarak varlığını sürdürür.

Bu dolaylılık, kuklayı çocuklara yönelik bir eğlence alanının ötesine taşır; onu felsefî, politik ve estetik anlamlar üretebilen bağımsız bir sahne dili hâline getirir.

Türkiye’de Kukla Tiyatrosu Bugün Nerede Duruyor, Nerede Hareket Ediyor?

Türkiye’de kukla tiyatrosu festivaller bağlamında bugün çelişkili bir konumda varlık göstermektedir. Bir yandan güçlü bir tarihsel mirasa sahip olması ve Karagöz özelinde UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alması, önemli bir kültürel dayanak oluşturmaktadır. Öte yandan kukla sanatı, kurumsal düzlemde yalnızca sınırlı sayıdaki Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı, UNIMA, İstanbul Karagöz Kukla Vakfı, Karagöz Derneği, Kukla Karagöz Gösteri Sanatları Derneği gibi ve benzeri birlik, vakıf ve derneklerin faaliyet alanına hapsolmuş görünmektedir.

Kamusal ölçekte ise gerek Devlet Tiyatroları, gerek Şehir Tiyatroları, gerekse yerel yönetim tiyatroları bünyesinde kukla sanatına yönelik müstakil bir yapılanmanın bulunmaması, bu çelişkiyi daha da derinleştirmektedir. Kukla – özellikle Karagöz – Türkiye’de kültürel miras söylemi içerisinde sıkça anılmasına rağmen, kamusal sahne politikalarında karşılık bulamamaktadır.

Bu bağlamda, kukla alanında kamu üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Bursa Uludağ Üniversitesi Kukla ve Karagöz Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin varlığı, kurumsal etkinliği, üretim kapasitesi, sürekliliği ve görünürlüğü de ayrıca tartışmaya açılmalıdır. Böyle bir merkezin varlığı, alan açısından önemli bir imkân sunmakla birlikte, bu potansiyelin sahne üretimine, araştırmaya ve kamusal dolaşıma ne ölçüde yansıyabildiği sorusu hâlen güncelliğini korumaktadır.

Bu yapısal tabloya ek olarak kuklanın büyük ölçüde pedagojik alanla sınırlandırılması, onun sahne sanatları içindeki estetik ve dramaturjik potansiyelini daraltmaktadır. Kukla çoğu zaman bir anlatı dili olarak değil, bir eğitim aracı olarak konumlandırılmakta; bu yaklaşım, yetişkin seyirciye yönelik üretimlerin gelişimini doğrudan sınırlamaktadır.

Kukla Dramaturjisi 

2025 Yılı içerisinde gerçekleştirilen; Uluslararası İstanbul Kukla Festivali, Uluslararası Ankara Kukla Festivali, Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de kukla dramaturjisinin belirli eğilimler etrafında şekillendiği görülmektedir. Bu festivaller, farklı kurumsal yapılara ve tarihsel arka planlara sahip olmalarına rağmen, çağdaş kukla sahnesinin ortak yönelimlerini görünür kılan önemli bir kesişim alanı sunmaktadır.

Festival programlarında öne çıkan yapımlar incelendiğinde, kukla dramaturjisinin temelde üç ana hatta yoğunlaştığı söylenebilir:

Geleneksel formların çağdaş yorumları (Karagöz, İbiş, Pulcinella, Roberto, Mübarek ve benzeri figürler)

Metinsiz yahut görsel anlatı temelli işler  (performans odaklı yapılar, nesne tiyatrosu, el kuklası)

Hibrit sahneleme biçimleri  (oyuncu-kukla birlikteliği, tiyatro ile kukla arasındaki geçirgen yapılar)

Bu üç dramaturjik hat, biçimsel açıdan önemli bir çeşitliliğe işaret etmektedir. Kuklanın farklı teknikleri, sahne üzerindeki varlık biçimleri ve anlatım olanakları bakımından zengin bir repertuvar oluştuğu görülmektedir. 

Özellikle İstanbul ve Ankara festivallerinde, kuklanın yalnızca geleneksel bir aktarım biçimi değil, çağdaş sahne estetiğiyle ilişki kurabilen bağımsız bir anlatı dili olarak ele alındığı yapımlar dikkat çekmektedir.

Bununla birlikte İstanbul festivali örneğinde gözlemlenen söz konusu çeşitlilik, her zaman aynı ölçüde dramaturjik derinliğe karşılık gelmemektedir. Festival seçkisindeki biçimsel yaratıcılık çoğu zaman öne çıkarken; anlatısal yapı, metinsel tutarlılık ve dramaturjik süreklilik kimi yapımlarda ikincil bir unsur olarak kalmaktadır. Özellikle metinsiz ya da görsel ağırlıklı işlerde, güçlü plastik kompozisyonlara rağmen dramatik ya da epik düşüncenin yüzeyde kaldığı örneklerle karşılaşılmaktadır.

Bursa festivali örneğinde ise geleneksel kukla formlarının çağdaş yorumlarında farklı bir gerilim alanı ortaya çıkmaktadır. Karagöz, kimi temsillerde yalnızca estetik bağlamda geleneksel ve nostaljik bir referans olarak kullanılırken, kimi yapımlarda tarihsel, kültürel ve çağdaş anlam katmanlarının sahne dramaturjisine dâhil edildiği daha bütünlüklü örnekler görülmektedir. Bu durum, kukla dramaturjisinin yalnızca biçim üzerinden değil, içerik, bağlam ve temsil politikaları üzerinden de tartışılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Hibrit sahneleme biçimleri ise 2025 kukla festivallerinin en dikkat çekici eğilimlerinden biridir. Oyuncu bedeni ile kukla arasındaki sınırların geçirgenleştiği bu yapılar, kuklanın sahnedeki ontolojik konumunu yeniden düşünmeye davet etmektedir. 

Ancak bu birlikteliğin her örnekte dramaturjik bir gereklilikten mi yoksa biçimsel bir tercihten mi doğduğu sorusu, tüm festival programlarının tamamında hissedilen temel tartışma başlıklarından biri olarak öne çıkmaktadır.

Ortaya çıkan bu tablo, Türkiye’de kukla tiyatrosunun biçimsel olarak hareketli, arayış içinde ve çoğul bir yapıya sahip olduğunu; ancak dramaturjik derinlik, metin üretimi ve kuramsal süreklilik bakımından henüz bütünlüklü bir zemine kavuşamadığını göstermektedir. Tam da bu nedenle festivaller, yalnızca gösterim alanları değil, kukla dramaturjisinin sınandığı, yeniden üretildiği ve tartışmaya açıldığı düşünsel laboratuvarlar olarak okunmalıdır.

Bu bölümden itibaren ele alınacak olan İstanbul, Ankara ve Bursa festivalleri yukarıda çerçevesi çizilen dramaturjik eğilimlerin, temsil stratejilerini ve estetik yönelimlerini görünür kılmak amacıyla ayrı başlıklar altında incelenecektir.

Uluslararası İstanbul Kukla Festivali

Uluslararası İstanbul Kukla Festivali, Türkiye’de kukla sanatının uluslararası dolaşıma açılmasında en uzun soluklu ve en istikrarlı yapılardan biridir. Festivalin kurucusu ve Sanat Yönetmeni Kukla Sanatçısı Cengiz Özek’in yaklaşık otuz yıla yayılan emeği, İstanbul’u yalnızca bir ev sahibi şehir olmaktan çıkararak, kukla sanatının küresel ağlarla temas kurduğu önemli bir merkez hâline getirmiştir.

Festivalin en ayırt edici yönü; kuklayı yalnızca bir sahne pratiği olarak değil, kültürlerarası etkileşimin ve sanatsal dolaşımın etkin bir aracı olarak ele almasıdır. Bu bağlamda Uluslararası İstanbul Kukla Festivali repertuar seçimlerini, ulusal üretimin yanı sıra ağırlıklı olarak dünya kukla sahnesinin güncel estetik ve dramaturjik yönelimlerini Türkiye izleyicisiyle buluşturacak biçimde kurgulamaktadır.

Bugünden geriye dönüp bakıldığında festivalin, Türkiye’de üniversite öğrencileri ve genç sanatçılar için referans niteliği taşıyan bir izleme alanı yaratılmasında ve uluslararası kukla sanatçılarının Türkiye ile sürdürülebilir bağlar kurmasında belirleyici bir rol üstlendiği görülmektedir. Bu yönüyle festival, kukla sanatının kültürel dolaşımını mümkün kılan kalıcı bir temas noktası işlevi görmektedir. Nitekim bu yapı, kimi yönleriyle UNIMA Türkiye’nin üstlendiği misyonun büyük bir bölümünü fiilen yerine getirmekte, uluslararası kukla temsillerinin Türkiye’de izlenebilmesi açısından önemli bir “pencere” oluşturmaktadır.

2025 yılı Uluslararası İstanbul Kukla Festivali programı incelendiğinde, üç temel dramaturjik eğilimin öne çıktığı görülmektedir; solo performanslara dayalı çağdaş kukla çalışmaları, beden ve el kuklası merkezli yapımlar, metinden ziyade görsel kompozisyona dayanan, sözel anlatıyı geri plana alan sahneleme biçimleri.

Bu repertuar yapısı, festivalin kuklayı metin merkezli bir tiyatro formu olarak değil, performans sanatı, görsel tiyatro ve çağdaş sahneleme pratikleriyle kesişen çok katmanlı bir anlatı alanı olarak konumlandırdığını göstermektedir. 

Kukla, bu anlayış içerisinde dramatik veya epik anlatının taşıyıcısı olmaktan ziyade, görsel düşüncenin ve sahnesel kompozisyonun merkezine yerleşmektedir. Ancak bu estetik yönelim, beraberinde belirli dramaturjik riskleri de barındırmaktadır. Görsel estetik, teknik virtüözite ve sahne formunun ön plana çıkması, kimi yapımlarda anlatısal derinliğin, yapı kurulumunun ve düşünsel yoğunluğun geri planda kalmasına neden olabilmektedir. Özellikle metinsiz ya da görsel ağırlıklı işlerde, güçlü plastik imgeler ve yüksek sahne ustalığına rağmen, anlatının dramaturjik süreklilik üretmekte zorlandığı örneklerle karşılaşılmaktadır.

Bu durum, İstanbul Kukla Festivali’nin çağdaş kukla estetiği açısından sunduğu zenginliğin aynı zamanda temel tartışma alanını da oluşturduğunu göstermektedir. Festival, biçimsel arayışlar bakımından son derece üretken bir zemin sunarken; kukla dramaturjisinin düşünsel, metinsel ve kuramsal boyutlarının ne ölçüde derinleşebildiği sorusunu da sürekli olarak gündemde tutmaktadır.

Uluslararası Ankara Kukla Festivali

Uluslararası Ankara Kukla Festivali, Türkiye’deki kukla festivalleri arasında yalnızca düzenli biçimde gerçekleştirilen bir etkinlik olmanın ötesinde, sürekliliği ilke hâline getirmiş nadir yapılardan biridir. Festivalin on birinci yılına ulaşmış olması, Türkiye ölçeğinde basit bir istatistik değil, kültür politikaları açısından dikkate değer bir direnç pratiğine işaret etmektedir. Değişken ekonomik koşullar ve kültür sanat alanındaki yapısal kırılganlıklar göz önünde bulundurulduğunda, bu süreklilik başlı başına politik ve estetik bir duruş anlamı taşımaktadır.

Festivalin omurgasını oluşturan Tiyatro Tempo ile KUKSADER (Kukla, Karagöz, Gösteri ve Sahne Sanatları Derneği), bu devamlılığı yalnızca organizasyonel bir başarı olarak değil, etik, pedagojik ve dramaturjik bir sorumluluk alanı olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım, Ankara Kukla Festivali’ni geçici bir gösterim takviminden çıkararak, kukla sanatının üretim, paylaşım ve düşünsel dolaşımını mümkün kılan süreklilik temelli bir kültürel yapıya dönüştürmektedir. Bu bağlamda festival, Türkiye’de kuklanın uzun yıllar boyunca maruz kaldığı temel sınırlamaya -“çocuk tiyatrosu” tanımlarına- karşı açık bir karşı öneri geliştirmektedir: 

Kukla, yetişkin seyirciye de hitap edebilen bir tiyatro disiplinidir. Festivalin repertuar politikası ve yan etkinlikleri bu yaklaşımı yalnızca söylemsel değil, sahnesel düzlemde de görünür kılmaktadır. Böylece Ankara Kukla Festivali, “göster-dağıl” mantığına dayalı yaygın festival modelinden ayrışarak, yıl içine yayılan bir kültürel süreklilik fikri yapılandırmaktadır.

Bu yapısal yaklaşım, festivalin dramaturjik vizyonunu da doğrudan belirlemektedir. 2025 yılı programı incelendiğinde Ankara Kukla Festivali’nin belirgin biçimde üç eksende yoğunlaştığı görülmektedir: Yetişkin kukla dramaturjisi, yeni metin üretimleri ve yeni anlatı arayışları. Bu tercih, festivalin pedagojik bir bilinçle hareket ettiğini, kuklayı yalnızca geçmişten devralınan bir biçim olarak değil, yeniden yazılması ve yeniden düşünülmesi gereken bir sahne dili olarak ele aldığını ortaya koymaktadır.

Özellikle yetişkin seyirciye yönelik yapımların programda ağırlık kazanması, Türkiye’de kuklanın uzun yıllar çocuk tiyatrosu eksenine hapsedilmesine karşı önemli bir kırılma noktası oluşturmaktadır. Bu yönüyle Ankara Kukla Festivali, kukla sanatının estetik, dramaturjik ve düşünsel sınırlarını genişleten bir üretim laboratuvarı işlevi görmektedir.

İstanbul Kukla Festivali’nin uluslararası dolaşımı önceleyen büyük ölçekli yapısına karşılık Ankara Kukla Festivali, daha sınırlı imkânlar içerisinde fakat doğrudan üretici sanatçılarla temas eden, sürece odaklanan bir festival modeli sunmaktadır. Bu farklılık, Türkiye’de kukla sanatının tek merkezli değil, çoğul, katmanlı ve birbirini tamamlayan yapılara ihtiyaç duyduğunu açık biçimde göstermektedir.

Bu çerçevede Uluslararası Ankara Kukla Festivali, yalnızca sahnelenen temsillerle değil, kukla sanatının bugün Türkiye’de nasıl üretildiği, kimler tarafından taşındığı ve hangi koşullar altında varlığını sürdürdüğü sorularına verdiği yapısal cevaplarla da dikkat çekici bir örnek oluşturmaktadır.

Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali

Bursa, Karagöz’ün yalnızca efsaneleştirildiği bir şehir değil, aynı zamanda bu geleneğin tarihsel süreklilik içerisinde sahnede varlığını koruduğu en güçlü merkezlerden biridir. Bu nedenle Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali, Türkiye’deki kukla festivalleri arasında yalnızca bir kültür etkinliği olarak değil, doğrudan kültürel bellekle temas hâlinde olan kurumsal bir yapı olarak konumlanmaktadır.

Festivalin kökenleri 1990’lı yıllara uzanmakta olup, bu yönüyle Türk Tiyatrosu tarihi bütünlüğü içerisinde, dönem olarak Türkiye Tiyatrosu tarihinin bugüne uzanan sürekliliğiyle en eski festivallerden biri olarak öne çıkmaktadır. Günümüzde festival; Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı (BKSTV) ve UNIMA Türkiye Millî Merkezi iş birliğiyle yürütülmektedir. Bu çok paydaşlı yapı, festivale güçlü bir kamusal zemin, geniş organizasyon kapasitesi ve sürdürülebilirlik açısından önemli bir avantaj sağlamaktadır.

Kamusal destek, festivalin mekânsal olanaklarına da doğrudan yansımaktadır. Salon erişimi, teknik altyapı ve program çeşitliliği bakımından Bursa Festivali, Türkiye’deki pek çok kukla festivaline kıyasla daha geniş bir hareket alanına sahiptir. Bununla birlikte festivalin güçlü kamusal yapısına rağmen, üniversitelerle -özellikle Uludağ Üniversitesi Sahne Sanatları Bölümü gibi doğrudan alanla ilişkili akademik birimlerle- kurulan ilişkinin sınırlı kalması, dikkat çekici bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Akademik üretim ile sahne pratiği arasındaki bu mesafenin, kukla sanatı adına aşılması gerekmektedir. Bu, Bursa özelinde değil Türkiye’deki tüm Sahne Sanatları ve benzeri bölümler için geçerlidir. 

27 Aralık tarihinde web sayfamızda yayımlanan ve Bursa Festivali’ne odaklanan Festival & İzlenim yazısında, kuramsal çerçeveye dayalı olarak ele aldığımız önemli bir hususu burada kısaca yeniden hatırlatmak yerinde olacaktır: Festivalin adlandırılması, terminolojik açıdan dikkat çekici bir ayrımı beraberinde getirmektedir. “Karagöz – Kukla – Gölge Oyunları” başlığı, tarihsel olarak bu formların tamamını kapsayan “kukla” üst kavramı açısından zorunlu olmayan bir ayrışma üretmektedir. Bu durum, Karagöz’ü kukladan ayrı bir tür gibi konumlandırma ve tekniği estetik yapının önüne taşıma riskini barındırmaktadır. İstanbul ve Ankara festivallerinde tercih edilen “kukla” üst başlığı ise geleneksel ve çağdaş tüm formların aynı teorik zeminde birlikte düşünülmesine imkân tanımaktadır.

Uluslararası Bursa Karagöz Kukla ve Gölge Oyunları Festivali, bir yandan gerek kukla çeşitliliği ile farklı kukla formlarını gerek Karagöz geleneğinin tarihsel belleğini taşıyan güçlü bir kamusal yapı olarak öne çıkarken bu bağlamda gelenek ile çağdaş temsiller arasında süregelen gerilimi görünür kılan özgün bir tartışma alanı sunmaktadır.

Sonuç Yerine: Bir Bellek Metni

Bu dosya, kesin yargılar üretmek amacıyla değil, Türkiye’de kukla tiyatrosunun 2025’ten bugününe uluslararası festivaller ölçeğine dâir bir bellek kaydı oluşturmak amacıyla hazırlanmıştır. 

2025 yılı festivalleri açık biçimde göstermiştir ki kukla, hâlâ düşünebilen, soru sorabilen, dönüşebilen bir sahne sanatıdır. Ancak bu potansiyelin açığa çıkabilmesi yalnızca geleneksel formların korunmasıyla değil, dramaturji, eleştiri ve üretim cesaretiyle mümkündür. Bu dosya tam olarak bu ihtiyaca işaret etmektedir.

2025 yılı, Türkiye’de kukla tiyatrosunun güçlü bir potansiyele sahip olduğunu, ancak bu potansiyelin büyük ölçüde bireysel çabalarla sınırlı kaldığını da açık biçimde ortaya koymuştur. Festivaller, kuklanın yalnızca geçmişi temsil eden bir anma alanı değil, bugünü ve geleceği üzerine düşünülmesi gereken canlı bir sahne dili olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.

Türkiye’de kukla tiyatrosu; müzesiyle, akademik bölümüyle, kamusal sahnesiyle ve eleştirel düşünce alanıyla bütüncül bir yapıya kavuştuğu ölçüde gerçek anlamda kurumsallaşacaktır. Festivaller ise ancak bu bütünlüğün parçası olduklarında, yalnızca “yapılan” değil, düşünülen ve üretilen mekânlara dönüşebilecektir.

Bu yazı, tam da bu ihtiyacın altını çizen bir yıl sonu bellek metni olarak okunmalıdır.

Bu noktadan sonra mesele kuklanın ne olduğu değil, sahnede neye dönüştüğüdür.


TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer inceleme yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Sâlih Banazılı

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin