Bir Bardak Suya Dalış, Köprüden Önce Son Çıkış

2026’dan 2013 çıkar

Mine Yıldız, Yağmur Güçlü ve Yaren Özkoca’nın canlandırdığı üç kadının, kimlik politikaları temalı bir performans yarışması için video çekmeye karar vermesiyle, dil ve performans suç deliline dönüşür. Kimlikleri sorgulanan ve üretme kaygısıyla debelenen Mine, Yağmur ve Yaren kendilerini bir mekâna sabitlemeye, bunu da benliklerinden ödün vermeden yapmaya çalışır. Bir mahalleye, bir sokağa, bir apartman numarasına sahip olmanın küçük sevincini sorgu polisine aktarmak ister gibidirler. Belirsizlikten kaçınmak istediklerinden olsa gerek, koordinat girercesine adres verirler: Zertop sokak, Rıfat Bey Apartmanı, 13 numara. 2+1, 95 metrekare. Banyonun tavanı akar, salonun tavanı akmaya başlar, Mine’nin kapısının altından sular sızar… Bakkaldan veresiye alışveriş yaparlar; evlerindeki birkaç kitabın adını sayarlar. Buradayız, diyebilmek için akıntıya karşı set çekmiş, onu müdafaa ediyorlardır. Oyun ilerledikçe sorgu sahneleri ile evdeki sohbetler iç içe geçer; bir yanda video çekmeye çalışan üç arkadaş, diğer yanda aynı sözleri suç dosyasına dönüştüren görünmez bir sorgu mekanizması vardır.

Üreterek var olma çabalarının ortasında, bu üç kadının 75.000 TL ödüllü, kimlik politikaları temalı bir performans yarışmasına katılmaya karar vermesi baştaki sorgu sahnelerini anlamlı kılar; ödül almak şöyle dursun, demek ki karakola düşmüşlerdir… Kadınlardan biri polise “Boykot? Hayır, maddi durumum kötü,” diye cevap verir. Bir diğeri, “Ben o zaman on dört yaşındaydım,” der. Ne zaman acaba? Bu replikten politik bir olaya referans verildiğini anlarız. Polisin neyi sorduğunu işitmemişizdir ama ister istemez Gezi’ye uzanırız; kaç yıl oldu? İşlem yaparız. 2026-2013=13. Böylece politik hafıza boşluk üzerinden kurulur. “O zaman on dört yaşındaydım ama bugünkü yaşımla, bugünkü aklımla da kabul etmiyorsunuz beni.” anlamına gelir, yirmi yedi yaşındaki kadının sözleri. Oyun bu iki düzlem arasında gidip gelir; bir yanda yarışma için çekilmeye çalışılan video, diğer yanda aynı sözleri suç deliline dönüştüren görünmez bir sorgu mekanizması. Ev içi sohbet ile karakol dili birbirine karıştıkça gündelik konuşmalar ile polise verilen ifade arasındaki sınır giderek bulanıklaşır.

Toplumsal sıvılar ve bulaş

Broşürde bir bardak su vardır. Afişte üç genç kadın muşambaya sarılmıştır. Oyunun adı köprü ve su imgesi içerir. Islaklık umarız; sular dökülecek, kovalar dolup taşacak, hatta belki seyircinin üzerine sıçrayacaktır… Ön sırada oturmak iyi bir fikir mi, diye bile düşünebiliriz. Fakat bunların hiçbiri gerçekleşmez. Kupkuru geçer elli beş dakika. Tüm sıvılar dilde ve metafordadır. Oyuncuların sarf ettiği cümleler teri, kanı, cinsel salgıları, HIV’i, ıslaklığı ve bulaşı çağırır. Bir yandan da söylentiler, komplo teorileri ve şehirde dilden dile dolaşan klişeler üzerinden başka toplumsal sıvılar akar; kan, irin, gözyaşı.

“Dünyayı beş aile yönetiyor”, “Avrupalıların hiç travması yoktur”, “Meme ucu belli olan aranıyordur”, “Okul formasını kısaltan yolludur”, “Metalciler kedi kanı içer”… Taksim’de ya da Eminönü’nde yürürken duyabileceğiniz alelade cümleler sarf edilir sahnede. Oyuncular da bu sözlerin kendilerine ait olmadığını özellikle vurgular. “Videodaki sözleri ben yazmadım, o sözler halka ait sözler,” der içlerinden biri. Bir diğeri “Anonim türküler gibi yani o sözleri metroya binseniz duyabilirsiniz,” diye ekler. Gerçekten de bunlar herhangi bir ağızdan çıkabilecek, kime ait olduğu belirsiz ama şehirde dolaşım hâlindeki sözlerdir.

Sahnede bir damla ıslaklık olmasa da dil sürekli sıvı üretmek marifetiyle dolup taşma ihtimalini hatırlatır. Bu cümleler şehirde dolaşır, bireyden topluma bulaşır ve tekrarlandıkça gerçeklik kazanır, bunu biliriz. Fakat sahnelenemeyecek kadar gerçektirler; çünkü gündelik hayatta rahatlıkla sarf edilen bu sözler, sahneye taşındıklarında bir anda suç deliline dönüşebilir. Nitekim sorgu sahnelerinde kadınlar da bunu anlamaya çalışır. Sokakta söylenen bir cümle ne zaman suç sayılır? Ve kim söylediğinde suç sayılır? Suçtan kaçışın olmadığı bir kapanda kuru kuruya ıslaklık izleriz. Mine Yıldız, Yağmur Güçlü ve Yaren Özkoca’nın oyunculuğu tüm bu tezat içinde karakter kurmaktan ziyade başlı başına bir kuşak tanıklığı üretir. Sahnedeki varlıkları dramatik bir rol dağılımından ziyade ortak bir ritme dayanır. Bazen birbirlerinin cümlesini tamamlayan, bazen aynı cümleyi üç farklı tonla tekrar eden bu oyunculuk biçimi, metnin kolektif hafıza hissini güçlendirir.

Fiziksel, dilsel ve siyasi kuruluk

Kovalar ters çevrilmiş, işlevsizdir. Oyuncular zaman zaman bu kovaların üzerine oturur, bazen birleştirip yatar, bazen de kovaları başlarına geçirir. Gündelik hayatın içinde sıradan bir temizlik aracıyken, kovalar başa geçirildiğinde anonim bir maskeye dönüşür; sesi boğar, yüzü saklar ve söyleyen kişiyi kimliksizleştirir. Sahneye yerleştirilen bu kapların suyla dolup taşmayacağını, bunun yerine konuşma hakkını boğmak üzere kullanılacağını bir süre sonra anlarız. Üç kadın tekrar eden sorgu sahnelerinde susadıklarını söyler. Dilleri kurur; su isterler. Bu yüzden afişte görülen bir bardak su gündelik bir ihtiyaca değil, baskı altında konuşabilme ve kendini savunabilme hakkına işaret eder. Sahnedeki kuruluk fiziksel, dilsel ve siyasidir. Su talebi de bu yüzden sözün dolaşıma girebilmesi için gerekli koşulları çağrıştırır. Oyun boşuna “Ben yaptıklarımın arkasındayım, konuşma hakkımı kullanmak istiyorum,” cümlesiyle bitmemiştir. Konuşma hakkı vücut sıvılarının da özgürlüğü anlamında, biyolojik bir varoluş mücadelesine dönmüştür çoktan.

Köprüden Önce Son Çıkış oyunundan kareler.

Nuray Büyükdağ’ın oyunu ele alırken işaret ettiği “Schrödinger’in vatandaşı” kavramı tam da burada anlam kazanır.[1] Schrödinger’in meşhur deneyindeki kedi gibi, kutu açılana kadar iki ihtimal arasında askıda kalan bir yurttaşlık hâlidir bu… Suçlu mu yoksa mağdur mu oldukları henüz belirlenmemiştir. Yarışma için kaydettikleri videodaki cümleler kadınları tam olarak böyle bir belirsizliğin içine yerleştirir. Sokakta rahatlıkla duyulabilecek sözler sahnede tekrarlandığında bir anda suç deliline dönüşebilir; söyleyen kişi bir yandan ifade özgürlüğünü kullanan bir sanatçı, öte yandan potansiyel bir suçlu olarak görülebilir. Ömür törpüsü bu ikilik genç kadınların hayatının meselesi hâline gelir. Hangi sözün yarışma videosunda bir performans olarak kalacağını, hangisinin sorgu dosyasına gireceğini kimse önceden bilemez.

Köprüden Önce Son Çıkış oyunu 2024’te Londra’daki Voila! International Theatre Festival’e ve 2025’te Berlin’de düzenlenen 10. Türk-Alman Tiyatro Festivali’ne davet alır, ancak ekip vize alamadığı için bu festivallere katılamaz. Bu deneyim daha sonra oyun metnine gündelik bir sohbet içinde eklenir. “Almanya vize vermiyor ki,” der içlerinden biri. Ardından gerekçeler sıralanır. “Beni mülteci sanıp vize vermediler”, “Benim maddi statümü beğenmediler”, “Döneceğimden emin olamamışlar”, “Asgari ücret alıyorsam bu benim suçum mu?” Bu diyaloglar dolaşım hakkının ne kadar açık ve somut kriterlerle sınırlandığını gösterir. Oyunun başında genç kadınların neredeyse koordinat verir gibi adres saymaları bu sahneyle birlikte daha da anlam kazanır. Hareket edemeyen bedenler en azından bir yere sabitlenmek ister; dolaşım hakkı kısıtlandığında adres, varlığın en küçük kanıtına dönüşür.

Ev gibi, değil gibi sahne tasarımı

Yere doğru devam eden yarı saydam muşambanın üzerinde ters çevrilmiş üç siyah kova duruyor. Kolayca kurulabilecek ama her an toplanıp kaldırıla da bilecek bir barınak gibi burası. Fakat dramatik ışıklandırma bu geçiciliği kirli ya da fakir göstermek yerine, şiirsel bir atmosfere büründürüyor. Böylece öncelikle ve en çok evi temsil eden, fakat yersiz yurtsuzluk hissini de eksik bırakmayan bu görüntü, gizemli bir ortam yaratıyor. Sahne tasarımının oyun ilerledikçe kendini gösteren ıslaklık ve kuruluk imgelerine izleyiciyi çok iyi hazırlıyor.

22 Mart 2024’te prömiyer yaparak bugüne kadar yaklaşık elli kez sahnelenen oyun 2025 senesinde verilen Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri’nde Üstün Akmen Genç Oyuncu Ödülü’ne layık görüldü. Ga Kolektif’in bu üretimi genç tiyatro topluluklarının dramaturjik arayışlarını yakından izlemeyi gerektiriyor. Köprüden Önce Son Çıkış yalnızca üç genç kadının yaşam koşullarını anlatmıyor, sanatsal üretimin suç deliline dönüşebildiği bir dönemin kaydını da tutuyor.

Dipnot

[1] Nuray Büyükdağ, “Sabah erken, hava karanlık: Bir kuşağın hasar tespit tutanağı; Köprüden Önce Son Çıkış” https://t24.com.tr/yazarlar/nuray-buyukdag/sabah-erken-hava-karanlik-bir-kusagin-hasar-tespit-tutanagi-kopruden-once-son-cikis,53615?_t=1776797457225, Yayımlanma Tarihi: 2 Şubat 2026, Erişim Tarihi: 21 Nisan 2026.

Oyuncular: Mine Yıldız, Yağmur Güçlü ve Yaren Özkoca

Yazar/Yönetmen: Mine Yıldız, Yağmur Güçlü ve Yaren Özkoca

Proje Danışmanı: Barış Arman

Dekor Tasarım: Semih Başarı

Ses ve Efekt Tasarım: Alper Şimşek

Reji Asistanları: Efe Çapar, Yunus Emre Yeşil, Tan Topaloğlu

Afiş Tasarım: Tuana Olcay

Fotoğrafçılar: Ezo Şara Uray, Ayten Çelik


TEB Oyun Dergisi‘nde yer alan diğer eleştiri yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında / Zeynep Nur Ayanoğlu

Lütfen birkaç kelime yazıp Enter'a basın

TEB Oyun sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin