Yeni Kurulan Tiyatro Toplulukları: artalan kolektif
Son iki senedir artalan kolektif çatısı altında üretmeye, yeni hikâyeler ve biçimler üzerine çalışmaya devam ediyoruz. Bir araya geldiğimiz ilk zamanlarda sezgisel bir bilme biçimiyle yaptığımız şeylerin, zamanla bir yönteme dönüştüğüne birlikte tanıklık ediyoruz. Bu tanıklığın, başka türlü bir üretme heyecanı getirdiğini gördük. Gelecek her ne kadar kaygılı, güvencesiz ya da şimdiden yorucu görünse de yan yana durmanın bu heyecanı mümkün kıldığını, birlikte paylaşılabilir hâle getirdiğini bu iki yıl içinde öğrendik.
artalan kolektif, İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nde yolları kesişen Anıl Can Beydilli, Tuğba Sorgun ve Yaşam Özlem Gülseven’in; tiyatroya dair farklı yönelimleri ve ilgi alanları etrafında şekillenen bir düşünme ve üretme arayışıyla ortaya çıktı. “Kolektif” üretim biçimlerini ve bu yapıda bir ekip olmanın olanaklarını düşünerek başladık. Bizim açımızdan ilginç olan aynılık üzerinden değil, farklılık üzerinden birleşmemiz oldu. Estetik tercihlerimizden metodolojik yaklaşımlarımıza, tiyatroya dair sorularımız ve cevap arayışlarımız birbirinden farklıydı ama tam da bu çoğulluk, kolektifin üretim kapasitesini zenginleştiren bir dinamik hâline geldi. Yaşam’ın performatif alana ve dramaturjiye dair motivasyonu; Anıl’ın klasik sahneleme kodlarını içeriden konuşarak dönüştürmeye yönelik arayışı; Tuğba’nın ise disiplinlerarası araştırmalar ile anlatı yapıları ve oyunculuk biçimlerine yönelik arzuları farklı yönlerden beslenen ama birbiriyle sürekli temas hâlinde olan bir deneyim alanı yarattı. Hepimizin en kuvvetli motivasyonu ise birbirini desteklemek, üretmek ve düşünmekle ilgili teşvik etmekti. Bu alanı kapalı ve sınırlı bir yapı olarak düşünmedik. Aksine, artalan’ı farklı alanlardan gelen kişilerin de düşünsel ve yaratıcı katkılar sunabildiği; birlikte var olunabilen, tartışılabilen ve dönüşülebilen bir zemin olarak tasavvur ettik. Bir tür görünmez çatı… Bizi bir arada tutan.
artalan kolektif bizim de hâlâ deneyimlediğimiz ve sınırlarını keşfettiğimiz bir alan. Yola çıkarken, tiyatro üretmek isteyen kişilerin ister sahne sanatlarının içinden ister farklı disiplinlerden gelsinler bir araya gelebileceği; birlikte oyunlar, performanslar geliştirebileceği, ortak düşünme zeminleri kurabileceği bir alan hayal ettik. Bizim için belirleyici olan işleri üzerine düşünen, diyaloga açık, farklı perspektiflere ihtiyaç duyan insanların birlikte var olabileceği bir kolektif inşa edebilmekti. Bugüne dek attığımız adımların bu hayale bizi yaklaştırdığını düşünüyoruz. Örneğin HardLove’ın tüm ekibi, Yıldız’ın prova süreçlerine farklı oranlarda katılarak sürece fikirleriyle katkı sundular. Bu etkileşim, kolektifin düşünsel olarak da birbirini besleyen bir diyalog alanına dönüşmesini sağladı. Üç kişiyle başlayan bu yolculuk zamanla genişledi. Atakan geldi, Gülnara geldi, Dicle, Mine, Deniz ve Aslı… Böylece biz büyüdük, daha da büyük bir “biz” olduk. Sonraki oyunlarımıza yine bu motivasyonla çoğalarak, farklı fikirlere ve deneyimlere açarak devam etmek istiyoruz.

Hard Love oyunu. Fotoğraf: Haydar Şahin
İlk oyunumuz HardLove, Eylül 2023’te sahne yolculuğuna başladı. Biz de artalan’ın kuruluş tarihini, HardLove’ın ilk sahneleme günü olan 19 Eylül 2023 olarak kabul ediyoruz. HardLove Anıl’ın yazdığı, Yaşam’ın dramaturjisini yaptığı, Tuğba’nın Atakan Yılmaz ile sahneyi paylaştığı, Gülnara Golovina’nın hareket tasarımı, Dicle Şengül’ün yardımcı yönetmenlik, ışık operatörlüğünü Celil Yüce’nin yaptığı bir oyun. Işık Tasarımı Yasin Gültepe, dekor tasarımı Cihan Aşar, müziği Nep’tune (Arkadaş Deniz Koşar ve Mekin Sezer) imzalı.
Oyunun çıkış noktası, tek gecelik bir karşılaşmada iki yabancının bağ kurma ihtimaliydi. Ancak HardLove, bu ihtimali kırılganlıkla, uyuşmazlıkla ve hissetme arzusunun ağırlığıyla sorgulayan bir yerden ele alıyor. Derin bir temas etme arzusunun/ihtiyacının yanında böyle bir yakınlığın olanağını sorgulamaya başlıyor. Tenimiz, ilişkisizliğin, kadınlık/erkeklik rollerinin, hareketsizliğin içinde birbirine değdiği yerden yanar mı? Yanmak yaşadığımızı hissettirir mi? Yaşadığımızı hissedeceksek yanmaya değer mi? Tüm bu soruların içinden doğan bir oyun HardLove.
İlk oyunumuz HardLove olmasına karşılık HardLove’dan daha önce başlayan ve yolculuğuna devam ederken artalan’ın kurulması ile kolektife dâhil olan bir oyunumuz var: Hatırlarsanız Mahremiyet Demiştik. Yaşam’ın yazdığı, Tuğba’nın oynadığı, Ozan Ömer Akgül rejisiyle sahnelenen bu anlatı oyunu, artalan kolektif’in düşünsel temellerini atan çalışma olarak görülebilir. Başlangıcı, üniversite yıllarına uzanır. Tuğba’nın, Yaşam’ın yazılarına duyduğu ilgiyle sorduğu “Yazdığın bir şey var mı?” sorusu, üç sezon sürecek bir tiyatro yolculuğunun ilk adımı oldu. Oyun, annesinin ölümünden sonra eşyalarla ne yapacağını bilemeyen ve bu kayba duyduğu öfkeyle eşyaları bir mezatta satmaya karar veren Açelya’nın hikâyesini anlatır. Anlatının merkezinde, aile dinamikleri içinde silikleşen mahremiyet duygusuna ve kurulamayan anne–kız ilişkisine karşı bireysel bir başkaldırı yer alır. Üç sezon boyunca bir mezat sahnesi, sayısız turne ve farklı izleyici karşılaşmalarıyla gelişen Hatırlarsanız Mahremiyet Demiştik, geçen sezon tamamlandı. Ancak bu oyunun yolculuğu, bizim yolculuğumuzun da vesilesi oldu. Yaşam ve Tuğba, birlikte üretme isteğini bu oyun üzerinden somutlaştırdı. Anıl, provaları izlerken HardLove’ı yazıyordu. Bu süreçte üç ayrı yaratıcı çizgi, bir ortak zeminde birleşerek artalan kolektif’i mümkün kıldı.
Son oyunumuz Yıldız ise 2025 yılının Ekim ayında prömiyerini yaptı. Deniz Dursun’un yazdığı, Mine Nur Şen’in oynadığı, Anıl Can Beydilli’nin yönettiği, dramaturjisini Yaşam Özlem Gülseven’in yaptığı ve Aslı Candaş’ın yaratıcı yapımcı olarak yer aldığı, Elif Tekinyer’in yardımcı yönetmenliği üstlendiği bir oyun. Tasarım ekibinde ise yine HardLove’dan beri birlikte olduğumuz Gülnara, Yasin gibi isimler var. Zorlu PSM’nin “Kısalar” programında kısa oyun olarak geliştirilen metin, artalan kolektif’e dâhil olduktan sonra tüm ekipçe yürütülen 5-6 aylık bir çalışmayla, metinsel ve yapısal olarak yeniden biçimlendirildi ve sahneye taşındı. Yıldız, evden kaçan bir muhabbet kuşunun dünyada kendine bir “yer” arayışını merkeze alan tek kişilik bir oyun. İnsan merkezli olmayan, bir muhabbet kuşunun gözünden dünyaya bakan bir oyun üzerine çalışmak bizim için en başından beri heyecan vericiydi. Muhabbet kuşunun, insan ve hayvan olmanın eşiğinde olan bir canlı olması, ekodramaturjik bir yaklaşımı mümkün kıldı. Yıldız’ın nereye ait olduğunu, nerelerde savunmasız hissettiği, kendi doğasının çağrısını takip ederek çıktığı bu yolculuk, bir muhabbet kuşu üzerinden hepimizin bağ kurabileceği birçok anla temas etti. Dışarıda hepimizi tehdit eden kocaman bir dünyayı, 30 gram ağırlığındaki bir kuşla yeniden deneyimledik.

Yıldız oyunu. Fotoğraf: Veli Furkan Güneş
Yıldız ilk sezonunda iki yerel festivale katıldı, birçok şehri dolaştı. En son Ev Ankara ve Ankara Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde Ankara’nın farklı parklarında oynadık. Bizim için Yıldız’ın açık havada, parklarda sahnelenmesi hiçbir zaman aklımızdan silinmeyecek bir deneyim oldu. Burada çok sevdiğimiz tiyatro sahnesinin dışında, kamusal alanda neler yapabileceğimizi ve seyirciye nasıl temas edebileceğimizi keşfettik ve aldığımız ilhamla ileriye dönük farklı hayaller kurmaya başladık.
artalan kolektif, tüm bu üretim süreçleriyle birlikte sabit bir kadroya ya da belirli isimlerden oluşan kapalı bir yapıya işaret etmez. Bizim için “kolektif” kavramı, belirli bir topluluğu tanımlamaktan çok, ortaklaşa üretime dayalı bir yaklaşımı ve düşünme biçimini sahiplenmek anlamına gelir. artalan çatısı altındaki her işte, üretim sürecini metin aşamasından sahneye kadar kolektif bir sorgulama alanı olarak ele alıyor; ortak düşünmenin ve birlikte üretmenin sınırlarını ve imkânlarını sahneleme süreciyle birlikte yeniden tanımlamaya çalışıyoruz.
Bu nedenle artalan kolektif, başladığı günkü motivasyonla; tiyatronun araçları aracılığıyla bugüne dair sıkışma, çatışma ve dönüşüm hâllerini araştırmaya, sahne estetiği üzerine düşünmeye, çağdaşlarıyla birlikte üretmenin olanaklarını çoğaltmaya devam edecek. Biz çoğul seslerin yan yana gelebilmesinin, birlikte düşünmenin ve yalnızlıktan kurtularak eylem kapasitemizi genişletmenin mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu bakışla kalabalıklaştıkça çoğalıyoruz ve birlikte hareket etmenin özgürleştirici potansiyelini aramaya devam ediyoruz.
TEB Oyun Dergisi‘nin 51. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.






