Yeni Kurulan Tiyatro Toplulukları: Selam, biz ACT
Biraz önce önümüzde boş bir sayfa vardı. “TEB Oyun’a kalbi kadar temiz bu sayfaları bize ayırdığı için…” O, artık bir kısmı boş bir sayfa. Siz okurken bir yerleri hâlâ boş olacak. Bizim derdimiz günümüz boşluklarla, havada kalanlarla. Üstü kalsın. Biz? ACT Project. Aç parantez: [1] Anıl, Ece, Ilgım, İlker, Kardelen. Kapama parantez, kapamayalım. Başta bir selam vermiştik ya rica edeceğiz onu unutmayalım.
Sizlere bu satırları yazan bizler 30’lu yaşlarımızdayız. Bize hâlâ “genç tiyatrocu” diyorlar, alıştık. Eğer siz de gazı kaçmış ironiyi dert etmezseniz biraz gençlerden, gençlikten bahsetmeyi deneyeceğiz. Sizlere bu satırları yazan bizler aslında bu satırların üzerini çizmek ve tekrar yazmak istiyoruz, diyeceğiz. İçimizdeki ve içinde kaldığımız boşluklarla böyle anlaşıyoruz.
Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Bölümü, Unga Klara Tiyatrosu, Mordem Sanat ve K2 Güncel Sanat Merkezi ortaklığındaüç yıl önce hayata geçirilen Sanatsal Özgürlük ve Türkiye’de Sanat Alanında Çocuk ve Gençlik Perspektifi – STÇ (Artistic Freedom and Children’s and Youth’s Perspective in the Arts in Turkey – ACT) [2]isimli proje ile bir araya geldik. İsveç’in köklü bir çocuk ve gençlik tiyatrosu olan Unga Klara’dan ve projenin diğer yürütücülerinden aldığımız uzun soluklu eğitimlerden sonra, odağına gençleri alan tiyatral üretimler yapmak üzere ACT Project olarak yol yürümeye karar verdik. İlk işimiz Of Ah Oh [3] bu süreç sonucunda, geçen sene ortaya çıktı. Yeri gelmişken bu projeyi var eden Özlem Özhabeş’e, tüm eğitmenlerimize ve arkadaşlarımıza tekrar gönülden teşekkür ederiz. Yeri gelse de gelmese de selamdan beri içimizde tuttuğumuz bir nefesi artık serbest bırakmak isteriz:
Of!
Size nasıl ulaşıyor bu ses? Bıkkınlık ekip yılgınlık biçen bir tarafı var, kabul. Geleceğin etrafına kehanet duvarları ören… Ama duygular değişir ve duvarlar aşılsın diyedir. Bu da var. Mesela Kadıköy Anadoluluların okulları için mücadele ederken yaptığı buydu. [4] Sadece onlar değil her yerden birçok genç, geçtiğimiz Mart ve Nisan ayında yaşadığımız kâbusları böyle yırtıp atmadı mı? “Hayat işte…” korkuluklarını umursamayarak…
Gençlik tiyatrosu yapmaya başladığımızdan beri “genç olmak” ne demek diye sorup duruyoruz. Bir yaş aralığı ile sınırlandırmak yeterli gelmiyor. Onları omuzlarına yüklenen küflü hayallerin veya kelle başı yapılan gelecek hesaplarının bir parçası olarak da görmüyoruz. Yalnızca seslerini duymaya çalışıyoruz. Buna uzun suskunluklar da hayalleri yeşerten çığlıklar da dâhil. Tıpkı Bursa’daki Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nde sahne ışıkları olması gerekenden biraz önce kapanınca gençlerle beraber karanlıkta attığımız çığlıklarda olduğu gibi. Bir hatada diyelim, bir anlık boşluk veya kopuşlarda sesini bulan haykırışlar…
Madem iki arada bir derede yaşıyoruz şu hayatı o zaman haydi paçaları sıvayalım, görmediğimiz sularda buluşalım. Seyir yeri ile sahne arasındaki o geçitten birbirimize bakalım. İçimizdeki türlü eşikleri aşıp gelen sesleri serbest bırakalım. Taşsınlar. Tiyatronun bilmem kaçıncı duvarına dayansınlar. Bursa’daki oyun sonrası yaptığımız söyleşide bir genç, ilk defa bir oyundan sıkılmadığını söylemişti. Başka oyun çıkışlarında da başka gençler, görüldüğünü, duyulduğunu ve yalnız hissetmediğini bizimle sık sık paylaşıyor. Siz de duyuyor musunuz? Bir of çeksek karşıki duvarlar su alır, ne güzel!

Of Ah Oh, ACT Project. Fotoğraf: Ayten Çelik
Ah!
Tiyatronun ahı gitmiş, sonra vahı da gitmiş. Gitmiş, gitmiş, uzun yollar tepmiş, dik yamaçlar inmiş, düzlüklerde kalmış da oyalanmış, geniş geniş, isterse yine gitmiş… Öldüğü sanılan duraklarda bu yaşlı sanat, yoluna yeniden devam etmiş. O yollarda kim bilir kimlerle karşılaşmış, hangi seslere karışmış? Bizim oyunumuzda mesela iki başka nidanın arasından karakterlere ve seyirciye uzanmış: Of Ah Oh. Peki gençlerin ahından tiyatro ne anlar? Gençlik ile tiyatro arasında bir kuşak farkı var mı sahiden? Yoksa ikisi de arada veya havada kalmanın ya da boşluklarda uçmanın dillerini mi arıyor? Yaşına bakmaksızın insan tekinin gençliğini nasıl oluyor da gözünden anlıyoruz? Ondaki meraktan ve açıklıktan mı? Eh birlikte düşünelim, tiyatronun rakamsız canlılığı biraz da böyle bir bakışı örgütlemesinden değil mi? Bakışlar dışında? Bir kere, ikisi de çerçeveye sığmaz. Sonra, karar vermekte güçlük çeker. Kafa karışıklığı bol, hatası sevmekle bitmez. Bir mekâna ait olmak, bir ana bağlanmak ister. Ardından hemen koşmak, koşmak, koşmak… Değişimi tam da kendi nabzının ritminden bilir, onu arzular.
Tüm bu ortaklıklara rağmen gençlerin neredeyse yok sayıldığı bir sanat dalı düşünün. Cümleye dökünce akılalmaz geliyor değil mi? Aslında birbirinden farklı tiyatro perspektiflerine sahip bizleri buluşturan da bu anlamadığımız şeyler oldu. Umarız anlaşılmayacak şeyleri anlamamaya devam ederiz. Maalesef bu durum tiyatro ile de sınırlı değil. Etrafımıza şöyle bir bakınca bile düzenin nasıl da gençleri dışarıda bırakacak şekilde kurulduğunu apaçık görebiliyoruz. Aynı şey çocuklar için de geçerli tabii ama en azından onlarla ilgili çok sayıda girişim söz konusu.
Gençliğe gelince bir nicelik problemiyle de karşılaşıyoruz. Ama işler bir yerde iyice karışıyor. Dış dünyanın sebep olduğu bütün bu arada kalma meselesinin bizzat gençliğe içkin bir tarafı da var: Fizyolojik, duygusal ve düşünsel çalkantılar içinde kendi yollarınızı ararken aynı zamanda diğerleriyle bağlar örüyorsunuz. Hep bir eşiğin ucunda gibisiniz. Sonra birtakım kararlar verip geçiyorsunuz onu,
Oh!
diyorsunuz ve derken yenisi ve başkası, en heyecanlısı, yorucusu, en zoru, sürprizlisi, değişiği… Oyunumuz işte bu müphem coğrafyada doğdu. Kendi gençliğimiz ile başka gençlerin yaşadıkları arasında bir araya geldi. ACT isimli eğitim programının odağında çocukların ve gençlerin perspektiflerini araştırmak vardı ve temelde iki kaynaktan besleniyordu. Bunlardan biri bu işin uzmanları olarak gördüğümüz çocuk ve gençlerle sık sık bir araya gelmek diğeri ise bizim de bu yollardan geçtiğimizi hatırlayarak kendi çocukluğumuza ve gençliğimize dönmekti. Sanatsal araştırmayı kendimizden yola çıkarak başlatmak hem üretimi bizim için bir keşif sürecine dönüştürdü hem de seyircimizle eşitlikçi ve yaratıcı bir zeminde buluşmamıza yardım etti. Bu sebeple ilk başta biz de özellikle kendi ilk gençlik zamanlarımızdaki arada kalma hâllerini masaya getirdik, kimi kısa metinler yazdık ve buradan hareketle uzun süre gençlerin değişen ve değişmeyen gündemlerini tartıştık. İçimizde yaşananlar ile dışımızda olup bitenler arasında bir yerde duran eşikleri sahnede iç ses – dış ses hattına yerleştirdik. Ortaklaşa üretim yoluyla çalıştığımız malzemeler giderek üç liseli gencin başından geçen yalın bir olay örgüsüne dönüştü. Bir aşk hikâyesi anlatmayalım; klişeye düşmeyelim, diye çıktığımız yolda ne denli beyhude bir çaba içinde olduğumuzu fark ettik. Gençlerle yaptığımız “referans grup” çalışmalarında bu ve buna benzer hassasiyetlerimizin nasıl boşa çıktığını, öte yandan kendimizden emin gösterdiğimiz birçok parçanın ise epey tartışmalı olduğunu gördük. Süreç boyunca onlarla oyunumuz ve başkaca şeyler hakkında konuşmak hep çok şaşırtıcı ve ufuk açıcıydı. Oyun sonrası yaptığımız söyleşiler bize hâlâ oynamak kadar heyecan verici geliyor.

Fotoğraf: Ayten Çelik
Dönüp dolaşıp lafı “sesler”e getirişimizden onların bizim için hayatiyetini anlatabilmişizdir diye düşünüyoruz. Yalnız oyunumuzun içeriği ve yapısı itibarıyla değil, ekibimizin çok sesli hâliyle de durum böyle. Zaten bu çoğulluğun kendine has estetiğini ararken oyunumuz kendi kimliğini buldu: Başka başkayız ama yine de beraber dans edebilir, şarkılar söyleyebiliriz. Gençlerle bir araya geldiğimizde yaptığımız uzun sohbetlerde de bu çok sesliliğin payı var gibi görünüyor.
Onlarla geliştirdiğimiz ilişkinin faydacı bir yerden kurulmasını engelliyor, bir araya gelmenin üretimin ta kendisi olduğunu hatırlatıyor. Tam buradan size de seslenmek istiyoruz sevgili okur: Oyunumuz, askıda bilet uygulamamız ve gençlerle yaptığımız atölye çalışmalarıyla buluşmaları çoğaltmak istiyoruz. Gençler, gençlerle çalışan kişiler ve kurumlar, gençleri merak edenler ve yolu gençlikten geçmiş herkes aslında bu karşılaşmaların öznesi. Yolumuza çıkan sansürcü eğitim tornasına ve yok etmeye hevesli kültür politikalarına karşı gardımızı alırız da, repertuarlardan tutun sanat eğitimine, eleştiri yazılarından halkla ilişkiler çalışmalarına gençlerin ihtiyaçlarının en hafif tabirle ihmal edildiği bir tiyatro ekosistemi kolumuzu kanadımızı kırar. Belki de öncelikle gençlerin varlığını ve onlara yönelik üretimlerin ayrı bir kategori oluşturduğunu kabul etmek gerekiyor. Evet, önümüzdeki yolun pek öyle düzlük olmadığını görebiliyoruz ama inişlerle çıkışlara yalnız dramatik yapıdan aşina değiliz, buradayız, buralıyız, yakından biliyoruz. Yol arkadaşları kadar yol olduğunu bildiğimiz gibi… İki gözümüz arkada, şimdilik
Bye.
Dipnotlar
[1] https://www.instagram.com/p/DEzazG7sA9C/?img_index=3
[2] http://k2.org.tr/genc-tiyatrocular-icin-genclik-ve-cocuk-tiyatrosu-egitmenlik-egitimi/
[3] https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/of-ah-oh?fbclid=PAZXh0bgNhZW0CMTEAAaeYWxYtu4IB6lfABdVsugA6_B3Jzl sidp6caK57DIuG2bviTe3XBJLLvu4tnQ_aem_DHxIfMBrFV-mp-aHDzxwgA
[4] https://www.instagram.com/p/DIbe-vwNpO4/
TEB Oyun Dergisi‘nin 51. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.






